2026’nın ilk günleri Türkiye-Türk Dünyası ilişkileri bağlamında oldukça güçlü bir başlangıca damgasını vurmuş vaziyette. Bu bağlamda Türk Dünyasının omurgasını teşkil eden Ankara-Taşkent jeopolitik hattı kritik ziyaretlere ve görüşmelere sahne olmaktadır. 20 Ocak 2026 tarihinde Özbekistan ile Türkiye arasında gerçekleşen üst düzey iki önemli toplantı bunun birer önemli göstergesi olarak kendisini göstermektedir.
Kısaca hatırlatmak gerekirse, ilk olarak Özbekistan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Bakhtiyor Saidov ile Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın eş başkanlığında “Ortak Stratejik Planlama Grubu”nun dördüncü toplantısı yapıldı. Akabinde ise, aynı gün, Türkiye–Özbekistan 4+4 Mekanizması’nın Birinci Toplantısı, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ile Özbekistanlı muhataplarının katılımıyla gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından da Külliye’de ağırlanan söz konusu heyetin kabulüyle ilgili yapılan açıklamada kullanılan şu ifade oldukça dikkat çekiciydi: “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekleştirilen bu kabulün, Türkiye ile Özbekistan arasındaki stratejik ortaklığın daha da güçlenmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.”
Bu ifade, açıkçası Özbekistan Devlet Başkanı Sayın Şevket Mirziyoyev döneminde Türkiye-Özbekistan arasında yaşanan gelişmelerin önemli zirve noktalarından biri olarak da kabul edilebilir. Daha da ötesi, ikili ilişkilerin geleceğine yönelik atılacak adımların mahiyeti ve boyutu itibarıyla da bir işaret fişeği olarak ön plana çıkmaktadır.
Nitekim söz konusu gelişme, Türkiye-Özbekistan arasındaki ilişkilerin klasik bir anlamın ötesinde, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Hazar Havzası’ndan Orta Asya’nın derinliklerine ve Güney Asya’ya kadar uzanan, bölgesel risk ve tehditlerin her geçen gün kendisini daha net bir şekilde hissettirdiği ve bu bağlamda bölgesel işbirliğinin kaçınılmaz bir hale geldiği bu geniş coğrafyada; kalkınma, güvenlik, istikrar ve bağlantısallık üreten bir eksen boyutuyla, derin ve güçlü bir stratejik jeopolitik hat inşa süreci olarak şimdiden değerlendirilmektedir. Kaldı ki son dönemde giderek proaktif dış politika izleyen yeni Özbekistan’ın Orta Doğu ve hatta daha da ötesi Afrika ülkeleriyle ilişkileri pekiştirme, buradaki ticari olanakları değerlendirme yönündeki adımlarında bölgeyi iyi bilen Türkiye’yle bu formattaki temaslar oldukça faydalı olacaktır.
4+4 Mekanizması: Jeopolitik Hattın Kurumsallaşması
Nitekim söz konusu ziyaret kapsamında, iki ülke arasında siyasi, güvenlik, iktisadi-ticari, ulaştırma, savunma sanayii ve bölgesel işbirliği alanlarını kapsayan önemli belgelerin imzalandığı, bunların yalnızca mevcut işbirliği alanlarını genişletmekle kalmadığı, Ankara–Taşkent jeopolitik hattını çok boyutlu bir ortaklık zeminine taşıdığı görülmektedir. Dolayısıyla söz konusu ziyaret, Ankara-Taşkent ilişkilerinin soyut bir stratejik söylemden çıkarak; kurumsal ve sürdürülebilir bir işbirliği modeline dönüşmesinde kritik bir eşik olarak karşımıza çıkmakta ve ikili ilişkilerin önümüzdeki döneminde yeni bir safhaya geçildiğinin deklare edileceği bir yakın sürece işaret etmektedir.
Bu kapsamda, iki ülke arasında 4+4 mekanizmasının hayata geçirilmiş olması, ilişkilerin bundan sonraki süreçte daha sistematik, koordineli ve kararlı bir şekilde yürütüleceğinin tezahürü olarak kendisini göstermektedir.
Stratejik eşgüdüm ve güvenlik merkezli bir diyaloğu da esas alan “4+4 Mekanizması” ile iki ülke şu hususlarda ortak imkân ve kabiliyeti hedeflemiş görünmektedir: a) Bölgesel güvenlik risklerini ortak değerlendirme; b) Orta Asya ve çevresindeki kriz alanlarına ilişkin eşgüdümlü tutum geliştirme; c) Savunma sanayii işbirliğini derinleştirme; d) Terörle mücadele, radikalleşme ve sınır aşan tehditlere karşı ortak refleks üretme imkânına kavuşma.
Anlaşmaların Jeopolitik-Jeostratejik ve Jeoekonomik Boyutu
Bu mekanizma, aynı zamanda bölgesel-küresel güç mücadelesinde “kaynaklar” ve “koridorları” baz alan rekabet ve güç mücadelesinde Türk Dünyasının istikrar, güvenlik ve kazan-kazan merkezli refah-işbirliğini esas alan yaklaşımını ortaya koyması açısından da büyük bir örnek arz etmektedir. Bu durum, Orta Asya’da istikrarın güçlendirilmesi, başta Afganistan kaynaklı olmak üzere mevcut-potansiyel risk-krizlerin yönetilmesi, Türk Dünyasında entegrasyonun derinleştirilmesi ve Avrasya jeopolitiğinde barışçıl-yapıcı denge üretme açısından Ankara-Taşkent hattını vazgeçilmez hale getirmektedir.
Nitekim söz konusu son temaslar kapsamında 20 Ocak 2026 tarihinde imzalanan anlaşmaların önemli başlıkları arasında “ulaştırma”, “lojistik” ve “bağlantısallık” mevzularının ön plana çıktığı görülmektedir. Bu husus, Türk Dünyasının ortak geleceği açısından büyük bir ehemmiyet arz eden Orta Koridor ile eşdeğerdir. Türk Dünyasının, Avrasya’nın doğusu ile batısını birbirine bağlayan jeopolitik hatta güçlü bir şekilde konumlanmasını sağlayan, ona “jeopolitik omurga” hüviyeti de kazandıran Orta Koridor’da istikrarlı bir şekilde yer alması hiç kuşkusuz: a) Çin–Avrupa ticaretinde alternatif ve güvenli bir güzergâh oluşturulması; b) Orta Asya’nın küresel tedarik zincirlerine entegrasyonu; c) Hazar geçişli hatların işlerliğinin artırılması açılarından kritik bir mahiyete sahiptir
Orta Koridor, hiç kuşkusuz bu noktada da Türkiye-Özbekistan arasındaki ilişkilerin gerekliliği ve geleceği açısından işlevsel ve en stratejik boyutlarından birini resmetmektedir. Zira bu hattın güçlenmesi, yalnızca iki ülke açısından değil; bölgesel istikrar, güvenlik ve Avrasya bağlantısallığı bakımından da belirleyici bir yere sahiptir.
4+4 Mekanizması: “Biz Hazırız!”
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, 20 Ocak 2026 tarihi; Türkiye-Özbekistan ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralayan, önümüzdeki üst düzey temaslarla ilgili çok önemli işaretleri veren bir sürece şahitlik etmiştir. Bu kapsamda hayata geçirilen 4+4 mekanizması, iki ülke arasında kurumsallaşmış, çok boyutlu ve sürdürülebilir bir stratejik eksen inşasının proaktif bir zeminde ilerleyeceği, krizleri önleyici ve istikrar üretici bir anlayışı ve iradeyi ön plana çıkarmaktadır. Bu kapsamda dışişleri ile güvenlik alanındaki ilgili kurumları bir araya getiren “4+4 Mekanizması” ile Türkiye ve Özbekistan arasında düzenli, eşgüdümlü ve stratejik karar üretme kapasitesine sahip, çok daha kapsayıcı bir işbirliği modelinin zemin inşası başlatılmış olup; bölgesel-küresel bazda belirsizliklerin had safhaya ulaştığı bir dönemde “biz hazırız” mesajı verilmiştir.

