Analiz

ABD Ekonomisinde Hızlanan Büyüme

Güçlü büyüme, tüketim ve kamu harcamalarına dayanırken yatırım ve konut piyasaları zayıf kalmaktadır.
Enflasyonun yükselişi, büyümenin sosyal ve ekonomik sürdürülebilirliğini tartışmalı hâle getirmektedir.
Büyüme ile fiyat istikrarı arasındaki denge, FED’in önündeki temel sınama olmaya devam etmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ekonomisinin yılın üçüncü çeyreğinde yıllıklandırılmış bazda %4,3 oranında büyümesi, küresel ekonomik belirsizliklerin yoğunlaştığı bir dönemde dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.[1] Bir önceki çeyrekte %3,8 olan büyüme oranının üzerine çıkılması ve piyasa beklentilerinin (yaklaşık %3,2) belirgin biçimde aşılması, ABD ekonomisinin kısa vadede güçlü bir ivme yakaladığını göstermektedir. Bu performans, özellikle yüksek enflasyon, sıkılaşmış finansal koşullar, ticaret ve göç politikalarındaki sert dönüşlerle kamu harcamalarındaki kısıntılara rağmen gerçekleşmiş olması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.

Üçüncü çeyrek büyümesinin temel sürükleyicisi, hanehalkı tüketim harcamalarındaki artış olmuştur. Tüketim harcamaları yıllık bazda %3,5 oranında artarak bir önceki çeyrekteki %2,5’lik artışın üzerine çıkmıştır. Özellikle sağlık hizmetlerine yönelik harcamalardaki yükseliş, demografik yapı, sağlık maliyetlerindeki artış ve kamu destekli programların etkisiyle tüketimin kompozisyonunu belirgin biçimde etkilemiştir.

Bu durum, ABD ekonomisinin klasik yapısal özelliklerinden biri olan tüketim ağırlıklı büyüme modelinin hâlen geçerliliğini koruduğunu göstermektedir. Ancak bu modelin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri mevcuttur. Zira işgücü piyasasında yavaşlama sinyalleri görülmekte, reel gelir artışları sınırlı kalmakta ve pandemi döneminde biriken “fazla tasarruflar” büyük ölçüde tükenmektedir. Dolayısıyla mevcut tüketim artışının, orta ve uzun vadede aynı hızla devam edip edemeyeceği tartışmalıdır.

Büyümeye katkı sağlayan bir diğer önemli unsur, ithalatın azalması ve ihracatın güçlü toparlanması olmuştur. Başkan Donald Trump’ın bu yılın ilkbaharında açıkladığı ve ithalata yönelik vergileri artıran politikalar, ithalatın düşmesine yol açmış; bu da milli gelir hesaplamalarında büyümeyi yukarı çekici bir etki yaratmıştır. İthalatın azalması teknik olarak büyümeyi artırsa da bu durumun üretim kapasitesi, tedarik zincirleri ve fiyatlar üzerindeki dolaylı etkileri göz ardı edilmemelidir.

Buna karşılık, bir önceki dönemde sert biçimde düşen ihracatın %7,4 oranında artması, ABD ekonomisinin küresel talep kanalıyla da desteklendiğini göstermektedir. İhracattaki bu toparlanma, doların seyrine, küresel büyüme beklentilerine ve ticaret ortaklarıyla olan ilişkilerin seyrine bağlı olarak kırılgan bir yapı arz etmektedir. Dolayısıyla dış ticaretin büyümeye katkısı, konjonktürel olmaktan öteye geçip geçemeyeceği açısından yakından izlenmelidir.

Üçüncü çeyrekte kamu harcamalarının yeniden artış göstermesi, büyümeyi destekleyen bir diğer faktör olmuştur. Özellikle savunma harcamalarındaki yükseliş, federal bütçeden ekonomiye aktarılan kaynakların önemli bir bölümünü oluşturmuştur. Bu durum, ABD’de kamu harcamalarının ekonomik döngülerde dengeleyici rolünü bir kez daha ortaya koymaktadır.

Ancak savunma harcamalarına dayalı bir kamu harcaması artışının, uzun vadede üretkenliği ve refahı artırıcı etkileri sınırlı olabilir. Altyapı, eğitim veya teknoloji yatırımlarına kıyasla savunma harcamalarının çarpan etkisi daha düşüktür. Bu nedenle kamu harcamalarının büyümeye katkısı kısa vadede olumlu görünse de yapısal dönüşüm açısından sınırlı bir etki yaratmaktadır.

Güçlü büyüme performansına rağmen özel sektör yatırımlarında yavaşlama dikkat çekmektedir. Özellikle fikri mülkiyet yatırımları da dâhil olmak üzere iş yatırımlarındaki durgunluk, firmaların geleceğe yönelik beklentilerinde temkinli olduklarını göstermektedir. Yüksek faiz oranları, finansman maliyetlerini artırarak yatırım iştahını sınırlamaktadır.

Benzer şekilde, konut piyasası da yüksek faiz oranlarının baskısı altındadır. Kredi faizlerinin yüksek seyretmesi, konut satın alınabilirliğini azaltmakta; arz kısıtları ve maliyet artışları piyasadaki durgunluğu derinleştirmektedir. Bu durum, büyümenin kompozisyonunda dengesizliklere yol açmakta ve iç talebin belirli kalemlere aşırı bağımlı hâle gelmesine neden olmaktadır.

Büyümenin sürdürülebilirliği açısından en kritik başlıklardan biri, enflasyonun yeniden hız kazanmasıdır. ABD Merkez Bankasının (FED) tercih ettiği enflasyon göstergesi olan kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi, üçüncü çeyrekte %2,8’e yükselmiştir. Bu artış, bir önceki çeyrekteki %2,1’lik seviyeye kıyasla belirgin bir ivmelenmeye işaret etmektedir.[2]

Başkan Trump’ın büyüme rakamlarını sosyal medyada tarifelerle ilişkilendirerek sahiplenmesi, ekonomik verilerin politik söylemle araçsallaştırılması açısından dikkat çekicidir. Ancak birçok iktisatçı, tarifelerin uzun vadede fiyatları artırarak tüketiciler üzerinde ek yük oluşturduğunu ve verimlilik kayıplarına yol açtığını savunmaktadır. Dolayısıyla mevcut büyümenin tamamını ticaret politikalarına bağlamak, ekonomik gerçekliği basitleştiren bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

Üçüncü çeyrekte elde edilen güçlü büyüme performansı, FED’in para politikası açısından da karmaşık bir tablo ortaya koymaktadır. Bir yandan ekonomik büyümenin beklentilerin üzerinde seyretmesi, resesyon endişelerinin kısa vadede ötelenmesine neden olurken; diğer yandan enflasyon göstergelerindeki yeniden yükseliş, FED’in faiz indirimleri konusunda temkinli davranmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksinin (PCE) %2,8’e çıkması, para politikasında erken gevşemenin fiyat istikrarı açısından riskli olabileceğini göstermektedir.

Bu bağlamda, büyümeyle enflasyon arasındaki hassas denge, ABD ekonomisinin önümüzdeki dönemde karşılaşacağı en önemli sınamalardan biri olarak öne çıkmaktadır. Faizlerin uzun süre yüksek seviyelerde tutulması, yatırım ve konut piyasası üzerindeki baskıyı artırırken; erken ve hızlı faiz indirimleri ise enflasyonist baskıların kalıcı hâle gelmesine yol açabilir. Dolayısıyla mevcut büyüme performansı, FED’e sınırlı bir manevra alanı sunmakta; ekonomik canlılıkla fiyat istikrarı arasında zor bir tercih sürecini beraberinde getirmektedir.

Resmî büyüme rakamları ABD ekonomisinin dirençli bir görünüm sergilediğini ortaya koysa da bu büyümenin toplumsal tabanı giderek daha dar bir kesime yaslanmaktadır. Yüksek gelir gruplarının harcamalarını sürdürmesi, tüketim verilerini güçlü tutarken; düşük ve orta gelirli hanehalkları artan yaşam maliyetleri, zayıflayan işgücü piyasası ve reel gelirlerdeki durgunluk nedeniyle harcamalarını kısmaya başlamaktadır. Kredi kartı borçları ve tüketici anketleri de bu eğilimi destekleyen sinyaller vermektedir.

Bu durum, “dayanıklı ekonomi” söyleminin sınırlarını görünür kılmaktadır. Ekonomik büyümenin rakamsal olarak güçlü seyretmesi, toplumsal refahın eşit biçimde arttığı anlamına gelmemektedir. Aksine, büyümenin belirli sektörler ve gelir grupları etrafında yoğunlaşması, ilerleyen dönemde talep daralması ve politik memnuniyetsizlik riskini artırabilir. Bu nedenle üçüncü çeyrekteki büyüme, yalnızca makroekonomik bir başarı olarak değil, aynı zamanda sosyal sürdürülebilirlik açısından test edilmesi gereken bir süreç olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, ABD ekonomisinin üçüncü çeyrekte sergilediği güçlü büyüme performansı, kısa vadede dayanıklılık ve esneklik göstergesi olarak okunabilir. Ancak bu büyümenin temelinde yer alan tüketim artışı, kamu harcamaları ve dış ticaret dinamikleri, orta vadede çeşitli riskler barındırmaktadır. Enflasyon baskıları, gelir dağılımındaki eşitsizlikler, yatırım ve konut piyasalarındaki zayıflıklar, büyümenin sürdürülebilirliğini sorgulanır hâle getirmektedir. Bu çerçevede, mevcut büyüme rakamları bir başarı göstergesi olmakla birlikte, ABD ekonomisinin yapısal sorunlarını ortadan kaldıran kalıcı bir dönüşümün henüz gerçekleşmediği söylenebilir.

[1] Sherman, Natalie. “US Economy Grows at Fastest Pace in Two Years”, BBC News, www.bbc.com/news/articles/c62n9ynzrdpo, (Erişim Tarihi: 28.12.2025).

[2] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır.Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler