Tarih:

Paylaş:

İngiltere: Boris Johnson Sonrası Nasıl Bir Dış Politika?

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

7 Temmuz 2022 tarihinde İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Muhafazakâr Parti liderliğinden istifa ettiğini ve yeni bir lider seçilene kadar Başbakanlık görevine devam edeceğini açıklamıştır. Bir yandan tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgının etkileri devam ederken; diğer taraftan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik müdahalesi nedeniyle bölgesel ve küresel dönüşümler yaşanmaktadır. Beraberinde enerji, gıda ve ekonomik krizlerin görüldüğü günümüzde, İngiltere’de yaşanan bu gelişmeler, ülkenin iç politikasında olduğu gibi dış politikasında da birtakım değişikliklere neden olabilir. Mevcut durumdan İngiltere dış politikasının nasıl şekilleneceği noktasında Johnson dönemi sonrasında yönetime gelecek adayların yaklaşımları önem arz edecektir.

Boris Johnson döneminde yaşanan en önemli gelişme Brexit olmuştur. Avrupa Birliği’ne (AB) üyeliğin verdiği sorumluluk gömleğini çıkaran İngiltere, daha bağımsız bir politika oluşturma yetisi elde etmiştir. Bu durum, Johnson’u Brexit sonrası dönemde İngiltere dış politikasının şekillenmesindeki etkisi sebebiyle önemli bir lider yapmıştır. Özellikle de Theresa May döneminde gündeme gelen “Küresel Britanya Vizyonu”nun gerçekleşmesi açısından bu dönem, Başbakan Johnson’a mühim fırsatlar sunmuştur.

Ayrıca, 16 Mart 2021 tarihinde yayımlanan “Rekabetçi Bir Çağda Küresel Britanya” başlıklı belgeyle Brexit sonrası politikaların genel çerçevesi çizilmiştir. Johnson’un “İngiltere tarihinde yeni bir sayfa” sözleriyle giriş yaptığı belgede İngiltere’nin dış ilişkiler, güvenlik ve savunma politikalarındaki temel hedefleri açıklanmıştır.

Dış politika açısından belge incelendiğinde, değerler ve diğer ülkelerle ticari bağlar ön plana çıkmakta ve Atlantikçi anlayışa önem verilmeye devam edildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle belgede, ABD-İngiltere müttefikliğinin süreceği belirtilmiş ve Avrupa-Pasifik Bölgesi’nin İngiltere’nin güvenliği ve refahı için ehemmiyet arz ettiği vurgulanmıştır.

Ardından Rusya’nın İngiltere ve Avrupa için doğrudan tehdit oluşturduğu, bu tehdit karşısında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) aracılığıyla Batı’nın bir bütün olarak hareket edeceği belirtilmiştir.[1]Esasen Rus tehdidi, Avrupa güvenliğinin korunması ve güçlendirilmesi noktasında bölge ülkelerinin işbirliğine olan bağlılıklarının arttırılması için kritik bir etken olmuştur. Bu bağlamda İngiltere, Avrupa güvenliğini sağlamak amacıyla hem NATO hem de AB’yle ortak hareket etmekte ve Rus etkisine karşı savunmasız olan Doğu Avrupa ülkelerine destek olmaktadır.

Bahse konu olan durumun yansıması olarak 17 Şubat 2022 tarihinde Polonya, Ukrayna ve İngiltere arasında üçlü pakt imzalanarak siber güvenlik, enerji güvenliği ve dezenformasyonla mücadele konularında koordinasyon sağlanması kararlaştırılmıştır.[2] Johnson, ilerleyen zamanlarda Polonya, Ukrayna, Estonya, Letonya ve Litvanya’yla Rus tehdidine karşı askeri, siyasi ve ekonomik ittifak kurmayı önermiştir.

24 Şubat 2022 tarihinde başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı, belgede vurgulanan Rusya tehdidini doğrularcasına Avrupa güvenliğinin Rus tehdidi altında olduğunu ortaya koymuştur. Savaşın ilk günlerinden itibaren İngiltere, Rusya’yla mücadelesinde Ukrayna’ya askeri destek sağlama konusunda istekli davranmıştır.

Avrupa kıtasında yaşanan savaş, bölge güvenliğinin tesis edilmesi ve korunmasında NATO’ya olan ihtiyacı hatırlatmış ve NATO’ya üye olmayan devletler, güvenliklerini arttırmak amacıyla Atlantik İttifakı’na dahil olmaya dönük girişimlerde bulunmuştur.

Benzer düşünceyle, tarafsız statüyü benimseyen Finlandiya ve İsveç de NATO’ya üyelik başvurusu yapmıştır. İngiltere, tarafsızlık statülerini sona erdirip NATO katılım protokollerini imzalayan İsveç ve Finlandiya’yla 11 Mayıs 2022 tarihinde “Güvenlik Anlaşması”imzalamıştır. Anlaşma, taraflara askeri eğitim, tatbikat ve istihbarat alanlarında işbirliği hakkı vermesinin yanı sıra saldırıya uğramaları durumunda her iki ülkeye de İngiltere’nin askeri destek taahhüdünde bulunmasını içermektedir.[3] Kısacası Avrupa güvenliğinin yeniden dizayn edildiği günümüzde İngiltere, mimarlar arasında yer almaya çalışmaktadır.

Belgede Çin’le ilişkiler ve “Hint-Pasifik Bölgesi Dış Politikası” dikkat çeken diğer konulardandır. Çin, İngiltere’nin ekonomik güvenliği açısından önemli bir rakip şeklinde nitelendirilmektedir. Ancak Çin’le olan ticari ilişkilerin, İngiliz değerlerine zarar vermeden geliştirilebileceği ve iklim değişikliği, biyoçeşitliliğin korunması ve ulus ötesi sorunlarla mücadele gibi konularda işbirliği yapılabileceği belirtilmiştir.[4] Günümüzde gittikçe önemi artan ve rekabet alanına dönüşen Hint-Pasifik Bölgesi’nde Londra; güvenliğinin, ekonomisinin, değerlerinin ve çıkarlarının korunması açısından diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha kapsamlı ve kalıcı ilişkiler geliştirmek istemektedir.[5]

Hatırlanacağı üzere, 15 Eylül 2021 tarihinde ABD, İngiltere, Avustralya; Hint-Pasifik Bölgesi’nde Çin’in yükselişini engellemek ve yeni nükleer deniz altılar inşa etmek amacıyla AUKUS isimli savunma paktını oluşturmuştur.[6] AUKUS vesilesiyle İngiltere, geleneksel ABD ortaklığını sürdürmüş ve Hint-Pasifik Bölgesi’ne konuşlanmıştır. Pasifik’e ek olarak Körfez ülkeleri üzerinde de etkinliğini arttırmak isteyen İngiltere, Körfez İşbirliği Konseyi’yle serbest ticaret müzakereleri başlatmıştır.Belirtmek gerekir ki; herhangi bir anlaşmanın gerçekleşmesi halinde İngiltere ekonomisine daha fazla destek sağlanmasının yanı sıra Londra’nın Küresel Britanya hedefi doğrultusunda Hint-Pasifik’teki nüfuzunu arttırması mümkün hale gelecektir.

Johnson döneminde dış politikada yaşanan tüm bu gelişmeler, İngiltere için önemli sonuçlar doğurmuştur. Johnson sonrası İngiltere dış politikası ise ya eski Maliye Bakanı Rishi Sunak ya da Dışişleri Bakanı Liz Truss liderliğinde şekillenecektir. Sunak, ABD’de yaşamış ve Atlantikçi anlayışı benimseyen bir siyasetçidir. Truss ise Avrupacı olup; Kanada’ya yakınlığıyla tanınan biridir. Truss, Brexit konusunun referanduma sunulduğu 2016 yılında AB’de kalmayı desteklerken; Johnson döneminde kabinede yer alarak Brexit’i savunmuştur. Günümüzde ise her iki aday da Brexit’e bağlılıklarını dile getirmektedir. Neticede AB dışında kalmak Londra’ya daha özgür bir hareket alanı yaratmaktadır.

Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan savaşta Kiev yönetimine açık bir şekilde destek veren Londra’nın bu politikasının yeni lider döneminde de devam edeceği aşikardır. Söz konusu desteğin simgesi olarak yeni Başbakan’ın yapacağı ilk dış gezilerde Kiev yer alması muhtemeldir. Ancak ülkede yaşanan ekonomik sorunlardan dolayı Ukrayna’ya desteğin yoğunluğunda ve miktarında azalma olabilir. 

Her iki aday da Çin’in hem İngiltere hem de küresel güvenlik için tehdit oluşturduğu konusunda hemfikirdir.  Sunak, stratejik olarak hassas şirketler de dahil olmak üzere önemli İngiliz şirketlerinin Çin tarafından satın alınmasının yasaklanması gerektiğini dile getirmektedir. Nitekim yakın geçmişte İngiltere, Huawei’in 5G alt yapısından çıkarılması kararını almıştır. Bununla birlikte ekonomi ve finans geçmişi olan Sunak’ın Başbakan olması halinde, fayda maksimizasyonu sebebiyle Çin’le ticari ilişkiler geliştirilmesini daha fazla ön plana çıkaracağı tahmin edilmektedir. Yani Çin’le ilişkilerde denge siyasetini devam ettirebilir.

Truss ise otoriter rejimlerle teknoloji ihracatını olabildiğince sınırlandırma görüşünü savunmaktadır. Ayrıca geçmişte Ukrayna’yla karşılaştırma yaparak Tayvan’da olası bir Çin işgalinin yaşanmasını engellemek amacıyla İngiltere’nin Tayvan’a silah vermesi önerisinde bulunmuştur. Seçim döneminde ise Çin lobisinin de etkisiyle, Tayvan’ın güvenliği ve Sincan’da yaşananlar hakkında açıklama yapmaktan kaçınmaktadır.[7] Ancak Başbakan’ın Truss olması durumunda, Tayvan konusunun daha sık gündeme getirilmesi ve ABD’ye Tayvan’da proaktif politika uygulama konusunda ısrarcı olunması ihtimal dahilindedir. Dolayısıyla Sunak, çıkarlar; Truss ise değerler üzerinden Çin politikası oluşturacaktır.

Sonuç olarak her iki adayın da dış politikaya dair kendi görüşleri bulunmaktadır. Ancak yaşanan salgınlar, savaşlar, krizler, rekabetler ve dünyanın giderek daha fazla benzer krizlerle karşı karşıya kalacağı göz önünde bulundurulduğunda, liderlerin politikalarında dış politika açısından radikal değişikliklerin yaşanması beklenmemelidir. Her halükârda yeni dönemde Johnson dönemine benzer bir eğilimin olacağı ve çok fazla değişikliğin yaşanmayacağı söylenebilir.

İngiltere’nin dış politikasında keskin bir dönüşün yaşanması ise ülkeyi yöneten liderin değil; partinin değişmesiyle gerçekleşebilir. Diğer yandan belirtmek gerekir ki; yeni Başbakan, öncelikle iç politikaya yoğunlaşarak Johnson döneminde partinin skandallarla dolu imajını düzeltmek ve azalan popülaritesini arttırmak için mesai harcayacaktır. Bu süreçte halkın desteğini alacak bazı dış politika kararların, partinin çıkarlarına hizmet eden bir araç olarak kullanılması mümkündür.


[1] “Global Britain in a Competitive Age: The Integrated Review of Security, Defence, Development And Foreign Policy”, HM Government, https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/975077/Global_Britain_in_a_Competitive_Age_the_Integrated_Review_of_Security__Defence__Development_and_Foreign_Policy.pdf, (Erişim Tarihi: 26.07.2022).

[2] Evan Simko Berdnarski, “Ukraine, Poland And UK Sign Cooperation Agreement As Russian Threat Looms”, Newyork Post, https://nypost.com/2022/02/17/ukraine-poland-the-uk-sign-agreement-as-russian-threat-looms/, (Erişim Tarihi: 26.07.2022).  

[3] Anne Kauranen, “UK Strikes New Security Agreement With Sweden And Finland”, Reuters, https://www.reuters.com/world/europe/uk-strikes-new-security-agreement-with-sweden-finland-2022-05-11/, (Erişim Tarihi: 26.07.2022).

[4] “Global Britain in a Competitive Age: The Integrated Review of Security, Defence, Development And Foreign Policy”, HM Government, https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/975077/Global_Britain_in_a_Competitive_Age_the_Integrated_Review_of_Security__Defence__Development_and_Foreign_Policy.pdf, (Erişim Tarihi: 26.07.2022).

[5] Aynı yer.

[6] “What İs The Aukus Alliance And What Are İts İmplications?”, The Guardian, https://www.theguardian.com/politics/2021/sep/16/what-is-the-aukus-alliance-and-what-are-its-implications, (Erişim Tarihi: 26.07.2022).

[7] “Sunak Ruse Aims To Outmanoeuvre Truss Over China”, The Guardian, https://www.theguardian.com/politics/2022/jul/25/sunak-ruse-aims-to-outmanoeuvre-truss-over-china, (Erişim Tarihi: 26.07.2022). 

Gamze BAL
Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Akabinde Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda başladığı yüksek lisans eğitimini “1992 Sonrası Avrupa Birliği’nin Filistin-İsrail Sorununa Yaklaşımı” başlıklı teziyle tamamlamıştır. 2021-2022 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği Anabilim Dalı’nda doktora ders dönemini tamamlamıştır. Halihazırda Bal, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine devam etmektedir. İleri derecede İngilizce bilen Bal’ın başlıca çalışma alanları, Avrupa Birliği, güvenlik, etnik çatışmalar ve çatışma çözümü yöntemleridir.