Özel Röportaj: Rus Arşivlerinin İşaret Ettiği Gerçekler ve Biden’ın Skandal Kararı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, 24 Nisan 2021 tarihinde 1915 Olayları’na ilişkin sözde soykırım iddialarını tanıma kararı almıştır. Kuşkusuz bu durum, çok kutuplu dünyanın inşasına yönelik jeopolitik bir arayışta bulunduğunu ortaya koyan Türkiye’nin cezalandırılması amacını taşımaktadır. Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) olarak meselenin tarihi, hukuki ve siyasi boyutlarını derinlemesine analiz etmek için Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Misafir Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Perinçek’le konuştuk.

İlk olarak sözde soykırım iddialarını bize anlatmanızı rica edeceğiz. Meselenin tarihi boyutuyla ilgili neler söylenebilir?

Ben 20 yılı aşkın süredir Rus Devlet Arşivleri’nde Ermeni Meselesi üzerine çalışmalar yapmaktayım. Arşivde, 1915 Olayları’na ve sonrasına dair birincil nitelikte kaynaklar vardır. Bu sebeple de söz konusu tarihte yaşananların değerlendirilmesi açısından Rus arşiv belgeleri oldukça önemlidir. Çünkü bahsi geçen dönemde Rusya Çarlığı, Ermeni Meselesi’nin tarafı olan bir aktördür. Üstelik Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkasya Cephesi’nde savaşan bir devlet olarak oradaki gelişmelere yakından tanıklık etmiştir. Bu bakımdan Rus arşivlerinde çok sayıda belgeye ulaşmak mümkündür. Bunun yanı sıra Rus arşivlerinde bizzat Ermeni belgeleri de vardır. Tahmin edileceği üzere, bugün Türk araştırmacıların Ermeni arşivlerine girip araştırmalar yapması pek mümkün değildir. Ancak Erivan merkezli Ermenistan hem Çarlık hem de Sovyet döneminde Petersburg’a ve Moskova’ya bağlı bir toprak parçası olduğu için oradaki belgelerin önemli kısmı Rusya’daki arşivlere götürülmüştür. Bu bakımdan Rus arşivlerinde Ermeni belgelerine ulaşılmaktadır.

Bu belgelerde niçin önemli? Belgelerden nasıl bir sonuca ulaştınız?

Belgeler incelendiğinde, üç temel sonuçla karşılaşmaktayız. Bunlardan ilki, 1915 yılında ve sonrasında yaşananların soykırım olarak nitelendirilemeyeceği ve bunun karşılıklı bir kırım olduğudur. İkinci sonuç, bahsi geçen karşılıklı kırımın Batılı emperyalist devletler ve Rusya Çarlığı tarafından, Türk topraklarını işgal etmek amacıyla kullanılan Ermeni isyancıların ve çetelerin kışkırtılmasıyla gerçekleştiğidir. Üçüncü ve en temel sonuç ise ülkesinin paylaşılmasına karşı kendi toprak bütünlüğünü ve milli güvenliğini sağlamak amacıyla Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul Hükümeti’nin ve Kurtuluş Savaşı yıllarında da Ankara Hükümeti’nin bir vatan savunması gerçekleştirerek haklı savaş verdiğidir. Hukuki tabirle ifade etmek gerekirse, meşru müdafaa içerisinde bulunduğudur.

Bu noktada 1915 yılında yaşananlar hakkında belgelerin ne söylediğini bize anlatır mısınız?

Birinci Dünya Savaşı belgeleri, Rus arşivlerinde geniş yer tutmaktadır. Bu belgelerin bazıları oldukça çarpıcıdır. Söz konusu belgelerde, Osmanlı Ermenilerine Batılı emperyalist devletler ve Rusya Çarlığı tarafından iki görevin yüklendiği görülmektedir. Bunlardan ilki, cephe gerisinde ayaklanma çıkartmak ve Türk Ordusu’nu zaafa uğratarak düşman kuvvetlerin Türk topraklarını işgalini kolaylaştırmaktır. İkinci görev ise Osmanlı Ermenilerinden gönüllü birlikler oluşturmak suretiyle Türklerin cephe hattını yarması ya da cephe gerisinde sabotaj faaliyetlerinde bulunmasıdır. Rus arşivlerine bakıldığında, bahsi geçen iki görevin hayata geçirilmesinde birkaç Taşnak teröristinin, militanının veya Ermeni askerinin rol oynamadığı; mevzubahis görevlerin hayata geçirilmesi için geniş Ermeni kitlelerinin faaliyette bulunduğu görülmektedir. Bunlar Rus makamlarına yazılan birçok mektupta yer almaktadır. Ayrıca Rus makamlarının tuttuğu çok detaylı kayıtlar da vardır. Bu kayıtlarda Türk Ordusu’nu arkadan vurma hareketinin kadınından erkeğine, gencinden yaşlısına, zengininden fakirine, okumuşundan cahiline kadar geniş kitlelere sirayet ettiği anlaşılmaktadır. Bu da alınan tehcir kararının haklı gerekçesini net olarak ortaya koymaktadır. Zira belgeler, Türk Ordusu’nun cephe gerisinden algıladığı tehdidin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Bu nedenle de Rus arşivleri, oluşan tehdit ile uygulanan tedbir arasındaki uyumluluğu ve orantılılığı göstermektedir. Dolayısıyla tehcirin haklı gerekçelerini göstermesi açısından bu belgeler son derece önemlidir.

Biz Birinci Dünya Savaşı esnasında Ermeni çetelerin Türk ve Müslüman nüfusa karşı ciddi katliamlar gerçekleştirdiğini de biliyoruz. Bu konu Rus arşivlerine de yansımış mı?

Elbette, tehcirin haklı gerekçelerini ortaya koyması bakımından Rus arşivlerindeki birçok belgenin de gösterdiği üzere, Ermeni çeteleri tarafından Müslüman nüfusa yönelik ciddi katliamlar uygulanmıştır. Rus Ordusu ve makamları Ermeni kuvvetlerini, çetelerini ve gönüllü birliklerini kullanmış olmalarına rağmen onlar bile Müslümanlara yönelik katliamlar karşısında dehşete kapılmıştır. Bu konuya ilişkin çok sayıda rapor vardır. Hatta katliamların durdurulması için bazı emir ve talimatlar yayınladıklarını da arşivlerde görmek mümkündür. Daha da önemlisi, askeri mahkemelerde Müslüman nüfusa katliam yapmak suçundan çok sayıda Ermeninin yargılandığı ve bu kişilerin idam kararına varan cezalara çarptırıldıkları arşivlerde görülmektedir. O dönemde Rusya Çarlığı’nda bir suç etnik ve dinsel nefrete dayandığında, ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmekteydi. Benim de incelediğim mahkeme tutanakları aracılığıyla çeşitli davalardan 700 sayfayı aşkın mahkeme kararı topladığımı söylemeliyim. Hemen hemen tüm katliamların ırksal ve dinsel nefrete dayandığı anlaşılmaktadır. Kurbanlar sadece Müslüman, Türk veya Kürt olduklarından ötürü bu katliamlara maruz kalmışlardır. Üstelik bu durumun Osmanlı Devleti’nin düşmanı olan bir ülkenin savaş esnasında cephedeki ordusunun askeri mahkemeleri tarafından kayıt altına alınması, tehdidin ciddiyetini yansıtmakta ve tehcir kararının haklılığını göstermektedir. Altı çizilmesi gereken bir diğer nokta da düşmanla işbirliği faaliyetlerinin ve Müslüman nüfusa yönelik katliamların, tehcirden çok daha önce başlamış olmasıdır. Bunlar da tehcir kararının haklı gerekçelerini ve bir meşru müdafaa adımı olduğunu gözler önüne sermektedir. Tüm bu belgeler bize soykırımın değil; karşılıklı kırımın olduğunu, bunun emperyalist devletler tarafından kışkırtıldığını ve Türkiye’nin de bir vatan savunması gerçekleştirdiğini anlatmaktadır.

Şimdi biraz da güncel boyuta değinmek gerekirse, Biden’ın 1915’te yaşananları soykırım olarak tanımasını nasıl yorumlarsınız?

Biden’ın açıklamasının uluslararası hukuk açısından hiçbir anlamı yoktur. Çünkü soykırım denen suç, mahkeme kararıyla tanınabilir. Bilindiği üzere, 1948 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilen Soykırımın Önlenmesine Dair Sözleşme vardır. Sözleşmeye göre, ancak yerel mahkemeler veya uluslararası ceza mahkemeleri soykırıma hükmedebilmektedir. Dolayısıyla bir mahkeme kararı olmadan herhangi bir soykırımdan bahsetmek mümkün değildir. Yani Biden’ın böyle bir yetkisi bulunmamaktadır. Bu yüzden de kararın uluslararası hukuk açısından hiçbir karşılığı yoktur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Perinçek-İsviçre kararı da buna örnektir. Karar, sadece düşünce özgürlüğüyle sınırlı bir karar değildir. Gerekçeli kararda AİHM yargıçları, 1915 Olayları’nı Yahudilere yapılan soykırımdan ayrı tutmuşlardır. Bununla birlikte konunun tartışmalı olduğuna işaret etmişlerdir. Konunun içeriğine dair birtakım veriler de sunmuşlardır. Sonuç olarak bir mahkeme kararı olmadan soykırımdan bahsedilmesinin mümkün olmadığı fikri, AİHM tarafından desteklenmektedir. Perinçek-İsviçre kararının ardından bu konu uluslararası hukukta, AİHM uygulamalarında veya Avrupa ülkelerinin farklı yüksek mahkemelerinin kararlarında içtihat haline gelmiştir. Perinçek-İsviçre kararının ardından AİHM tarafından alınan başka kararlarda ve Fransa Anayasa Mahkemesi’nin aldığı farklı kararlarda, Yahudilere yönelik yapılan Holokost ile 1915 Olayları birbirinden ayrılmış ve aynı kategoride olmadıkları teyit edilmiştir. Bu da Türkiye’nin uluslararası hukuk anlamında elde ettiği büyük bir zaferidir.

Peki Biden’ın buradaki niyeti nedir?

Hukuksal ve tarihsel açıdan bir geçerliliği olmayan bu kararın siyasi saikle yapıldığı görülmektedir. Karar, ABD’nin Türkiye’ye yönelik düşmanca politikalarının bir eseridir. Washington, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde bir kukla devlet kurmak istemektedir. Bunun Türkiye toprakları aleyhine genişletilmek istendiği bilinmektedir. Bununla birlikte Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı bir blok kurulmuştur. ABD, Türkiye’yi kendi kıyılarına hapsetmek ve diz çöktürmek istemektedir. Batı Trakya ve Ege’ye yığınak yapmakta ve Türkiye’yi çevrelemeye çalışmaktadır. Bu tablo içerisinde Biden’ın açıklaması, siyasi anlam kazanmaktadır. Dolayısıyla bu hamle, Türkiye’ye karşı bir silah olarak kullanılmak istenmektedir. Bu noktada en önemli konu, sözde Ermeni soykırımı iddialarının eskiden beri Türkiye’yi paylaşma planlarının bir parçasını oluşturmasıdır. Günümüzde de aynı amaç vardır. Mevzubahis plan, eskiden “Büyük Ermenistan Projesi” üzerinden yapılırken; günümüzde “Büyük Kürdistan Projesi” aracılığıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Nitekim Türkiye’nin terörle mücadelesi de bir insanlık suçu olarak gösterilmek istenmektedir. Türk Ordusu’na karşı psikolojik bir savaş yürütülmektedir. Biden’ın açıklamasında, yeni soykırımların engellenmesi amacıyla 1915 Olayları’na ilişkin bu kararın alındığı ifade edilmiştir. Burada yeni soykırım olarak kastettiği, Türk Ordusu’nun Suriye’de, Irak’ta ve kendi topraklarında yaptığı vatan savunmalardır. Biden’ın kararı, doğrudan Türk Ordusu’nu hedef almaktadır.

Bu aşamada meseleyi Güney Kafkasya’daki jeopolitik gelişmeler ekseninde yorumlayabilir misiniz?

Güney Kafkasya’da Karabağ’ın işgalden kurtarılmasının ardından bir normalleşme süreci öngörülmektedir. Türkiye ve Azerbaycan liderleri “Altılı Platform” ya da “3+3” olarak da ifade edilen bir yapılanma önermiştir. Bu yapıda Ermenistan’ın da yer alması düşünülmüştür. Ermenistan içerisinde de bir muhasebe yapılmaya başlanmış, Türkiye ve Azerbaycan’la ilişkilerin normalleşmesi gerektiği dile getirilmiştir. Biden’ın bu kararının, söz konusu yapıya Ermenistan’ın dâhil edilmesini engellemek amacıyla alındığı söylenebilir. Yani Biden’ın amacı bölgesel işbirliği ve barış ortamının tesisi için gelişen süreci sabote etmektir. Bahse konu olan karar, Ermeni lobisinin ve Türkiye düşmanı ülkelerin dayatmasıyla ya da ABD seçim kampanyalarında verilen birtakım sözler dolayısıyla alınmış bir karar değildir. Yani sanılanın aksine, lobilerin hiçbir şekilde ABD gibi büyük bir ülkeyi ve Biden’ı etkileme şansı yoktur. Bu tamamen ABD’nin Türkiye’ye düşmanca tavrından ve politikalarından kaynaklanmaktadır. Tehdidi doğru tespit etmek ve bu tehditle mücadele etmek gerekmektedir.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Türkiye uluslararası alanda elini güçlendirmek adına AİHM’in Perinçek-İsviçre kararını değerlendirecektir. Belirtmek isterim ki Rus arşivleri, tarihsel gerçekleri ortaya koyması açısından büyük önem arz etmektedir. Kısacası AİHM kararı, hukuksal; Rus belgeleri ise tarihsel açıdan Türkiye’nin elini güçlendirmektedir. Siyasi planda da İncirlik ve Kürecik gibi üslerin kapatılması, ABD’ye verilecek bir yanıt olarak gündeme gelebilir.

Bu çalışmada yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına ait olup, kurumsal olarak ANKASAM’ın resmi görüşünü yansıtmaz.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

DİĞER HABER-ANALİZLER

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz