Analiz

2026 ABD Ulusal Savunma Stratejisi Neye İşaret Ediyor?

2026 Ulusal Savunma Stratejisi, ABD’nin bölgesel güç tahsisinde önceliklerini yeniden tanımladığını kanıtlar niteliktedir.
Belge, ABD’nin küresel güvenlik yaklaşımında kapsamlı bir yeniden önceliklendirme sürecine girdiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
ABD, küresel konuşlanma modelini daha seçici, tehdit odaklı ve büyük güç rekabetini merkeze alan bir güvenlik anlayışı doğrultusunda yeniden yapılandırmaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

23 Ocak 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı (Pentagon), ilk Trump dönemi stratejileri de dahil olmak üzere önceki savunma dokümanlarından belirgin bir ayrışmayı temsil ettiğini vurguladığı yeni Ulusal Savunma Stratejisi’ni yayımlamıştır. 2026 tarihli Ulusal Savunma Stratejisi, özellikle 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi ile birlikte okunduğunda, ikinci Trump yönetiminin uluslararası sisteme ilişkin algısını, önceliklendirdiği tehdit kategorilerini ve bu hedeflere ulaşmak için benimsediği stratejik araç setini bütüncül bir çerçevede ortaya koymaktadır. Görev süresinin ilk yılında belirli politika alanlarında gözlemlenen dalgalanmalar dikkate alındığında, bu tür bir çerçeve belgesi, yönetimin stratejik yönelimini netleştiren temel bir referans noktası işlevi görmesi açısından önemlidir.

2026 Ulusal Savunma Stratejisi, Aralık 2025 tarihinde yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi raporunu destekler niteliktedir. Belgede, geçmiş dönemde izlenen ulusal güvenlik politikalarına yönelik eleştirel bir değerlendirme yapılmakta ve bu çerçevede önceki stratejik yönelimlerin yetersizliklerine işaret edilmektedir. Yeni stratejik çerçevede Rusya, Avrupa güvenliği ve iklim değişikliği gibi başlıklar öncelik sıralamasında geri plana itilmekte; buna karşılık yarımküre merkezli bir güvenlik anlayışı, askerî kültürde “savaşçı ethosu”nun yeniden tahkimi ve müttefikler arasında yük paylaşımının yeniden dağıtılması temel öncelikler olarak öne çıkarılmaktadır.[i]

2026 Ulusal Savunma Stratejisi bu öncelikleri şu şekilde sıralamıştır: İlk olarak ABD ana karasının savunulması birincil ve vazgeçilmez görev olarak tanımlanmaktadır. İkinci olarak, doğrudan çatışmaya başvurmaksızın güçlü bir askerî kapasite aracılığıyla Çin’in caydırılması hedeflenmektedir. Belgede Çin’in caydırılması temel stratejik hedeflerden biri olarak açık biçimde ifade edilmektedir. Bununla birlikte, bu caydırıcılığın hangi somut davranış, kapasite ya da senaryoya karşı kurgulandığına dair net bir çerçeve sunulmamaktadır. Üçüncü olarak, ABD’nin müttefikleri ve ortaklarıyla yük paylaşımının artırılması ve güvenlik sorumluluklarının daha dengeli biçimde dağıtılması öngörülmektedir. Son olarak ise Amerika’nın savunma sanayi altyapısının kapsamlı biçimde güçlendirilmesi, hatta stratejik rekabet koşullarına uyum sağlayacak ölçüde yeniden yapılandırılması temel bir öncelik olarak vurgulanmaktadır.[ii]

Bu kapsamda 2026 Ulusal Savunma Stratejisi, ABD’nin bölgesel güç tahsisinde önceliklerini yeniden tanımladığını kanıtlar niteliktedir. İkinci Trump yönetimi, Çin’i hem askerî hem de ekonomik kapasitesi itibarıyla ABD için en ciddi stratejik meydan okumalardan biri olarak konumlandırmaya devam etmektedir. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nde Çin, “19. yüzyıldan bu yana ABD’ye kıyasla ortaya çıkan en güçlü devlet” şeklinde tanımlanmaktadır.[iii] Bu kapsamda ABD, Pekin yönetimini, Amerikan çıkarlarıyla uyumlu koşullar altında şekillenen bir barış düzenini kabule ve bu çerçevede hareket etmeye razı etmeyi amaçlamaktadır.

Bu durum ABD’nin Kore Yarımadasındaki askeri varlığına ilişkin yaklaşımında da yapısal bir dönüşüm arayışına işaret etmektedir.  Pentagon’un Güney Kore’de konuşlu ABD kuvvetlerinin (USFK) rolünü yalnızca Kuzey Kore kaynaklı tehditlerle sınırlı tutmak yerine bu kuvvetleri Tayvan Boğazı ve Asya-Pasifik’in diğer kritik alanlarında Çin’i caydırmaya katkı sağlayacak biçimde yeniden tanımlamayı hedeflediği görülmektedir. Nitekim ABD Savunma Bakanlığı yetkilisi Elbridge Colby’nin göreve başladıktan sonra gerçekleştirdiği Güney Kore ziyareti sırasında, Kore Yarımadası’ndaki ABD kuvvetlerinin Japonya’dan Tayvan’a ve Filipinler üzerinden Güney Çin Denizi’ne uzanan jeostratejik hattı ifade eden “birinci ada zinciri”ne odaklanacak biçimde yeniden yapılandırılabileceğine yönelik imalarda bulunması, söz konusu stratejik yönelimin somut bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.[iv]

Bu bağlamda söz konusu belge, Seul yönetiminin Kuzey Kore’nin konvansiyonel tehditlerine karşı caydırıcılık ve savunma yükünü artık esasen kendisinin üstlenmesi gerektiğini de açık biçimde vurgulamaktadır. Kuzey Kore, strateji belgelerinde açık biçimde bir güvenlik tehdidi olarak tanımlanmaya devam etmektedir. Bununla birlikte tehdit algısının coğrafi ve operasyonel boyut itibarıyla farklılaştırıldığı görülmektedir. Pyongyang’ın oluşturduğu riskin öncelikli olarak Güney Kore ve Japonya’nın güvenliği bağlamında ele alındığı; Washington’un ise tehdidi esasen ABD ana karasını hedef alabilecek balistik füze ve nükleer kapasite üzerinden değerlendirdiği anlaşılmaktadır.

Bu yaklaşımı kanıtlar nitelikte Ulusal Savunma Stratejisi, Kore Yarımadası açısından dikkat çekici ve stratejik sonuçlar doğurabilecek bir tespitte bulunmaktadır: Kuzey Kore’nin yedinci bir nükleer deneme gerçekleştirmemesi ya da ABD ana karasını hedef alabilecek kapasitede bir kıtalararası balistik füze sistemini operasyonel düzeyde yetkinleştirmemesi halinde, Pyongyang’ın Washington’un güvenlik öncelikleri arasında üst sıralarda konumlanmayacağı ima edilmektedir.[v] Bu yaklaşım, tehdit algısının mutlak bir düşman tanımından ziyade kapasite ve niyet kombinasyonuna dayalı bir eşik değerlendirmesi üzerinden şekillendiğini göstermektedir.

Ulusal Savunma Stratejisi’nde, ABD’nin tarihsel olarak Güney Kore’nin savunmasına kapsamlı ve çok katmanlı bir güvenlik mimarisi aracılığıyla katkı sunduğu kabul edilmekle birlikte, gelecekteki desteğin daha dar kapsamlı ve fonksiyonel bir çerçevede şekilleneceği belirtilmektedir. Pentagon’un bu yönelimi, Güney Kore’nin Kuzey Kore kaynaklı konvansiyonel tehditleri caydırma ve karşılamada liderlik üstlenebilecek askerî kapasiteye sahip olduğu varsayımına dayandırılmaktadır.[vi] Bu yaklaşım, Seul’ün savunma planlamasında daha yüksek düzeyde konvansiyonel öz yeterlilik geliştirmesini teşvik eden ve ittifak içi iş bölümünü yeniden tanımlayan bir stratejik yeniden konumlanmaya işaret etmektedir.

2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nde ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği “Önce Amerika” yaklaşımı, yalnızca ekonomik korumacılık ya da müttefiklere yönelik yük paylaşımı tartışmalarıyla sınırlı bir söylem değildir; aynı zamanda ABD’nin küresel askerî angajmanlarını yeniden ölçeklendirmeyi amaçlayan stratejik bir önceliklendirme çerçevesi sunmaktadır. Bu perspektif, Amerikan askerî kaynaklarının bölgesel kriz alanlarında aşırı dağılmasını önleyerek Çin gibi denk bir güçle yaşanabilecek yüksek yoğunluklu çatışma ihtimallerine karşı kapasite muhafazasını esas almaktadır. Bu bağlamda söz konusu yaklaşım, ABD’nin küresel konuşlanma modelini daha seçici, tehdit odaklı ve büyük güç rekabetini merkeze alan bir güvenlik anlayışı doğrultusunda yeniden yapılandırma arayışına işaret etmektedir.

Sonuç olarak 2026 Ulusal Savunma Stratejisi, ABD’nin küresel güvenlik yaklaşımında kapsamlı bir yeniden önceliklendirme sürecine girdiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Belge, Rusya ya da Kuzey Kore ile yaşanabilecek konvansiyonel bir çatışmayı ABD kuvvet planlamasının belirleyici ekseni olarak konumlandırmamakta; bunun yerine askerî hazırlıkları büyük güç rekabeti ve yüksek yoğunluklu savaş senaryolarına göre yapılandırmaktadır. Bu yaklaşım, Trump yönetiminin tehdit hiyerarşisini yeniden düzenlediğini göstermektedir. Çin’in sistemik ve uzun vadeli bir rakip olarak değerlendirildiği bir güvenlik okumasında Kuzey Kore, daha sınırlı ve yönetilebilir bir risk kategorisine yerleştirilmektedir.

Bu çerçevede Kore Yarımadası’na yönelik politika da dönüşmekte; Washington, geleneksel güvenlik taahhütlerini tamamen terk etmeksizin, bunları daha işlevsel ve yük paylaşımına dayalı bir zeminde yeniden tanımlamaktadır. “Kuzey Kore tehdidinin” eşik temelli bir değerlendirmeye tabi tutulması ve ABD kuvvetlerinin Çin’i dengeleme stratejisine entegre edilmesi, bu yeniden konumlanmanın somut göstergeleridir. Dolayısıyla Pyongyang dosyasının göreli olarak ikincil bir meseleye indirgenmesi, ABD’nin küresel tehdit algısındaki dönüşümün ve stratejik dikkatini Çin merkezli büyük güç rekabetine yoğunlaştırma iradesinin bir yansımasıdır. Bu yönüyle 2026 Ulusal Savunma Stratejisi, ikinci Trump yönetiminin küresel düzeni güç dengesi, caydırıcılık ve seçici angajman ilkeleri temelinde yeniden yapılandırma çabasının stratejik belgesi niteliği taşımaktadır.

[i] “The 2026 National Defense Strategy by the Numbers: Radical Changes, Moderate Changes, and Some Continuities”, CSIS, https://www.csis.org/analysis/2026-national-defense-strategy-numbers-radical-changes-moderate-changes-and-some, (Erişim Tarihi: 04.02.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] Aynı yer.

[iv] “Pentagon eyes expanded role for South Korea-based US forces to help deter China”, South China Morning Post, https://amp.scmp.com/news/china/military/article/3341991/pentagon-eyes-expanded-role-south-korea-based-us-forces-help-deter-china, (Erişim Tarihi: 05.06.2026).

[v] “US Defense Strategy Signals Shift in Korea Defense, Pushing Seoul to Lead”, The Diplomat, https://thediplomat.com/2026/01/us-defense-strategy-signals-shift-in-korea-defense-pushing-seoul-to-lead/, (Erişim Tarihi: 04.02.2026).

[vi] Aynı yer.

Ezgi KÖKLEN
Ezgi KÖKLEN
Ezgi Köklen, 2023 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Role of the Belt and Road Initiative in China’s Middle East Policy” bitirme projesiyle yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olmuştur. Mezun olmadan önce bir dönem Güney Kore’de Myongji Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Diplomasi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Mezun olduktan sonra yüksek lisans eğitimini almak için Çin’e gitmiştir. Şu anda Tsinghua Üniversitesi’nde Çin Siyaseti, Dış Politikası ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine devam eden Ezgi’nin ilgi alanlarını Doğu Asya güvenliği, Çin dış politikası ve Kuşak ve Yol Projesi kapsamında bölgesel işbirlikleri oluşturmaktadır. Ezgi, ileri derece İngilizce, orta seviye Korece ve başlangıç seviyesinde Çince bilmektedir.

Benzer İçerikler