Uluslararası ilişkilerde söylem, devletlerin kimliklerini inşa ettiği, güç ilişkilerini şekillendirdiği ve politik gündemleri meşrulaştırdığı temel bir araçtır. Foucault’nun söylem kavramından esinlenen yapısalcı ve eleştirel yaklaşımlar, söylemin yalnızca bir iletişim biçimi olmadığını, hakikati üreten ve iktidar ilişkilerini yeniden yapılandıran bir pratik olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda iklim değişikliği ve yeşil enerji politikaları, günümüz büyük güç rekabetinin yeni bir arenasını oluşturmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin arasındaki stratejik çekişme, ticaret savaşlarından teknoloji yarışına uzanırken, yenilenebilir enerji alanı da bu rekabetin ideolojik ve ekonomik boyutlarını yansıtmaktadır.
2026 yılının Ocak ayında Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı konuşmada Çin’e yönelik ifadeler bu rekabetin söylemsel boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. Trump, Çin’in dünyanın en büyük rüzgar türbini üreticisi olmasına rağmen kendi topraklarında rüzgar enerjisinden yararlanmasını iddia etmiş ve “Çin neredeyse tüm rüzgar türbinlerini üretiyor ama Çin’de herhangi bir rüzgar çiftliği bulamadım” demiştir.[i] Trump’ın popülist-milliyetçi söylemi Çin’in sorumlu küresel lider söylemi arasındaki gerilim, sadece enerji politikalarını değil, küresel iklim rejiminin geleceğini de etkilemektedir.
Trump’ın Söylemi: Popülizm, Çin Karşıtlığı ve Fosil Yakıt Hegemonyası
Trump’ın Davos konuşmasındaki Çin’e yönelik ifadeleri, onun uzun süredir devam eden popülist retorik çizgisinin bir uzantısıdır. “Önce Amerika” politikası çerçevesinde Trump, Çin’i ekonomik bir tehdit olarak konumlandırmış ve ticaret açığını kapatmak adına 2018-2020 yılları arasındaki döneminde uyguladığı gümrük tarifelerini meşrulaştırmıştır. Rüzgar enerjisi bağlamında ise Çin’in türbin ihracatını “kurnazca” bir strateji olarak sunması, Çin’i küresel serbest ticareti efektif olarak kullanan bir aktör olarak inşa etmektedir. “Bilinçsiz alıcılar” ifadesi, Avrupa ve gelişmekte olan ülkeleri de dolaylı olarak aşağılayarak, ABD’nin liderliğinde bir “akıllı” blok çağrısı yapmaktadır.[ii]
Bu söylem, aynı zamanda Trump’ın yenilenebilir enerjiye yönelik genel şüpheci tutumunun bir yansımasıdır. Trump, geçmiş konuşmalarında rüzgar türbinlerini “pahalı”, “çirkin” ve “verimsiz” olarak nitelendirmiş, hatta sağlık riskleri taşıdığını iddia etmiştir. 2026 Davos konuşmasında da rüzgar enerjisini “yeni yeşil dolandırıcılık” olarak tanımlaması, fosil yakıt endüstrisini ve ulusal çıkarlarını koruma çabasını göstermektedir.[iii] Bu retorik, ABD iç politikasında kömür ve petrol lobilerinin etkisini yansıtırken, uluslararası düzlemde Çin’in yeşil teknolojideki hakimiyetini gölgelemeye çalışmaktadır.
Söylem analizi açısından Trump’ın iddiası, “hakikat sonrası” politikaların bir örneğidir. Çin’in 2025 yılı Kasım ayı itibarıyla 600 GW’ı aşan rüzgar enerjisi kapasitesi, Trump’ın “rüzgar çiftliği bulamadım” iddiasını açıkça çürütmektedir. Bu kapasite, dünyanın geri kalanından daha büyüktür ve 15 yıldır dünya liderliğini sürdürmektedir.[iv] Trump’ın bu gerçekleri görmezden gelmesi, söyleminin ideolojik bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Çin’in yükselişini yavaşlatmak ve ABD’nin enerji bağımsızlığını fosil yakıtlar üzerinden kurmak.
Çin’in Karşı Söylemi: Sorumlu Büyük Güç ve Küresel Yeşil Liderlik
Çin’in Trump’ın iddialarına verdiği yanıt, medya kuruluşları üzerinden hızla örgütlenmiştir. Medya kuruluşları, Çin’in çöldeki, denizdeki ve dağlık bölgelerdeki dev rüzgar çiftliklerini görselleştirerek Trump’ın söylemini doğrudan çürütmüştür. Bu karşı anlatı, Çin’i “çift karbon hedeflerine” (2060 yılına kadar karbon nötr, 2030 yılında ise zirve) bağlı, sorumlu bir küresel aktör olarak konumlandırmaktadır.[v]
Çin’in söylemi, “kazan-kazan işbirliği” ve “ortak kader topluluğu” kavramlarına dayanmaktadır. Ülke, dünyanın fotovoltaik modüllerinin %80’ini ve rüzgar ekipmanlarının %70’ini ürettiğini vurgulayarak, ihracatının küresel karbon azaltımına katkı sağladığını öne sürmektedir. Son beş yılda Çin’in yeşil ürün ihracatları, yurtdışında yaklaşık 4,1 milyar ton karbon salımını azaltmıştır. Bu söylem, gelişmekte olan ülkelerle (Özbekistan, Kazakistan gibi) işbirliğini öne çıkararak Trump’ın “bilinçsiz alıcılar” ifadesini dolaylı olarak reddetmektedir.[vi]
Söylem analizi açısından Çin’in anlatısı, “güney-güney işbirliği” geleneğini yenilenebilir enerji alanına taşımaktadır. Batı’nın iklim rejimini eleştirirken kendi liderliğini meşrulaştıran bu söylem, küresel iklim adaletini savunarak hegemonik bir karşı-anlatı üretmektedir. 15. Beş Yıllık Plan’da deniz üstü rüzgar kapasitesinin 100 GW’ı aşması hedefi ve yıllık 120 GW yeni kurulum taahhüdü, bu söylemin somut dayanaklarını güçlendirmektedir.[vii]
Trump’ın 2026 söylemi, 2018 yılında başlayan ticaret savaşının devamı niteliğindedir. O dönemde de uygulanan gümrük vergileri, Çin’in güneş paneli ve rüzgar türbini ihracatını hedef almıştır. Biden döneminde kısmi yumuşama yaşanmış olsa da 2025 yılında yeniden başlayan tarifeler yeşil teknolojiyi de kapsamıştır.[viii] Bu rekabet ekonomik ve jeostratejik bir boyuta sahiptir: Kritik mineraller ve tedarik zincirlerinde Çin’in hakimiyeti, ABD’nin “dost ülkelerden tedarik” stratejisiyle karşılanmaktadır.
İklim diplomasisi açısından bakıldığında, Trump’ın ilk döneminde Paris Anlaşması’ndan çekilmesi, ABD’nin küresel liderlik iddiasını zayıflatmış ve Çin’in boşluğu doldurmasına olanak sağlamıştır. Çin, 2021 Glasgow COP26 ve sonrası süreçlerde aktif rol alarak “gelişmekte olan ülkelerin temsilcisi” kimliğini pekiştirmiştir. Yeşil enerji söylemleri, bu tarihsel kırılmanın bir uzantısıdır: ABD milliyetçi-izolasyonist bir söylem benimserken; Çin çok taraflı ve işbirlikçi bir anlatı üretmektedir.
Trump’ın iddiaları, gerçek verilerle çelişmektedir. Çin, 2025 yılında 50 GW’ın üzerinde yeni rüzgar kapasitesi eklemiş ve toplamda 580 GW’a yaklaşmıştır. 2030 yılına kadar yıllık 120 GW hedefi, Çin’in yeşil dönüşümdeki kararlılığını göstermektedir. Bu veriler, Trump’ın söyleminin ideolojik bir kurgu olduğunu ortaya koymaktadır. Amaç, Çin’in yükselişini yavaşlatmak ve ABD iç politikasında fosil yakıt yanlısı tabanı sağlamlaştırmaktadır. Çin’in karşı söylemi ise kendi içinde çelişkiler barındırsa da istatistikler açıktır. Ülke, dünyanın en büyük kömür tüketicisi olmaya devam etmekte ve yeni kömür santralleri inşa etmektedir. Ancak yeşil ihracatları ve kapasite artışları, küresel karbon azaltımına somut katkı sağlamaktadır. Bu ikilik, Çin’in söyleminin pragmatik bir karakter taşıdığını göstermektedir: “Hem iç büyüme ihtiyaçlarını karşılamak hem de uluslararası meşruiyet kazanmak.”[ix]
Trump’ın Davos söylemi ve Çin’in buna verdiği yanıt, ABD-Çin rekabetinin yeşil enerji alanında derinleşeceğini işaret etmektedir. 2030 yılına kadar Çin’in rüzgar ve güneş kapasitesini 1200 GW’a çıkarması beklenirken, ABD’nin “Enflasyonu Azaltma Yasası” gibi teşvikleri bu rekabete yanıt vermeye çalışmaktadır. Ancak ticaret savaşlarının devamı, tedarik zincirlerini bölebilir ve küresel yeşil dönüşümü yavaşlatabilir.
Gelecekte üç senaryo öne çıkmaktadır: (i) Rekabetin sertleşmesi, Trump tarzı milliyetçi politikalar, teknoloji transferini kısıtlayarak gelişmekte olan ülkelerin yeşil dönüşümünü zorlaştırabilir. (ii) Pragmatik işbirliği, COP süreçlerinde görüldüğü üzere, ortak tehdit algısı (iklim değişikliği) tarafları masaya oturtabilir. (iii) Çin’in yükselişi, eğer ABD iç politikada fosil yakıt yanlısı çizgiyi sürdürürse, Çin küresel iklim liderliğini pekiştirebilir.
Sonuç olarak söylem analizi bize şunu göstermektedir: Yeşil enerji günümüzde teknik bir mesele değil, büyük güçlerin kimlik ve iktidar mücadelesinin yeni arenasıdır. Küresel iklim rejiminin geleceği, bu söylemsel gerilimin nasıl yönetileceğine bağlıdır. İşbirliği fırsatları mevcut olsa da mevcut söylemler çatışmacı bir rotayı işaret etmektedir. Bu nedenle çok taraflı diplomasi mekanizmalarının güçlendirilmesinde fayda vardır.
[i] “From French drug pricing to ‘loser’ windmills: A rundown of who Trump criticized at Davos”, CNBC, https://www.cnbc.com/2026/01/23/trump-davos-canada-carney-france-macron-spain-china-wind.html, (Erişim Tarihi: 24.01.2026).
[ii] “Davos: China defends wind power strategy after Trump’s criticism”, Reuters, https://www.reuters.com/business/energy/china-defends-wind-power-strategy-after-trumps-criticism-davos-2026-01-22/, (Erişim Tarihi: 24.01.2026).
[iii] “‘They don’t spin’: Trump’s wind power disinformation rant at Davos”, Wind Power, https://www.windpowermonthly.com/article/1945886/they-dont-spin-trumps-wind-power-disinformation-rant-davos, (Erişim Tarihi: 24.01.2026).
[iv] “Setting the record straight on China’s wind power”, People’s Daily Online, http://en.people.cn/n3/2026/0124/c90000-20418293.html, (Erişim Tarihi: 24.01.2026).
[v] “Trump says China doesn’t use wind power. But here are the facts.”, CGTN, https://news.cgtn.com/news/2026-01-22/Trump-says-China-doesn-t-use-wind-power-But-here-are-the-facts–1K9f4iAR04M/share_amp.html, (Erişim Tarihi: 24.01.2026).
[vi] Aynı yer.
[vii] “Beijing Declaration on Wind Energy 2.0”, GWEC, https://www.gwec.net/policy/beijing-declaration-on-wind-energy-2.0, (Erişim Tarihi: 24.01.2026).
[viii] “Green-tech rivalry will complicate US-China climate cooperation”, MERICS, https://merics.org/en/comment/green-tech-rivalry-will-complicate-us-china-climate-cooperation, (Erişim Tarihi: 24.01.2026).
[ix] “China to add 120 GW of new wind capacity annually starting in 2026”, Energies, https://energiesmedia.com/china-to-add-120-gw-new-wind-capacity-annually, (Erişim Tarihi: 24.01.2026).
