Analiz

2026 Macaristan Seçimleri ve Orbán’ın Siyaseti

Macaristan’ın AB’yle ilişkilerinde özellikle enerji ve savaş politikaları alanında belirgin bir ayrışma yaşanmıştır.
2026 Macaristan parlamento seçimleri, sadece iç siyasal rekabetin bir yansıması değildir.
Son beş yılda Orbán’ın liderliğinde Macaristan, Batı’yla ilişkilerde daha pragmatik ve zaman zaman çatışmaya açık bir pozisyon benimsemiştir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Avrupa siyasetinde son on yıl, liberal demokratik normların sorgulandığı, ulusal egemenlik söylemlerinin güç kazandığı ve popülist liderlik biçimlerinin kalıcılaştığı bir dönem olarak öne çıkmaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca Batı Avrupa’da değil, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de siyasal rejimlerin yönünü belirleyen temel bir dinamik hâline gelmiştir. Macaristan, bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olarak Viktor Orbán liderliğinde “illiberal demokrasi” kavramını siyasal literatüre fiilen taşıyan bir ülke konumundadır.

2026 yılının Nisan ayında yapılacak parlamento seçimleri ise yalnızca bir iktidar mücadelesini değil, Orbán’ın on altı yılı aşan yönetim pratiğinin sürdürülebilirliğini ve Macaristan’ın Avrupa içindeki yerini yeniden tartışmaya açan kritik bir eşik niteliği taşımaktadır. Bu seçimde tartışılan başlıca konular, Ukrayna Savaşı ve AB ilişkileri, ekonomik belirsizlikler, siyasi kutuplaşma ve demokratik normlar üzerine artan gerilimlerdir. Dolayısıyla kampanya süreci artık sadece partiler arasındaki geleneksel çekişmeyi değil, ulusal kimlik, egemenlik söylemi ve küresel siyasal dinamiklerle iç içe geçmiş bir siyasi rekabeti ortaya koymaktadır. Bu bağlamda 2026 seçim sürecine yaklaşmak, Viktor Orbán’ın son beş yılındaki siyaset pratiğini, uluslararası aktörlerin rolünü ve Macar toplumunun jeopolitik yönelimlerini birlikte okumayı gerektirmektedir.

Bu seçim, iktidardaki Viktor Orbán liderliğindeki Fidesz/Hristiyan Demokratlar koalisyonu ile başlıca rakibi Péter Magyar liderliğindeki merkez-sağ Tisza Partisi arasında geçmektedir. Ayrıca bu seçim, ülkedeki siyasi dengelerin ötesinde Avrupa siyasetinde daha geniş temaları tetiklemiştir. Ukrayna ve AB hakkındaki Tisza Partisi daha ılımlı, pro-AB tutumları benimsemektedir. Başbakan Viktor Orbán, geleneksel olarak Macaristan’ı AB’nin kolektif perspektifinden ayrıştıran bir dış politika hattı izlemektedir. Bu çizgi, Ukrayna’yı ülke ve Avrupa için bir “tehdit” olarak sunma söylemiyle belirginleşmektedir. Örneğin Orbán, 7 Şubat 2026 tarihinde yaptığı bir açıklamada Ukrayna’yı “düşman” olarak nitelendirmiştir.[1] Bu yaklaşım, Orbán’ın Avrupa politikaları üzerindeki uzun tarihsel duruşunun bir devamı olarak okunabilir, zira Orbán, Ukrayna’yı askeri ve ekonomik işbirliği kapsamında Macaristan’ın çıkarlarına zarar veren bir aktör olarak göstermektedir. Bu tür çıkışlar, AB içinde ortak karar alma süreçlerinde Budapeşte’nin ayrışmasının bir parçası haline gelmiştir.[2]  

Bu dış politika duruşu, Orbán’ın son yıllarda Batı’yla ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini de göstermektedir. Macaristan’ın AB ile ilişkilerinde özellikle enerji ve savaş politikaları alanında belirgin bir ayrışma yaşanmıştır: hükümet, Rus enerji kaynaklarına bağımlılığın sürdürülmesi gerektiğini savunmuş, yaptırımların Macar ekonomisine zarar vereceğini iddia etmiştir. Bu tutum, sadece AB içindeki dayanışmayı zedelemekle kalmamış, aynı zamanda Budapeşte’nin blok içi stratejik ve diplomatik pazarlık alanlarını daraltmıştır.

Bu kampanyanın uluslararası yönüne bir diğer dikkat çekici unsur da ABD’nin iç siyasetinin Macar seçimlerine yansımasıdır. 2026 seçimleri öncesinde eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Viktor Orbán’a verdiği açık destek, kampanyanın küresel bir arenada da yankı bulduğunu göstermektedir. Trump, Orbán’ı “güçlü ve etkili bir lider” olarak övmüş ve Macaristan’daki seçimlerde yeniden destek vermiştir.[3] Bu, Orbán’ın politikalarının yalnızca Avrupa’da değil, küresel sağ ittifaklar içinde de bir rezonans bulduğuna işaret etmektedir.

Bu küresel boyut yalnızca ABD’den gelen destekle sınırlı kalmamakta, kampanya döneminde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da Macaristan’a yapacağı ziyaret planlamaktadır ki bu ziyaretin amacı resmi Washington’un Macar siyasetindeki duruşunu ve NATO-AB ilişkilerindeki hassas dengeleri göstermek olarak yorumlanmıştır.[4] Bu, yalnızca seçime dışarıdan bir ilginin göstergesi değil; aynı zamanda transatlantik ilişkilerin 2026 yılında yeniden tanımlanması sürecinde Budapeşte’nin konumunun ne kadar merkezi olduğunu ortaya koymaktadır.

Macar siyasetinin içeride ve dışarıda yarattığı bu tablonun tarihsel arka planı, Viktor Orbán’ın 2010 yılından bu yana iktidarda kalma stratejilerinin bir sonucudur. Orbán uzun süre Macaristan’da mutlak çoğunlukla iktidarda kalmış, yargı ve medya bağımsızlığı gibi alanlarda yürütmenin gücünü pekiştiren reformlar yapmıştır. 2010 yılındaki süper çoğunluğu sonrası yeni anayasa ve siyasi yapısal değişiklikler, partinin devlet mekanizması üzerindeki etkisini artırmıştır.[5] Bu süreç, liberal demokratik normlar ve hukukun üstünlüğüne ilişkin AB’yle çatışmalara yol açmıştır; AB, yolsuzluk ve hukukun üstünlüğü konularında Macaristan’a yönelik ciddi yaptırımlar uygulamıştır. Bu, ülkenin AB’yle ilişkilerinin uzun dönemli bir gerilim içinde seyretmesine yol açmıştır.

Son beş yılda Orbán’ın liderliğinde Macaristan, Batı’yla ilişkilerde daha pragmatik ve zaman zaman çatışmaya açık bir pozisyon benimsemiştir. Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Budapeşte’nin Moskova’yla ilişkileri koruma çabası, Avrupa’daki enerji krizinin gölgesinde AB içindeki pek çok stratejik kararı etkilemiştir. Orbán, Ukrayna’ya destek veren AB politikalarını savaşın sürmesine yol açan etkenler olarak nitelemiş, bu yaklaşımı seçim kampanyasında jeopolitik bir rötuş olarak kullanmıştır.

Orbán’ın dış politikadaki bu izlenimi, yalnızca AB politikalarını eleştirmekle sınırlı kalmamıştır. Aynı zamanda Trump’ın ABD’deki siyasi çizgisiyle olan ideolojik yakınlığı üzerinden de pekiştirilmiştir. Trump’ın savaşın çözümünde daha “barışçı” bir yaklaşım benimseneceği iddiası ve Orbán’ın buna verdiği açık destek, Budapeşte’nin Washington’la olan ilişkilerini ideolojik bir hamle alanı hâline getirmiştir.[6] Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı olmasının Avrupa’nın Ukrayna politikasını yeniden değerlendirmeye zorlayacağı yönündeki söylem, Orbán tarafından kampanya stratejisinin bir parçası olarak yer almıştır.

Ekonomik bağlamda da Orbán yönetimi son yıllarda tartışmalı bir dönemeçten geçirmiştir. Hükümet, seçim öncesi dönemde yüksek bütçe açıkları ve mali disiplin konusunda eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır. Artan kamu harcamaları ve mali konsolidasyon eksikliği, ekonomik kırılganlıkları artırırken, muhalefet bu durum üzerinden kampanyasını güçlendirmeye çalışmaktadır.[7] Bu, yalnızca siyasi söylem açısından değil, seçmenlerin gündelik yaşam koşulları bakımından da bir seçim rotası belirlemektedir. Muhalefetin durumu da Tisza Partisi’nin hazırladığı kapsamlı tez, mali reformlar, AB’yle ilişkilerin iyileştirilmesi ve yolsuzlukla mücadele gibi hedefler içermektedir.[8] Parti ayrıca AB fonlarının serbest bırakılması, Euro’ya geçiş için net bir tarih hedefi gibi pro-Avrupa politikalar vaat etmektedir. Bu, görece klasik merkez-sağ bir program ile Orbán’ın milliyetçi söylemi arasında dikkat çekici bir ideolojik ayrışmayı temsil etmektedir.

Sonuç olarak 2026 Macaristan Parlamento Seçimleri, sadece iç siyasal rekabetin bir yansıması değildir. Uluslararası jeopolitik gerilimlerin, demokratik kurumların dayanıklılık sınavının ve küresel aktörlerin etki alanlarının bir kesiti olarak da görülebilir. Orbán’ın milliyetçi ve anti-Ukrayna kampanyası, Trump’ın desteği ve muhalefetin pro-AB odaklı programı arasındaki gerilim, Macaristan’ın Avrupa’daki rolü ve gelecekteki dış politik yönelimini belirleme potansiyeline sahiptir. Kısaca bu seçim, Macaristan’ın hem gelecekteki yönelimini hem de Avrupa içindeki demokratik ve stratejik dengeleri belirleyecek kilit bir olay olarak değerlendirilebilir.

[1] “Orbán calls Ukraine Hungary’s enemy”, Pravda, https://www.pravda.com.ua/eng/news/2026/02/07/8019907/, (Erişim Tarihi: 13.02.2026).

[2] Sandor Zsiros, “Hungarian election campaign enters hot phase with Ukranie, the EU and Trump in focus”, Euronews, https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/09/hungarian-election-campaign-enters-hot-phase-with-ukraine-the-eu-and-trump-in-focus, (Erişim Tarihi: 09.02.2026).

[3] “Trump endorses Prime Minister Viktor Orban for Hungary’S April election”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2026/2/5/trump-endorses-prime-minister-viktor-orban-for-hungarys-april-election, (Erişim Tarihi: 09.02.2026).

[4] Ketrin Jochecová, “Rubio to visit Hungary as it speeds toward closely fought election”, Politico, https://www.politico.eu/article/marco-rubio-us-visit-hungary-as-country-nears-towards-election/, (Erişim Tarihi: 10.02.2026).

[5] Aynı yer.

[6] Burak Bir, “Hungary summos Ukrainian ambassador over alleged ‘election interference’”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/en/europe/hungary-summons-ukrainian-ambassador-over-alleged-election-interference/3812386, (Erişim Tarihi: 09.02.2026).

[7] “Hungary’s Orban flags fourth year of %5 deficit as election spending bites”, Reuters, https://www.reuters.com/business/hungarys-deficit-be-around-5-gdp-this-year-next-orban-says-2026-02-06/ (Erişim Tarihi: 10.02.2026).

[8] “Hungary’s opposition Tisza promises wealth tax, euro adoption in election programme”, Reuters, https://www.reuters.com/business/hungarys-opposition-tisza-promises-wealth-tax-euro-adoption-election-programme-2026-02-07/, (Erişim Tarihi: 10.02.2026).

Sena BİRİNCİ
Sena BİRİNCİ
Sena Birinci, 2024 yılında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı zamanda Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi'nden çift anadal yapmıştır. Şu anda Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Siyaset ve Sosyal Bilimler alanında yüksek lisans eğitimine devam eden Sena’nın ilgi alanlarını Avrupa siyaseti, Avrupa Birliği ve seçim siyaseti oluşturmaktadır. Sena, ileri derece İngilizce, başlangıç seviyesinde Rusça bilmektedir.

Benzer İçerikler