Analiz

ABD’de İç Güvenlik ve Siyasal Kutuplaşma

DHS’nin kısmi kapanması, ABD’de göç reformu tartışmalarının bütçe süreci üzerinden sert bir siyasi krize dönüştüğünü göstermektedir.
TSA personelinin maaş alamaması ihtimali, havaalanlarında gecikmelere yol açarak ekonomik ve kurumsal istikrar tartışmalarını yeniden gündeme taşımaktadır.
Kriz, ABD’de güvenlik politikaları ile demokratik denetim talepleri arasındaki yapısal gerilimin yeni bir tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) bütçe anlaşmazlığı nedeniyle kısmi olarak kapanması, ilk bakışta teknik bir bütçe krizi gibi görünse de aslında Washington’daki daha derin siyasi ve kurumsal çatışmaların bir yansıması olarak okunabilir. Federal hükümetin belirli bir bölümünün fonlanamaması, özellikle ulaşım güvenliği ve sınır yönetimi gibi kritik alanlarda zincirleme etkiler yaratma potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda mesele yalnızca bir mali kaynak sorunu değil; yürütme ile yasama arasındaki güç mücadelesinin göç politikaları üzerindeki ideolojik ayrışmanın ve kamu yönetiminde süreklilik ilkesinin sınandığı bir krizdir.

Kapanmanın en somut ve halk tarafından en hızlı hissedilebilecek etkisi, havaalanlarındaki güvenlik kontrollerinde ortaya çıkabilecek gecikmelerdir. Ulaştırma Güvenliği İdaresi (TSA), doğrudan DHS çatısı altında faaliyet göstermektedir. TSA personelinin maaş alamadan çalışmak zorunda kalması, geçmiş kapanma örneklerinde olduğu gibi, devamsızlık oranlarının artmasına yol açabilir. Bu durum yalnızca yolcu konforunu değil, aynı zamanda havayolu şirketlerinin operasyonel planlamasını ve ABD ekonomisinin genel işleyişini de etkileyebilir. Zira hava taşımacılığı, küresel ticaret ve iç ekonomik dolaşım açısından kritik bir altyapı unsurudur.

Seyahat grupları ve havayolu şirketlerinin ortak açıklamalarında “yolcuların ve ABD ekonomisinin maaş almadan çalışan güvenlik personeline bağımlı kalamayacağı” vurgusu, krizin ekonomik boyutuna işaret etmektedir.[i] Havaalanlarında oluşabilecek uzun kuyruklar, uçuş gecikmeleri ve iptaller, özellikle iş seyahatleri ve turizm sektöründe ciddi maliyetler doğurabilir. Bu durum, ABD’nin küresel finans ve ticaret merkezi olma iddiası açısından da sembolik bir zayıflık görüntüsü yaratabilir. Dolayısıyla kriz, yalnızca kamu çalışanlarının maaş meselesi değil; ekonomik güvenilirlik ve kurumsal istikrar meselesidir.

Öte yandan kapanmanın arka planında göç politikaları üzerinden yaşanan sert siyasi kutuplaşma bulunmaktadır. Demokratlar, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) uygulamalarına yönelik daha sıkı denetim ve reform talepleriyle bütçe tasarılarını engellemiştir. Özellikle Minnesota’da gerçekleşen ve iki sivilin hayatını kaybettiği operasyon sonrası göç uygulamalarının şeffaflığı ve hesap verebilirliği tartışma konusu olmuştur. Demokratların yüz maskesi yasağı, kimliklendirme zorunluluğu ve arama emirleri için daha katı kurallar gibi talepleri, federal kolluk kuvvetlerinin yetki alanını yeniden tanımlama çabasını yansıtmaktadır.

Buna karşılık Cumhuriyetçi kanat ve Başkan Donald Trump, güvenlik güçlerinin korunması gerektiğini vurgulayarak reform taleplerine mesafeli yaklaşmaktadır. “Her zaman kolluk kuvvetlerimizi korumalıyız” şeklindeki açıklama, yürütmenin güvenlik merkezli yaklaşımını ortaya koymaktadır.[ii] Bu durum, ABD’de göç meselesinin artık yalnızca bir sınır kontrolü tartışması değil; devlet otoritesi, insan hakları ve kamu güvenliği arasında bir denge meselesi hâline geldiğini göstermektedir.

Krizin bir diğer önemli boyutu, DHS’nin finansal esnekliğiyle ilgilidir. Trump yönetimi döneminde kabul edilen “Tek Büyük Güzel Yasa” kapsamında DHS’ye ayrılan 165 milyar dolarlık kaynak, teorik olarak bazı açıkları telafi edebilir. Ayrıca ICE için ayrılan 75 milyar dolarlık özel fon, bu kurumun kapanmadan görece daha az etkilenmesini sağlamaktadır. Bu durum, kapanmanın etkilerinin kurumlar arasında eşit dağılmadığını göstermektedir. TSA ve Sahil Güvenlik gibi birimler doğrudan maaş kesintileriyle karşı karşıya kalırken, ICE’nin nispeten korunmuş olması siyasi önceliklerin bütçeye nasıl yansıdığını ortaya koymaktadır.

Sahil Güvenlik açısından durum özellikle dikkat çekicidir. Yaklaşık 56.000 personelin maaş alamaması ihtimali, hayati olmayan görevlerin askıya alınmasına yol açabilir. Deniz güvenliği, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele ve arama-kurtarma operasyonları gibi alanlarda görev yapan bu kurumun kapasitesinin azalması, ABD’nin hem iç güvenliği hem de bölgesel deniz hâkimiyeti açısından risk oluşturabilir. Özellikle Karayipler ve Doğu Pasifik’te yürütülen uyuşturucu karşıtı operasyonlar, son dönemde artan askeri varlık bağlamında stratejik önem taşımaktadır.

Bununla birlikte Federal Havacılık İdaresi’nin (FAA) yıl sonuna kadar fonlanmış olması, hava trafik kontrol sisteminde tam bir felaket senaryosunun önüne geçmektedir. Bu durum, kapanmanın geçen yılki 43 günlük tam hükümet kapanmasına kıyasla daha sınırlı etki yaratabileceğini düşündürmektedir. Ancak yine de TSA personelinin devamsızlık oranlarındaki artış, kamuoyunda “işlevsel devlet” algısını zedeleyebilir.

Kongre’nin 23 Şubat tarihine kadar tatile girecek olması, krizin çözümünü geciktirme potansiyeline sahiptir. Eğer taraflar uzlaşma zeminine yaklaşmazsa, kapanma Trump’ın “Birliğin Durumu” konuşmasına kadar uzayabilir. Bu senaryo, krizi yalnızca idari bir sorun olmaktan çıkarıp sembolik bir siyasi meydan okumaya dönüştürebilir. Zira “Birliğin Durumu” konuşması, yürütmenin ulusal birlik ve istikrar mesajı vermek istediği bir platformdur. Devam eden bir kapanma, bu mesajın altının boş kalmasına sebep olabilir.

Son olarak DHS kapanması ABD siyasetindeki yapısal kutuplaşmanın somut bir tezahürü olarak değerlendirilebilir. Göç politikaları etrafında şekillenen bu kriz, bütçe sürecinin artık teknik bir mali araç olmaktan ziyade siyasi baskı mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir. TSA personelinin maaş alamaması ya da havaalanlarında oluşabilecek gecikmeler, aslında daha derin bir yönetişim krizinin yüzeydeki belirtileridir.

Eğer taraflar kısa vadede bir uzlaşmaya varamazsa, bu tür kısmi kapanmaların normalleşmesi söz konusu olabilir. Bu ise ABD’nin küresel liderlik iddiası açısından kurumsal güvenilirlik sorunu yaratabilir. Buna karşılık sınırlı ve pragmatik bir anlaşma sağlanması, tarafların göç politikaları üzerindeki temel ayrılıkları tamamen çözmese de en azından devletin temel işlevlerinin sürekliliğini koruma iradesini gösterecektir.

Dolayısıyla bu kriz, yalnızca havaalanı kuyruklarıyla sınırlı bir sorun değil; ABD’de göç, güvenlik ve demokratik hesap verebilirlik arasındaki dengenin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktası olarak okunabilir. Bu denge nasıl kurulursa kurulsun, DHS kapanması Amerikan siyasal sisteminin dayanıklılığına ilişkin önemli bir test niteliği taşımaktadır.

[i] Halpert, Madeline. “US Homeland Security Shutdown Could Mean Airport Delays, Travel Groups Say.” BBC News, www.bbc.com/news/articles/cwy8dw5zk7yo, (Erişim Tarihi: 15.02.2026).

[ii] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır.Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler