Tarih:

Paylaş:

İngiltere ve Kıta Avrupası’nın Yeni Düşmanı Çin Olabilir mi?

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

11 Ekim 2022 tarihinde İngiliz basın kuruluşu Reuters, İngiltere’de 2022 yılının Eylül ayında göreve başlayan Truss Hükümeti’nin dış politikada radikal bir değişikliğe imza atarak Çin’i “tehdit” şeklinde nitelendireceğini öne sürmüştür.[1] Bu değişiklikle birlikte Çin’in İngiliz dış politikasındaki konumu, resmi açıdan Rusya’nınkiyle aynı seviyeye gelecektir. Nitekim Boris Johnson döneminde Çin, “sistemik bir rakip” olarak kategorize edilmiştir.  Ancak yeni Başbakan Liz Truss, bunu bir adım daha ileriye taşıyarak “tehdit” seviyesine yükseltmeye karar vermiştir.

Esasında Çin’i tehdit olarak nitelendirmek, Truss’ın en dikkat çeken vaatlerinden biriydi. Dolayısıyla bu yönde bir kararın alınması sürpriz olmamıştır. Burada merak edilen husus ise Kıta Avrupası’nın İngiltere’nin peşine takılarak Çin’i hedef haline getirip getirmeyeceğidir. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 2022 yılının Haziran ayındaki Madrid Zirvesi’nde kabul edilen yeni Stratejik Konsept’te Rusya’nın yanı sıra Çin’den de “stratejik rakip” olarak bahsedilmiştir. Ancak bu karar, NATO üyelerinin Pekin’e karşı cephe almasını gerektirecek bir değişikliği ifade etmemektedir. Daha çok Rusya’nın yanı sıra Çin’den kaynaklanabilecek potansiyel tehditlere hazırlıklı olunması amaçlanmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiltere, NATO’nun Rusya ve Çin’le eş zamanlı olarak mücadele edebilmesi için birlikte hareket etmektedir. Truss Hükümeti, attığı bu adımla birlikte Avrupa ülkelerinin Çin’e karşı mücadele edebilmesi için bir altyapı oluşturmaktadır. Bu tür nitelendirmeleri daha önce ABD Başkanı Donald Trump, İran için yapmış, Tahran yönetimine karşı ekonomik yaptırımlar uygulamış ve taraflar, pek çok kez savaşın eşiğinden dönmüştür. İngiltere’nin Çin’i resmi olarak düşman kategorisine koyması da Tayvan’daki savaşa hazırlık stratejisi olarak görülebilir.

 Londra, Ukrayna’ya destek olunması konusunda çok geç kalındığını ve bu yüzden da Tayvan’a yardımda bulunulması gerektiğini savunmaktadır. Buna hazırlık yapmak için İngiltere, öncelikle Çin’i tehdit şeklinde kategorize etmiştir. Yani Londra, aynı Ukrayna örneğinde olduğu gibi, Batılı güçlerin Tayvan etrafında kenetlenmesini ve Çin’e karşı ortak bir cephe oluşturmasını arzulamaktadır.

NATO ülkeleri, nasıl ki Rusya’nın karşısında konumlanmışsa şimdi de İngiltere, Çin’e karşı benzer bir ittifak kurulmasını arzulamaktadır. İspanya’daki son NATO Zirvesi’nde Çin tehdidinden bahsedilmiştir. Ancak NATO üyelerinin Çin’e bakışları, Rusya’ya olan perspektiflerinden oldukça farklıdır. Kısacası NATO, Rusya’ya karşı tek ses olmayı başarsa bile aynı şeyi Çin için yapmak mümkün olmayabilir. Ancak bu, imkânsız da değildir. Çünkü Rusya örneğine bakıldığında Avrupa, enerji alanında Moskova’ya büyük oranda bağımlı olmasına rağmen onu düşman haline getirebildiyse ve onunla savaşmaya cesaret edebildiyse, Çin’le düşman olmayı da aynı şekilde göze alabilir.

Bu noktada NATO ülkelerinin enerji, ekonomi ve ticaret alanında Rusya ve Çin’e ne kadar bağımlı olduğuna da bakmak gerekmektedir. Çin’in Kuşak Yol Projesi, Avrupa’yla olan ticareti ve söz konusu ülkelerde yaptığı yatırımlar, Rusya’nın burada yaptıklarından daha büyüktür. Örneğin Çin, Avrupa’nın en büyük ticari partneridir. Çin’den 472 milyar avro değerinde mal ithal eden Avrupa, bu ülkeye 223 milyar avro ihracat gerçekleştirmektedir.[2] Rusya ise Avrupa’nın beşinci en büyük partneridir. Rusya’dan 162 milyar avro ithalat yapan Avrupa, bu ülkeye 89 milyar avro ihracat gerçekleştirmektedir.[3]

Tüm bunların yanı sıra Çin’in Kuşak-Yol Projesi kapsamında özellikle de Yunanistan ve İtalya limanlarına yaptığı yatırımlar ve Belçika, Almanya ve Hollanda limanlarına yaptığı sevkiyatlar, Çin’in Avrupa ekonomisine sunduğu en önemli katkılar olarak görülmektedir. Ancak Avrupa, ticarette Çin’e bağımlı olduğu kadar enerjide de Rusya’ya bağımlıdır. Dolayısıyla ekonomik kriterlerden yola çıkarak Avrupa nazarında Rusya’nın mı; yoksa Çin’in mi daha vazgeçilmez olduğunu tespit etmek oldukça zordur.

Bu meseleye jeopolitik riskler açısından bakmak daha kolay olacaktır. Rusya, Avrupa’nın yanı başındadır ve nükleer tehdit söz konusu olduğunda, NATO üyelerinin harekete geçmesi kaçınılmaz görünmektedir. Diğer taraftan Çin ile Tayvan arasında çıkabilecek bir savaş, daha çok Avrupa’nın ekonomik güvenliği bakımından tehdit oluşturmaktadır. Yani Avrupa’nın güvenliğini dolaylı olarak etkilemektedir. Bu yüzden Avrupa ve daha genel anlamda NATO üyeleri, Çin’i kendi topraklarına dönük hayati-yaşamsal bir tehdit olarak görmeyebilir. Bu sebeple İngiltere, Çin’i tehdit olarak kabul etme noktasında kendisine Kıta Avrupası’ndan daha fazla destekçi bulmakta zorlanabilir.

ABD, İngiltere ve daha geniş anlamda Anglosakson devletleri, Rusya ve Çin karşısında bir kutup olmaya başlamışlardır. Bu noktada NATO ve Avrupa ayrımı meydana gelmektedir. Kıta Avrupası, Rusya’yla savaşmasına rağmen enerji krizi nedeniyle bu mücadelenin faydasız olduğunu düşünmeye başlayabilir. Yine ekonomik açıdan Çin’e büyük oranda bağımlı oldukları için kolay kolay Pekin’i düşman olarak konumlandırmayacaklardır. NATO’nun liderliğini yapan ABD ve onu takip eden İngiltere ise tüm Kıta Avrupası’nın hem Rusya hem de Çin’le eşzamanlı olarak mücadele etmesini istemektedir.

Avrupa’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Kiev’e destek olması için yürütülen kampanyaya liderlik eden İngiltere, yakın gelecekte Çin’in Tayvan’a saldırma tehlikesine karşılık Kıta Avrupası’nın uyanık olmasını istemektedir. İngiltere, NATO’nun Ukrayna’da izlediği politikanın benzerinin şimdi Tayvan meselesinde uygulanmasını arzulamaktadır. Ancak bu riskli bir stratejidir. Zira Tayvan’ın daha fazla cesaret bulup Çin’den uzaklaşmasına neden olabilir ve nihayetinde Çin’in saldırısıyla sonuçlanabilir. Unutulmamalıdır ki; NATO’nun Ukrayna’ya sunduğu bazı garantiler, Kiev’i cesaretlendirmiş ve Ukrayna, Rusya’dan uzaklaşmaya başlamıştı. İki ülke arasında savaş çıktığında ise NATO buna sessiz kalmış ve Kiev’in desteğine koşmamıştır. Benzer durum, Tayvan için de geçerli olabilir. ABD ve İngiltere’nin başını çektiği Anglosakson ittifakı, NATO’nun desteğe geleceğini söylemek suretiyle Tayvan’ı cesaretlendirmektedir. Dolayısıyla Anglosaksonların Tayvan’a bazı güvenceler vermesi, bölgesel güvenlik bakımından oldukça tehlikelidir. Çünkü olası bir savaş anında Batılı güçlerin Tayvan’a destek vereceğinin garantisi yoktur.

Sonuç olarak ABD ve İngiltere, Kıta Avrupası’nı Çin’le düşman hale getirmek suretiyle onları yanlış yönlendiriyor olabilir. Ukrayna’dan sonra Avrupa’nın Tayvan Meselesi’nde de hata yapma ihtimali halen güçlüdür. Dolayısıyla ABD ve İngiltere dışındaki NATO üyeleri, “Çin tehdidiyle” mücadele etme noktasında daha ihtiyatlı hareket edeceklerdir. Enerji krizi sebebiyle Ukrayna’daki savaşın sürdürülebilirliğini tartışan ve bu anlamda İngiltere’nin savaş yanlısı tutumuna farklı bir gözle bakan Avrupa, Çin konusunda da Anglosaksonlardan ayrılabilir. Kısacası Çin’i tehdit olarak nitelendirdikten sonra İngiltere, Avrupa’da daha da yalnızlaşabilir. 


[1] “UK To Designate China A ‘Threat’ in Hawkish Foreign Policy Shift”, The Guardian, https://www.theguardian.com/politics/2022/oct/11/uk-to-designate-china-a-threat-in-hawkish-foreign-policy-shift, (Erişim Tarihi: 12.10.2022).

[2] “China”, European Commission, https://policy.trade.ec.europa.eu/eu-trade-relationships-country-and-region/countries-and-regions/china_en, (Erişim Tarihi: 12.10.2022).

[3] “Russia”, European Commission, https://policy.trade.ec.europa.eu/eu-trade-relationships-country-and-region/countries-and-regions/russia_en, (Erişim Tarihi: 12.10.2022).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.