Analiz

ABD Yüksek Mahkemesi Kararı ve Trump’ın Ticaret Politikası

Bu süreç, Amerikan demokrasisinde denge ve denetleme mekanizmalarının dayanıklılığını test eden bir örnek teşkil etmiştir.
Ekonomik açıdan bakıldığında, kararın kısa vadede piyasalar tarafından olumlu karşılandığı görülmüştür.
Yeni %10 küresel tarife, müttefiklerin de yeniden hedef hâline gelmesine yol açmıştır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın %10 oranında yeni bir küresel gümrük tarifesi uygulamaya koyması ve ABD Yüksek Mahkemesi’nin daha önce ilan edilen geniş kapsamlı tarifeleri 6-3 oyla iptal etmesi, Amerikan siyasal sistemi açısından yalnızca bir ticaret politikası tartışması değil; kuvvetler ayrılığı, başkanlık yetkilerinin sınırları ve küresel ekonomik düzenin geleceği bakımından da kritik bir dönemeç oluşturmuştur. Mahkemenin, Başkan’ın 1977 tarihli Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası’na (IEEPA) dayanarak uyguladığı tarifelerin yetki aşımı içerdiğine hükmetmesi, yürütme organının ticaret alanındaki manevra kapasitesini hukuki denetime açık biçimde sınırlandırmıştır. Bu karar, Amerikan anayasal sisteminde Kongre’nin vergilendirme yetkisinin merkezi konumunu yeniden teyit etmiş görünmektedir.

Mahkeme çoğunluğunun görüşünü kaleme alan Başyargıç John Roberts, Kongre’nin tarifelendirme yetkisini devrederken bunu açık ve sınırlı biçimde yaptığını vurgulamıştır. Bu durum, yürütme erkine karşı kurumsal bir hatırlatma niteliği taşımıştır.[1] Özellikle dikkat çekici olan husus, Trump tarafından atanan iki muhafazakâr yargıcın – Amy Coney Barrett ve Neil Gorsuch – da iptal kararına katılmış olmasıdır. Bu tablo, kararın yalnızca ideolojik değil, anayasal yetki sınırları bağlamında değerlendirildiğini göstermiştir. Dolayısıyla mesele, Trump’ın ticaret politikası tercihlerinden ziyade başkanlık makamının kriz yetkilerinin kapsamına ilişkin bir anayasal tartışma olarak şekillenmiştir.

Trump’ın karara rağmen yeni bir %10 küresel tarife ilan etmesi ise yürütmenin geri adım atma niyetinde olmadığını ortaya koymuştur. Başkan’ın “alternatif yasalar” üzerinden tarifeleri sürdürme söylemi, Beyaz Saray’ın ticaret politikasını stratejik bir araç olarak kullanmaya devam edeceğini göstermiştir.[2] Bu durum, ABD’de ticaret politikasının giderek daha fazla iç politik kutuplaşmanın bir unsuru hâline geldiğini teyit etmiştir. Başkan’ın, karara katılan Cumhuriyetçi yargıçları sert ifadelerle eleştirmesi ise yargı-yürütme ilişkilerinde gerilimin artabileceğine işaret etmiştir.

Ekonomik açıdan bakıldığında, kararın kısa vadede piyasalar tarafından olumlu karşılandığı görülmüştür. Amerika’nın en büyük 500 şirketinin hisse senetlerinden oluşan borsa endeksinin (S&P 500) yükselmesi, iş dünyasının hukuki belirsizliğin azalmasını ve potansiyel iade ihtimalini pozitif bir gelişme olarak değerlendirdiğini göstermiştir. Özellikle Çin’de üretim yapan Amerikan küçük ve orta ölçekli işletmeleri için bu karar bir “nefes alma alanı” yaratmıştır. Ancak Trump’ın, iade sürecinin uzun yıllar sürebileceğini söylemesi, belirsizliğin tamamen ortadan kalkmadığını göstermiştir. Bu da yatırım kararlarının orta vadede temkinli biçimde şekillenmesine neden olabilecektir.

ABD’nin geleceği açısından mesele yalnızca tarifelerin kendisi değildir; asıl önemli olan, başkanın ticaret politikası araçlarını hangi hukuki zemin üzerinden kullanabileceği sorusudur. Eğer Beyaz Saray farklı mevzuatlara dayanarak benzer uygulamaları sürdürürse, Kongre ile yürütme arasında yeni bir yetki çatışması doğabilir. Bu durum, Amerikan siyasal sisteminde başkanlık modelinin sınırlarına ilişkin daha geniş bir tartışmayı tetikleyebilir. Özellikle seçim dönemlerinde ticaretin popülist bir söylem aracı olarak kullanılması, ekonomik rasyonalite ile siyasi mobilizasyon arasındaki gerilimi derinleştirebilir.

Küresel düzlemde ise bu kararın iki yönlü etkisi olmuştur. Bir yandan ABD’nin tek taraflı ticaret önlemlerine karşı iç hukukun fren mekanizmasının çalıştığı mesajı verilmiştir. Bu durum, Avrupa Birliği, Kanada ve Japonya gibi müttefikler açısından kurumsal istikrarın korunduğu algısını güçlendirmiştir. Diğer yandan, Trump’ın yeni tarifeler açıklaması, ABD’nin ticaret politikasında öngörülebilirliğin zayıfladığı yönündeki kanaati pekiştirmiştir. Bu çelişkili tablo, ABD’nin küresel ekonomik liderliği konusunda soru işaretleri doğurmuştur.

Çin’le ilişkiler bakımından ise gelişmeler daha karmaşık bir tablo ortaya koymuştur. Trump yönetiminin tarifeleri “yerli üretimi teşvik eden araçlar” olarak savunması, Çin’e karşı ekonomik baskı stratejisinin devam edeceğini göstermiştir.[3] Ancak Yüksek Mahkeme kararı, bu stratejinin hukuki sınırlarını ortaya koymuştur. Çin açısından bakıldığında, ABD iç hukukunun yürütmeyi sınırlaması kısa vadede bir rahatlama sağlamış olabilir; fakat Trump’ın alternatif yollarla tarifeleri sürdürme iradesi, ticaret savaşlarının tamamen sona ermeyeceğini düşündürmektedir.

ABD’nin müttefikleriyle ilişkileri de bu süreçten etkilenmiştir. Özellikle Meksika ve Kanada başlangıçta hedef alınan ülkeler arasında yer almıştır. Kuzey Amerika tedarik zincirlerinin entegrasyonu düşünüldüğünde, tarifeler bölgesel ekonomik işbirliğini zorlayan bir unsur hâline gelmiştir. Mahkeme kararı, bu ülkeler açısından diplomatik bir kazanım olarak değerlendirilmiştir. Ancak yeni %10 küresel tarife, müttefiklerin de yeniden hedef hâline gelmesine yol açmıştır. Bu durum, ABD’nin ticaret ortaklarıyla güven temelli ilişkilerini zayıflatma potansiyeli taşımıştır.

Uzun vadede en önemli etki, ABD’de ticaret politikasının kurumsal zemininin yeniden tanımlanması olmuştur. Eğer Kongre, yürütmenin acil durum yetkilerini daraltan yeni düzenlemeler yaparsa, başkanın tek taraflı ticaret hamleleri sınırlanabilecektir. Aksi takdirde, yürütme organı farklı yasal araçları kullanarak benzer politikaları sürdürmeye devam edebilecektir. Bu süreç, Amerikan demokrasisinde denge ve denetleme mekanizmalarının dayanıklılığını test eden bir örnek teşkil etmiştir.

Bu çerçevede ortaya çıkan tablo, ABD’de ticaret politikasının artık yalnızca ekonomik bir araç değil; anayasal sınırların, siyasal meşruiyetin ve küresel liderlik iddiasının kesişim noktasında şekillenen stratejik bir alan hâline geldiğini göstermiştir. Yürütme ile yargı arasındaki bu gerilim, Amerikan devlet yapısının kriz anlarında nasıl tepki verdiğini ortaya koymuş; aynı zamanda uluslararası aktörlere ABD iç hukukunun dış politika üzerinde belirleyici olabildiğini hatırlatmıştır. Ancak Başkan’ın geri adım atmayan söylemi, hukuki sınırların siyasi irade karşısında ne ölçüde direnç gösterebileceği sorusunu gündeme taşımıştır. Dolayısıyla mesele, yalnızca tarifelerin iptali değil; Amerikan gücünün hangi kurumsal çerçeve içinde kullanılacağına dair daha geniş bir tartışmaya dönüşmüş bulunmaktadır.

Sonuç olarak Yüksek Mahkeme’nin kararı, ABD’de anayasal sınırların korunduğunu göstermiş; ancak Trump’ın yeni tarife hamlesi ticaret politikasında belirsizliğin devam ettiğini ortaya koymuştur. Bu gelişmeler, ABD’nin küresel ekonomik liderliği, müttefikleriyle ilişkileri ve Çin’le rekabeti üzerinde uzun vadeli etkiler doğurabilecek nitelikte olmuştur. Önümüzdeki dönemde ticaret politikasının hukuki zemini ile siyasi strateji arasındaki gerilim, Amerikan iç ve dış politikasının temel belirleyicilerinden biri hâline gelebilecektir.

[1] Sherman, Natalie. “Trump Brings in New 10% Tariff as Supreme Court Rejects His Global Import Taxes”, BBC News, www.bbc.com/news/articles/cn8146l0n55o, (Erişim Tarihi: 22.02.2026).

[2] Aynı yer.

[3] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır.Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler