Analiz

ABD’nin Venezuela’ya Askeri Müdahalesi ve Uluslararası Hukuktaki Yeri

Suç ve “narko-terörizm” iddiaları askerî müdahaleyi meşrulaştırmamaktadır.
ABD müdahalesi, BM Şartı’ndaki güç kullanma yasağını ihlal etmektedir.
Yaptırımsızlık, küresel ölçekte tehlikeli bir emsal yaratabilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Venezuela’ya yönelik geniş çaplı bir askerî operasyon düzenlendiğini, bu operasyon kapsamında Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’in yakalanarak ABD’de terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla yargılanacağını açıklaması, uluslararası hukukun temel ilkeleri açısından son derece tartışmalı bir iddia ortaya koymaktadır.[i] Bu tür bir askerî müdahale, yalnızca Latin Amerika’nın iç dengelerini değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel hukuk düzeninin meşruiyetini ve bağlayıcılığını da doğrudan tartışmalı hâle getirmektedir. Meselenin özü, ABD’nin bu eylemi uluslararası hukuk çerçevesinde meşrulaştırıp meşrulaştıramayacağı ve bunun dünya genelinde nasıl bir emsal yaratacağıdır.

Uluslararası hukukun güç kullanımına ilişkin temel normu, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 2(4) maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Bu hüküm, devletlerin başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasal bağımsızlığına karşı askerî güç kullanmasını kesin biçimde yasaklamaktadır.[ii] Bu yasak, modern uluslararası sistemin belkemiğini oluşturmakta ve yalnızca iki istisna tanımaktadır: Birincisi, BM Güvenlik Konseyi’nin açık yetkilendirmesi; ikincisi ise bir devletin silahlı saldırıya uğraması hâlinde başvurabileceği meşru müdafaa hakkıdır. Venezuela örneğinde, kamuoyuna yansıyan bilgiler ışığında ne Güvenlik Konseyi’nin bir yetkilendirmesi ne de Venezuela’dan ABD’ye yönelmiş yakın ve kaçınılmaz bir silahlı saldırı tehdidi bulunmaktadır. Bu durum, müdahalenin hukuki dayanağını baştan zayıflatmaktadır.

ABD’nin muhtemel savunma argümanı, Maduro yönetiminin bir “narko-terör örgütü” olarak tanımlanması ve bunun ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiği iddiasına dayanmaktadır. Ancak uluslararası hukuk açısından bu yaklaşım ciddi sorunlar barındırmaktadır. Narkotik madde kaçakçılığı ve organize suç, kuşkusuz küresel ölçekte ciddi tehditlerdir; fakat bu tehditlerle mücadele, devletlere tek taraflı askerî müdahale hakkı tanımamaktadır. Uluslararası hukuk, suç isnatlarının askerî işgalle değil, adli mekanizmalarla ele alınmasını öngörür. Aksi takdirde “suçla mücadele” söylemi, rejim değişikliği hedefleyen askerî operasyonların örtüsü hâline gelir ki bu durum, hukukun siyasallaşmasının en uç örneklerinden biridir.

Bu bağlamda söz konusu operasyonun “meşru müdafaa” kapsamında değerlendirilmesi güçtür. Meşru müdafaa için aranan temel koşullar, tehdidin gerçek, yakın ve kaçınılmaz olmasıdır. Venezuela ordusunun veya devlet yapısının ABD’ye karşı bir askerî saldırı hazırlığında olduğuna dair somut ve doğrulanabilir bir delil bulunmamaktadır. Uluslararası hukuk doktrininde kabul gören yaklaşım, potansiyel veya varsayımsal tehditlerin askerî güç kullanımını haklı kılmayacağı yönündedir. Dolayısıyla uyuşturucu kaçakçılığı iddialarının meşru müdafaa gerekçesi olarak sunulması, hukuki olmaktan ziyade siyasî bir argüman niteliği taşımaktadır.

Bu noktada “saldırı suçu” kavramı öne çıkmaktadır. Nürnberg Yargılamaları’ndan bu yana saldırı suçu, uluslararası hukukta “en ağır suç” olarak tanımlanmış ve devlet liderlerinin bireysel sorumluluğunu gündeme getiren bir kategori hâline gelmiştir.[iii] Başka bir devletin egemenliğine karşı izinsiz askerî güç kullanılması, eğer Güvenlik Konseyi yetkisi veya meşru müdafaa koşulları yoksa, saldırı suçu kapsamına girmektedir. Venezuela’ya yönelik bir ABD müdahalesi, bu çerçevede değerlendirildiğinde, yalnızca hukuka aykırı bir güç kullanımı değil, aynı zamanda uluslararası ceza hukuku bakımından da son derece ağır sonuçlar doğurabilecek bir eylem olarak görülmektedir.

Sorunun bir diğer boyutu, bu eylemin fiilen yaptırıma uğrayıp uğramayacağıdır. Teorik olarak, BM Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden eylemlere karşı yaptırım kararı alabilir. Ancak ABD’nin Konsey’de veto yetkisine sahip olması, bu mekanizmayı fiilen işlemez hâle getirmektedir. Bu durum, uluslararası hukuk düzeninin en büyük paradokslarından birini gözler önüne sermektedir: En güçlü aktörler, hukuku ihlal etme kapasitesine sahip oldukları gibi, aynı zamanda bu ihlallerin yaptırıma bağlanmasını da engelleyebilmektedir. Böyle bir tablo, hukukun evrenselliği ve eşit uygulanabilirliği ilkesini ciddi biçimde aşındırmaktadır.

Venezuela açısından bakıldığında, olası sonuçlar son derece ağırdır. Zaten uzun süredir ekonomik yaptırımlar, siyasal istikrarsızlık ve insani krizle mücadele eden ülke, askerî müdahale sonrası daha derin bir kaosa sürüklenebilir. Devlet otoritesinin zayıflaması, silahlı grupların güç kazanması ve ülkenin fiilen parçalı bir yönetime doğru evrilmesi ihtimali artacaktır. Bu tür bir senaryo, yalnızca Venezuela halkı için değil, bölge ülkeleri için de ciddi güvenlik ve göç sorunları yaratabilir. Latin Amerika’da yeni bir istikrarsızlık dalgası, bölgesel entegrasyon çabalarını da sekteye uğratacaktır.

Orta vadede Venezuela’nın geleceği, büyük ölçüde uluslararası toplumun bu müdahaleye vereceği tepkiye bağlı olacaktır. Eğer ABD’nin eylemi ciddi bir diplomatik ve hukuki karşılık görmezse, Venezuela’nın egemenliğinin fiilen askıya alındığı bir dönem başlayabilir. Bu durum, ülkenin enerji kaynakları üzerinde dış aktörlerin daha doğrudan söz sahibi olmasına ve Venezuela’nın uzun vadede yarı-vesayet benzeri bir statüye sürüklenmesine yol açabilir. Böyle bir gelişme, Latin Amerika’da ABD karşıtlığını daha da derinleştirebilir ve bölgesel kutuplaşmayı artırabilir.

Küresel düzeyde ise bu olayın yaratacağı emsal etkisi son derece tehlikelidir. Uluslararası hukukta “emsal” kavramı, özellikle güç kullanımı gibi alanlarda büyük önem taşımaktadır. ABD gibi bir aktörün, hukuki dayanağı zayıf bir askerî müdahaleyi fiilen gerçekleştirmesi ve bunun yaptırımsız kalması, diğer büyük güçler için de cesaretlendirici bir örnek teşkil edebilir. Bu durum, uluslararası sistemin giderek daha fazla “güçlünün hukuku”na dayalı bir yapıya evrilmesine neden olabilir. Böyle bir dünyada, hukukun caydırıcı rolü zayıflar ve askerî güç, yeniden dış politikanın temel aracı hâline gelebilir.

Sonuç olarak Venezuela’ya yönelik olduğu iddia edilen ABD askerî müdahalesi, uluslararası hukuk açısından son derece düşündürücü görünmektedir. Ne BM Şartı’nın öngördüğü istisnalar ne de meşru müdafaa doktrini, bu tür bir eylemi ikna edici biçimde meşrulaştırmaktadır. Bu durum, yalnızca Venezuela’nın egemenliği açısından değil, küresel hukuk düzeninin geleceği açısından da kritik bir eşik anlamına gelmektedir. Eğer bu tür müdahaleler normalleşirse, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen hukuki mimarinin çözülmesi ve uluslararası sistemin daha kaotik, daha öngörülemez bir yapıya sürüklenmesi kaçınılmaz olacaktır.

[i] McKelvie, Geraldine. “Is There Any Legal Justification for the US Attack on Venezuela?”, The Guardian, www.theguardian.com/world/2026/jan/03/is-there-any-legal-justification-for-the-us-attack-on-venezuela-trump-maduro, (Erişim Tarihi: 04.01.2026).

[ii]Charter of the United Nations and Statute of the International Court of Justice”, United Nations, www.un.org/en/about-us/un-charter/full-text, (Erişim Tarihi: 04.01.2026).

[iii] International Criminal Tribunal for the former Yugoslavia. Prosecutor v. Anto Furundžija: Declaration of Judge Lal Chand Vohrah. Case No. IT-95-17/1-AR73, 21 July 2000, www.icty.org/x/cases/furundzija/acjug/en/fur-asojvoh000721e.htm, (Erişim Tarihi: 04.01.2026).

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır.Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler