Tarih:

Paylaş:

Royal Holloway Londra Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Klaus Dodds: “Hem Çin hem de Rusya, Arktik Okyanusu’nun bir “NATO Okyanusu” haline gelmesinden kaçınacaktır.”

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

Dünyanın en kuzey bölgesi olan Arktik veya Kuzey Kutbu denildiğinde buzullarla kaplı bembeyaz bir yer akıllara gelmektedir. Fakat küresel ısınma, karbondioksit emisyonu ve sanayileşmenin artışı gibi birçok neden, Arktik Bölgesi’ndeki buzulların erimesini tetiklemekte ve günden güne bölgedeki buzullar azalmaktadır. Her on yılda bir buzulların %13’ü erimektedir ve eğer böyle devam ederse, 2040 yılında Arktik Bölgesi’ndeki buzulların tamamen yok olacağı düşünülmektedir.

Arktik Bölgesi’nde yaşanan bu değişimler ise devletlerin Arktik’e yönelik politikalarının oluşmasına yol açmaktadır. Hem sekiz Arktik devleti hem de bölge dışı birçok devlet, Arktik’te çalışmalar yürütmeye çoktan yönelmiştir.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Arktik’in artan önemi ve bölgede gerçekleşen faaliyetler üzerine Royal Holloway Londra Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Klaus Dodds’un görüşlerini dikkatinize sunmaktadır.

1.Arktik Bölgesi, jeopolitik olarak neden önemlidir?

Arktik, birkaç nedenden dolayı jeopolitik olarak önem taşımaktadır. Öncellikle, bir terim olarak “Arktik Jeopolitiği”, Arktik Bölgesi’nin (genellikle Arktik Dairesi’nin kuzeyindeki buz, kara, deniz ve hava sahası olarak tanımlanır) Çin, Hindistan ve Türkiye ile Güney Kore de dahil olmak üzere bir dizi bölge dışı taraflar arasında artan bir ilgi nesnesi haline gelmesine dikkat çekmek için tasarlanmış bir kısaltma olarak kullanılmaktadır.

İkincisi, Arktik Bölgesi; en büyük paydaş olan Rusya ve Çin de dahil olmak üzere sekiz Arktik devletinin ayrılmaz bir parçası olan (4 milyon kişi) yerleşik bir bölgedir. Arktik devletleri, ulusal topraklarının güvenliği ve savunmasıyla yakından ilgilenmektedir ve çoğu durumda gözetime, korumaya ve farkındalığı artırmaya daha fazla yatırım yapmaktadır. Bunun nedeni kısmen de olsa bölgenin -donmuş toprakların erimesi, deniz buzunun geri çekilmesi, orman yangınlarının daha yaygın hale gelmesi ve buzulların küçülmesiyle- bir değişime uğradığının kabul edilmesidir.

Üçüncüsü, Rusya’nın Ukrayna’ya dönük kapsamlı işgalinin Arktik’in daha geniş stratejik hesaplamalara dahil olma biçimine dikkat çekmesidir. Artık Arktik, Baltık ve Karadeniz’in Rusya’yla bir angajman yayı olarak görülmesi gerektiğine dair bir kabul vardır.

Dördüncüsü, Ukrayna’nın işgalinin öncesine dayanan Rusya’nın Arktik’i askerileştirmesi devam etmektedir. Savaş kampanyasının Rusya’da neden olduğu aksamalara rağmen ülkenin kaynak geliştirmeye öncelik vermesi ve Çin ile Hindistan gibi Asya ülkeleriyle ortak çalışmaya devam etmesi muhtemeldir. Arktik’te tanık olduğumuz şey, daha geniş düzeyde küresel jeopolitikteki değişimin belirtileridir.

Son olarak, nispeten uzak olsa da Arktik Okyanusu’ndaki değişimin ölçeği ve hızı, birçok ülkeyi dünyanın tepesinde yeni bir ulaşım koridoru başlatmanın mümkün olup olmadığını düşünmeye itmektedir.

Anlaşılacağı gibi günümüzde Arktik; uzak, bağlantısız ve büyük güç rekabetlerinden muaf değildir. Zira 1996 yılında kurulan Arktik Konseyi’nin şekillendirdiği olumlu kutupsal işbirliği vizyonuna meydan okunmaktadır. Rusya’yla ilişkilerin çöküşü, Arktik bilimsel enternasyonalizminin ortaya koyduğu vaadi tehdit etmektedir. Örneğin Rusya’ya ait olan Arktik Bölgesi’ne erişim olmadan Arktik’in uzun vadeli gözlemlenmesi, Rus olmayan bilim insanları için çok daha zor hale gelmektedir.

2. Küresel mücadelenin yeni sahnesinin Arktik olacağına dair söylemler var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Arktik’te yeni bir Soğuk Savaş fikri, popüler bir fikirdir ve yakın geçmişte Arktik’i yeni bir toprak mücadelesinin konusu olarak tanımlama eğilimi olmuştur. 2007 yılında Arktik Denizi’nin dibine bir Rus bayrağının dikilmesi muhtemelen bu düşünceyi tetiklemiştir. Bugünlerde odak noktası ise 2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından uluslararası hukuka aykırı bir biçimde ilhak edilmesinden dolayı uygulanan yaptırımların ardından Moskova’nın Pekin’le artan ilişkileridir. Rusya-Çin ittifakı, 2022 yılında başlayan Ukrayna’nın işgali nedeniyle Arktik Konseyi’nin faaliyetlerine ara verdiği bir zamana denk gelmiştir.

Arktik’in parçalanması ve Avrupa ve Kuzey Amerika Arktik Bölgesi’nin Rusya Federasyonu Arktik Bölgesi’nden (AZRF) kopması yönünde bir korku söz konusu olabilir. Arktik Bölgesi’nin %50’sinin Rusya’ya ait olduğunu ve Rusya’nın olmadığı yedi devletli bir Arktik Konseyi’nin tehlikeli olacağını hatırlamakta yarar vardır. Rusya, AZRF’yi geliştirmeye devam etmek için bir önceliğe sahiptir ve kendi bölgesinin güvende olduğundan emin olmak için yatırım yapmayı sürdürecektir. Rusya, Çin’in AZRF’ye erişiminde Rusya’nın onayını almasını sağlama noktasında kararlı davranacaktır. Ayrıca ilerleyen süreçte Suudi Arabistan gibi diğer devletlerin Rus altyapı projelerine nasıl daha fazla dahil olduklarını izlemek de son derece ilginç olacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) müttefikleri, Arktik’i yüksek öncelikli bölge olarak yeniden konumlandırmaktadır. Arktik’in rekabetçi bir alan olduğu ve temel çıkarların -kaynaklar, ulaşım, stratejik erişim ve iletişim (uydu kapsamı ve su altı kabloları dahil)- tehlikede olduğu kabul edilmektedir. Hem Rusya hem de NATO; bölgede devriye gezmek, araştırma yapmak ve temel çıkarlarını savunmak için daha fazla zaman ve dikkat harcayacaktır. Aynı zamanda tüm bunlar; çıkarlarının ve isteklerinin duyulmasına ve saygı gösterilmesine kararlı olan diğer Arktik devletleriyle uyum içinde yürütülecektir.

3. Çin, Arktik Bölgesi’nin uzay gibi tüm insanlığa ait bir yer olduğunu iddia etmektedir. Çin’in bu ifadesini nasıl yorumluyorsunuz?

Çin, Arktik Okyanusu’nu -özellikle Orta Arktik Okyanusu’nu- stratejik bir sınır olarak görmektedir. Gerçekten de Orta Arktik Okyanusu, uluslararası sulardır. Çin, AB de dahil olmak üzere diğer ülkelerle birlikte Orta Arktik Okyanusu’nda balıkçılık anlaşmasına taraftır. AB gibi Çin de çıkarlarının tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini istemektedir.

Ayrıca Çin; İzlanda ve Finlandiya gibi Arktik devletleri ve özellikle madencilik ve nadir toprak minerallerine yatırım yapmaya çalıştığı Grönland ve Kanada’yla ilişkilerini geliştirmeye ve derinleştirmeye çalışmaktadır. Çin’in bu girişimlerinin bir kısmı Arktik İpek Yolu kapsamına girmektedir. Fakat Pekin’in yatırım ve etkileşim girişimleri pek fazla işe yaramamıştır ve hatta Çin’in yatırımlarına karşı bir kızgınlık yaratmıştır. Ancak Çin, rotasını çoktan belirlemiştir. Çin büyük bir kutup gücü olmak istemekte ve bu hedef için bilim diplomasisini, ekonomik yatırımı, “arkadaş çevresini” ve buz kırıcılar gibi teknolojik yeteneklerin geliştirilmesini kullanacaktır. Pekin yönetimi, Rus petrol ve gazını satın almaya devam etmesi ve altyapı için uzun vadeli yatırımlarını sürdürmesi karşılığında Rus Arktik Bölgesi’ne daha fazla erişim sağlamak isteyebilir. Hem Çin hem de Rusya, Arktik Okyanusu’nun bir “NATO Okyanusu” haline gelmesinden kaçınmaya gayret edecektir.

4. Son zamanlarda Arktik devletlerinin bölgeyi askerileştirmeye yönelik faaliyetleri artmaya başlamıştır. Bölgedeki askerileşmeyi nasıl değerlendirirsiniz?

Süper güç rekabetini içeren Soğuk Savaş tarihi göz önünde bulundurulduğunda, bölgenin askerileşmesi yeni değildir. Günümüzde NATO, Çin’i çok boyutlu bir şekilde meydan okuyan ve istikrarı bozan bir güç olarak görülmektedir. Rusya-Çin ittifakı, yüksek Arktik’te ve hatta Orta Arktik Okyanusu’nda askeri eğitim ve angajmanı içerecek şekilde değişebilir. Ancak bunlar, sıkı Rus denetimi altında gerçekleşecektir ve Moskova için tehlikeleri ve dolayısıyla Kremlin yönetiminin AZRF’yi kıskanç bir şekilde himaye etme duygusunu beraberinde getirecektir. NATO müttefikleri, füze savunması ve kuvvet seferberliği de dahil olmak üzere Rusya’nın bu askeri planlarından endişe duymaktadır. Moskova ise AZRF’ye güçlü bir erişim taahhüdüyle “savunma kalesi” gerektiren bir bölge olarak yaklaşmayı sürdürecektir.

Svalbard’ın gelecekteki yönetimi konusunda Rusya ile Norveç arasında herhangi bir çatışma yaşanma tehlikesi vardır. Norveç ve Finlandiya’nın Rusya sınırına yakın denizde ve hava sahasında askeri olaylar yaşanması ihtimali mevcuttur. İlerleyen dönemlerde Arktik Okyanusu, balıkçılık ve nakliye erişimi konusunda daha fazla gerginliğe tanık olabilir. GPS karıştırma, siber saldırı ve su altı iletişim kabloları gibi kritik altyapılara sabotaj düzenlenmesi ve benzeri olayların yaşanması mümkündür. Arktik Bölgesi’nde NATO müttefiklerini elinden geldiğince rahatsız etmeye çalışan Rusya, kargaşayı yaygınlaştıracak ve Danimarka gibi Arktik devletleri de dahil olmak üzere Ukrayna’ya silah veren ülkeleri hedef almaya çalışacaktır. Baltık Denizi bir başka gerilim alanı olacaktır.

Bilindiği üzere Finlandiya ve İsveç, NATO’ya katılmak istemektedir. 2022 yılında Norveç’in kuzeyinde Cold Response Tatbikatı düzenlenmiş ve NATO ve ortak ülkelerden 30.000’den fazla asker söz konusu tatbikata katılmıştır. Mevzubahis tatbikat, türünün en büyük tatbikatı olmuştur ve yaşanacak olası gelişmeleri anlatmaktadır: Arktik, rekabetçi ve çekişmeli bir jeopolitik alandır. ABD ise Arktik’i (Alaska’nın ötesinde) yeniden keşfetmiştir ve Grönland’daki kuzey üssü de dahil olmak üzere askeri tesislere ve altyapıya milyarlarca dolar harcamayı taahhüt etmektedir.


Prof. Dr. Klaus Dodds

Prof. Dr. Klaus Dodds, Royal Holloway Londra Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Çevre Okulu’nun İdari Dekanlığı görevini yürütmektedir. Aynı zamanda Dodds, Regional Studies Association tarafından yayınlanan Territory, Politics, Governance Dergisi’nin 2019 yılından beri Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütmektedir. Hükümetler, ticari ve parlamenter paydaşlarla çalışma konusunda geniş deneyime sahip olan Dodds; Birleşik Krallık Parlamentosu’nda uzman danışman olarak bulunarak, NATO’da Stratejik Öngörü Analizi ve Birleşik Krallık’ın DEFRA’sı ve Covid-19 sonrası gelecekler üzerine çalışmalar yürüterek kamuya yönelik görevlerde yer almıştır. Dodds’un akademi ve politikayla ilgili başlıca çalışma alanları; sınırlar, sağlık, çevre ve Kutup jeopolitiğidir.


Neslihan TOPCU
Neslihan Topcu, 2017 yılında Adnan Menderes Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olmuş ve ardından aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. Yüksek lisans derecesini elde ettiği “Çin’in Enerji Güvenliği Politikaları” başlıklı tezi, 2020 yılında kitap olarak da yayınlanmıştır. 2016 senesinde Litvanya’daki Kazimieras Simonavičius Üniversitesi’nde ve 2019 yılında da Portekiz’deki Minho Üniversitesi’nde eğitim alan Topçu, halihazırda Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine devam etmektedir. Asya Pasifik, enerji güvenliği ve devletlerin uzay politikalarıyla ilgili çalışmaları çeşitli dergilerde ve kitaplarda yayınlanmış olan Topçu, iyi derecede İngilizce ve orta seviyede İspanyolca bilmektedir.