Myanmar Darbesi: Değerler Üzerinden Kutuplaşma

Myanmar’da yaşanan 1 Şubat 2021 tarihli askeri darbe, ülkeyi ve bölge güvenliğini derinden etkilemiştir. Zira 8 Kasım 2020 tarihli seçimlerde hile yapıldığını öne süren ordu, Myanmar’ın demokratik seçimlerle iktidara gelmiş olan lideri Ang Su Çi’yi tutuklayarak ülkede sıkıyönetim ilan etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) darbeyi şiddetle kınayıp halkın iradesine karşı durulmaması gerektiğini vurgularken; Çin ise durumu not ettiğini ve farklılıkların ele alınarak istikrarın korunmasını umduğunu açıklamıştır.[1] Ancak Pekin yönetiminin umuduna rağmen Myanmar’da 2010 yılından itibaren filizlenmeye başlayan demokratikleşme süreci ağır bir darbe almıştır.

Pekin’in Ulusal Güvenlik Politikası ve Kuşak-Yol Projesi’ndeki konumu açısından Myanmar, Bengal Körfezi’ne doğru uzanan kıyılarıyla hem Çin’in bölgesel rakibi olan Hindistan’ın ulusal güvenlik politikasında hem de küresel rakibi olan ABD’nin Hint-Pasifik politikasında kilit bir rol oynamaktadır. Yıllar süren askeri yönetim ve darbeler nedeniyle söz konusu ülke, 2010 yılına kadar Kuzey Kore’yle birlikte anılmıştır. Özellikle de 1990 yılındaki genel seçimlerin reddi ve akabinde gerçekleşen darbe sebebiyle Myanmar, 30 yıl boyunca ABD’nin ağır yaptırımlarına maruz kalmıştır. Bu yaptırımlar ise Myanmar’a ortak sınırları 2 bin kilometreyi aşan komşusu Çin’e yönelmekten başka şans tanımamıştır.

Değişimin gerçekleşmeye başladığı 2010 yılında asker kökenli lider Thein Sein, Myanmar’ın ilk Cumhurbaşkanı olmuştur. Çin, yeni yönetimin geniş çaplı politik reformlar yapmayacağını düşünerek, ABD-Myanmar ilişkilerinin artmasını sınırlı ölçüde de olsa olumlu karşılamıştır. Böylece askeri hükümeti destekleyerek üzerindeki uluslararası baskıyı hafifletmek istemiştir. Ne var ki 2011 senesinde yaklaşık 15 yıldır hapiste tutulan Myanmar’ın lideri Ang Su Çi ile Thein Sein’in buluşması, ABD-Myanmar ilişkilerini çok daha ileri bir seviyeye taşımıştır.[2] Myanmar’ın politik liberalleşmesine cevaben ABD’nin çoğu yaptırımı kaldırdığı görülmüş, 2011 ve 2012 yıllarında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve ABD Başkanı Barack Obama, Myanmar’ı ziyaret etmiştir. ABD-Myanmar ilişkilerinin gelişmesi, ABD’nin Asya’da Çin’in kendisini engelleme planı olarak gördüğü “yeniden dengeleme politikasının” anahtar unsuru olmuştur.[3]

Güncel koşullara bakıldığında ise 1 Şubat 2021 tarihinde Ang Su Çi’nin tekrar tutuklanması, kendi içerisinde başarılı görünen demokratikleşme sürecinin ordu tarafından bir kez daha rafa kaldırıldığını gözler önüne sermiştir. Fakat yaklaşık 10 yıllık demokrasi yolculuğunu deneyimleyen Myanmar halkı, yaptığı kararlı protestolarla 30 yıl daha askeri yönetim altında kalamayacağını vurgulamaktadır. Eğer ordu halka kulak vermez ve halk da protestolara devam ederse, şiddetin artmasıyla birlikte bölgede bir iç savaşın hâkim olması olasıdır. Çin, her ne kadar Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarında alınmak istenen müdahale ve kınama kararları için veto kartını kullansa da Myanmar’da ortaya çıkacak bir istikrarsızlığın Pekin yönetimi açısından da göz ardı edilemez olduğu aşikardır.

Bir diğer önemli nokta ise darbeyle birlikte Myanmar’da bulunan ve ağırlıklı olarak Budist nüfusa sahip olan Arakan Müslümanlarının daha kötü koşullar altında kalmasıdır. Çünkü Ang Su Çi, Myanmarlıların demokrasi kahramanı olsa da Arakanlılar için aynı imaja sahip değildir. Özellikle de 2017 yılında Myanmar Ordusu’nun Arakan Müslümanları üzerindeki ölümcül baskısı, yüz binlerce kişinin Bangladeş sınırına kaçmasına sebep olmuştur. Nitekim 2018 yılında BM araştırmacıları tarafından yayınlanan bir raporda Myanmar, soykırım amaçlı toplu katliamlar ve tecavüzler gerçekleştirmekle suçlanmıştır. Nobel Barış Ödülü sahibi Ang Su Çi ise soykırım iddialarını defalarca reddetmiş ve Müslüman azınlığa karşı kayıtsızlığından ötürü eleştirilerin odağı olmuştur. Kısacası Myanmar, Arakan vatandaşlığını reddetmiş ve hatta onları bir halk olarak tanımayı inkâr ederek 2014 yılındaki nüfus sayımına bile dahil etmemiştir.[4]

Önümüzdeki süreçte ABD, kendi müttefikleriyle sağlam ilişkiler kurmayı ve ortak bir paydada buluşmayı hedeflemektedir. Yükselen Çin’in ise tersini iddia edemeyeceği bir zaafı bulunmaktadır. Bu zaaf da Çin’in politik değerleridir. Çin, kendine özgü totaliter rejimiyle yaptığı ekonomik açılımlara rağmen demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri yücelten devletler karşısında güvenilmez bir imaj çizmektedir.

Buna karşılık Pekin yönetimi, mevzubahis imajını devletlerin iç meselelerine karışmama, farklılıkları kucaklama ve bir arada çok kutuplu dünyayı inşa etme sloganlarıyla dengelemeye çalışmaktadır. Bu yüzden de demokrasi ve insan hakları ihlallerinden dolayı ABD ve diğer Batılı devletlerin yaptırımlarına maruz kalan aktörlerin Çin şemsiyesi altında güvende hissedecekleri aşikardır. 2010 yılından sonra demokratikleşme süreci bağlamında Kuzey Kore’ye örnek gösterilmeye başlanan Myanmar,[5] yeni askeri yönetimiyle Çin’in gölgesi altına girerek bölgedeki askeri totaliter yönetim zincirine tekrar eklemlenebilir. Bu da yıllardır anti-demokratik sayılan devletlere kabul ettirilmeye çalışılan uluslararası demokratik değerlerde geriye doğru bir adım daha atılması anlamına gelecektir.


[1] “China ‘Notes’ Myanmar Coup, Hopes For Stability”, Reuters, https://www.reuters.com/article/us-myanmar-politics-china/china-notes-myanmar-coup-hopes-for-stability-idUSKBN2A11P2, (Erişim Tarihi: 01.02.2021).

[2] Yun Sun, “Myanmar in US-China Relations”, Stimson Center, www.jstor.org/stable/resrep10802, (Erişim Tarihi: 06.02.2021).

[3] Aynı yer.

[4] “Myanmar Rohingya: What You Need To Know About The Crisis”, BBC, https://www.bbc.com/news/world-asia-41566561, (Erişim Tarihi: 10.02.2021).

[5] Jonathan T. Chow and and Leif-Eric Easley, “No Hope without Change: Myanmar’s Reforms and Lessons for North Korea”, Asan Institute for Policy Studies, www.jstor.org/stable/resrep08127, (Erişim Tarihi: 04.02.2021).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Nisa Burçak ÖZDEMİR
Nisa Burçak ÖZDEMİR
Nisa Burçak Özdemir, 1998 yılında Trabzon'da doğmuştur. 2020 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden onur derecesiyle mezun olan Özdemir’in başlıca çalışma alanları Asya-Pasifik, Çin-Kore ilişkileri ve Kore dış politikasıdır. İyi derecede İngilizce bilen Özdemir, orta seviyede Korece de bilmektedir.

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz