Uluslararası İlişkiler (Uİ) disiplini bağlamında Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) forumu, bölgesel entegrasyonun somut bir örneği olarak öne çıkmaktadır. APEC, 1989 yılında kurulduğundan beri üye ekonomilerin ticaret, yatırım ve teknolojik işbirliğini teşvik ederek küresel ekonomik büyümeye katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Teorik açıdan bakıldığında APEC’in işleyişi liberal Uİ kuramıyla uyumludur. Zira bu kuram, ekonomik karşılıklı bağımlılığın çatışmaları azalttığını ve işbirliğini artırdığını savunmaktadır. Ancak yaşanan gelişmeler realizm çerçevesinden ele alındığında forumun altında yatan güç mücadelelerinin, özellikle Çin ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki rekabetin incelenmesinde fayda vardır.[1]
APEC’in teorik temelleri neoliberal kurumsalcı yaklaşımda köklenmektedir. Bu yaklaşım, kurumların devletlerarası işbirliğini kolaylaştırarak anarşik uluslararası sistemde düzen sağladığını öne sürmektedir. APEC, gönüllü katılım ve konsensüs temelli karar alma mekanizmasıyla bu kuramı somutlaştırmaktadır. Öte yandan bölgenin özgünlüğü düşünüldüğünde konstrüktivist perspektif, forumun normatif yapısını üye ekonomilerin kimlerini şekillendirerek ortak bir Asya-Pasifik Pazar vizyonu yaratmaktadır. 2026 yılında Çin’in ev sahipliği bahsi geçen normların test edildiği bir dönem olarak görülebilir. Çünkü Çin’in yükselişi, Batı merkezli kurallara meydan okurken güncel küresel yönetişimdeki sorunlar alternatif bir gücün zorunluluğunun altını çizmiştir.
APEC’in tarihsel evrimi, Soğuk Savaş sonrası dönemde başlayan bir süreçtir. Forum, başlangıçta Avustralya’nın öncülüğünde ve Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik entegrasyonu hızlandırmak amacıyla kurulmuştur. Bu evrede, APEC’in odak noktası ticaret engellerinin kaldırılması ve yatırım akışlarının serbestleştirilmesi olmuştur. Tarihsel olarak bakıldığında; 1990’lı yıllar boyunca forum, Bogor Hedefleri gibi vizyoner belgelerle şekillenmiş; gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında köprüler kurmuştur. Bu dönem, liberalizmin zaferi olarak yorumlanabilir, çünkü küreselleşme dalgası altında sınır ötesi akımlar teşvik edilmiştir. Ancak politik analizde, bu entegrasyonun altında yatan güç dengelerinin de dikkate alınması faydalı olacaktır. Bu bağlamda ABD, söz konusu forumu kendi ekonomik hegemonyasını pekiştirmek için kullanırken, Asya ekonomileri bağımsızlıklarını koruma çabası içindedir.
İlerleyen yıllarda, APEC’in gündemi genişlemiştir. 2000’li yıllarda, terörle mücadele ve finansal krizler gibi küresel meydan okumalarla şekillenmiş; forum, ekonomik dayanıklılığı artırmak için tedarik zincirleri ve dijital ekonomi gibi alanlara odaklanmıştır. Tarihsel kronolojide, bu aşama, realizmin unsurlarını öne çıkarmaktadır: Jeopolitik gerilimler, örneğin Güney Çin Denizi anlaşmazlıkları, ekonomik işbirliğini gölgelemiştir. APEC’in başarısı, üye devletlerin ulusal çıkarlarını uzlaştırmada yatmaktadır. Ancak deglobalizasyon eğilimleri, bu uzlaşmayı zorlaştırmıştır. Çin’in katılımı, bu dönemde kritik bir dönüm noktası olmuştur. Zira Çin’in kalkınma modeli APEC çerçevesinde oldukça yaygınlaşmıştır.
Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) gibi girişimlerle bağlantılı olarak forum, yüksek standartlı ticaret kurallarını teşvik etmiştir. Tarihsel olarak bu evre, ekonomik milliyetçiliğin yükselişiyle çakışmaktadır; ABD’nin “Önce Amerika” politikaları, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile rekabet eder hale gelmiştir. APEC’in gücü, bu rekabeti yönetme kapasitesinde yatmaktadır: Liberal kuramcılar, karşılıklı bağımlılığın savaş riskini azalttığını savunurken; realistler, teknolojik milliyetçiliğin yeni bir Soğuk Savaş’ı tetikleyebileceğini belirtmektedir. Çin’in 2026 ev sahipliği, bu dinamiklerin zirvesi olarak görülebilir; Guangzhou’daki ilk üst düzey yetkililer toplantısı, bölgesel büyümeyi serbest üretim faktörleri hareketliliğiyle ilişkilendirmiştir.[2]
Guangzhou toplantıları, APEC’in güncel gündemini yansıtmaktadır. APEC, günümüzde küresel ekonomik toparlanmanın kırılganlığı karşısında Asya-Pasifik’in açık pazarlar ve istikrarlı tedarik zincirleri yoluyla büyümeyi sürdürebilir. Tarihsel bağlamda bu toplantılar, pandemi sonrası dönemin bir uzantısıdır. Zira Covid-19, tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya koymuştur. Çin’in rolü burada belirgindir: Pekin, APEC’i yüksek standartlı uluslararası kurallara uyum için bir platform olarak konumlandırmıştır. Ancak ABD’nin yapay zeka (AI) ve denizcilik teknolojileri ihracatını teşvik etmesi, realizmin rekabetçi yüzünü göstermektedir.[3]
ABD’nin AI ve denizcilik teknolojileri meselesi, jeopolitik rekabetin teknolojik boyutunu yansıtan kritik bir alandır. Özellikle Trump yönetimi döneminde ABD, APEC AI ihracatını teşvik ederek Çin’in teknolojik üstünlüğüne karşı koymayı amaçlamıştır. Bu kapsamda 20 milyon dolarlık bir fon oluşturularak ortak ekonomilerde Amerikan AI teknolojilerinin benimsenmesi desteklenmiştir. Bu yaklaşım, realizm kuramının güç dengesi perspektifini somutlaştırmaktadır. Zira teknolojik milliyetçilik, ekonomik bağımlılıkları stratejik araçlara dönüştürmektedir. Ancak Çin’in çip üretimindeki sınırlamaları, ABD’nin bu alanda avantajını korumasını sağlamakta, fakat uzun vadede işbirliği ihtiyacını da vurgulamaktadır.[4]
Denizcilik teknolojileri bağlamında ise ABD, yasadışı balıkçılıkla mücadele için uydu takip sistemleri, AI tabanlı analitikler ve sensörlü okyanus şamandıraları gibi yenilikleri teşvik etmektedir. Çin’in 18 bin gemilik uzak su filosunu “devlet koordinasyonlu” bir tehdit olarak gören ABD, bu teknolojileri Pasifik kıyı devletlerinin egemenliğini korumak adına sunmaktadır. Bu mesele, çevresel sürdürülebilirlik ve deniz egemenliği ve gıda güvenliği gibi güvenlik boyutlarını içermektedir. ABD’nin bu hamleleri, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki faaliyetlerine karşı bir dengeleme stratejisi olarak değerlendirilebilir.
Çin’in ticaret verileri, APEC’in ekonomik etkisini somutlaştırmaktadır. 2025 yılında Çin’in APEC ekonomileriyle ticareti toplam dış ticaretinin yarısından fazlasını oluşturmuştur. Tarihsel kronolojide bu artış, ASEAN, Peru ve Meksika gibi yükselen ekonomilerle momentum kazanmıştır. Bu veriler, kazan-kazan ilkesini doğrulamaktadır; Çin’in Japonya ve Güney Kore ile yüksek teknolojili tedarik zincirleri kurması, bölgesel ekosistemi güçlendirmektedir. Ancak konstrüktivist açıdan bu entegrasyon, ortak normlar yaratmaktadır: Açıklık ve kapsayıcılık, üye ekonomilerin kimliklerini şekillendirmektedir. Liberal vaka analizi perspektifinde şirket örnekleri, APEC’in mikro düzey etkisini göstermektedir. Ningbo merkezli bir elektrikli fan üreticisi, Güney Kore’ye ihracatını artırmış; Guangzhou’daki kozmetik firması ise Endonezya ve Malezya pazarlarında büyümüştür. Tarihsel olarak bu başarılar, APEC’in ticaret kolaylaştırmasının sonucudur.[5] Shenzhen’in sembolik önemi, Çin’in reform ve açılım yolculuğunu yansıtmaktadır. Tarihsel olarak bu şehir, sınır kasabasından inovasyon merkezine dönüşmüştür. Kimlik olarak, APEC üzerinden Shenzhen, Çin’in kurumsal yeniliklerini paylaşmaktadır.
Çin’in balıkçılık yasasındaki revizyonlar, taahhütlerini göstermektedir. Tarihsel olarak bu değişiklikler, uluslararası baskılara yanıt niteliğindedir. APEC’in sektörel toplantıları, ticaret, dijital ekonomi ve enerji gibi alanları kapsamaktadır. Toplantılar, forumun pratik yönünü güçlendirmektedir. Özellikle Çin’in ev sahipliği, multilateralizmi pekiştirmekte; ancak ABD’nin hamleleri, stratejik rekabeti artırmaktadır. Tedarik zinciri bağlantıları, ASEAN demiryolları ve Latin Amerika enerji entegrasyonu gibi gelişmeler, bölgesel ekosistemi derinleştirmektedir.
APEC’in 2026 Çin Yılı, uluslararası ilişkilerde kritik bir dönemeçtir. Gelişmeler, forumun tarihsel evrimini ve politik dinamiklerini inceleyerek onun küresel ekonomik parçalanmaya karşı bir dengeleyici güç olabileceğini ortaya koymuştur. Geleceğe dair öngörülerde, APEC’in açıklık ilkesini sürdürmesi, bölgesel büyümeyi destekleyecektir. Liberal perspektiften, ekonomik entegrasyonun derinleşmesi, çatışma riskini azaltacaktır. Örneğin dijital ekonomi ve yeşil dönüşümdeki işbirliği, yeni büyüme motorları yaratacaktır. Ancak realist öngörüler, Çin-ABD rekabetinin yoğunlaşabileceğini işaret etmektedir: AI ve denizcilik teknolojilerindeki gerilimler, forumu bölünme riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Bu bağlamda APEC’in başarısı, konsensüs inşasına bağlıdır; kapasite inşası programları, gelişmekte olan ekonomileri güçlendirerek kapsayıcılığı artıracaktır. Sonuç olarak gelecek öngörüler çerçevesinde iklim değişikliği ve pandemi gibi küresel meydan okumalar, APEC’in gündemini şekillendirecektir. APEC’in geleceği, üyelerin vizyonunu eyleme dönüştürmesine bağlıdır. Bu, Asya-Pasifik’in küresel liderliğini de belirleyecektir.
[1] “How APEC ‘China Year’ can boost regional prosperity”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202602/1355211.shtml, (Erişim Tarihi: 16.02.2026)
[2] “Wang Yi Attends the Opening Session of APEC 2026 First Senior Officials’ Meeting”, Ministry of Foreign Affairs People’s Republic of China, https://www.fmprc.gov.cn/mfa_eng/wjbzhd/202602/t20260212_11857760.html, (Erişim Tarihi: 16.02.2026).
[3] “US pushes Fisheries Tech at APEC Amid China Rivalry”, Marine Link, https://www.marinelink.com/news/us-pushes-fisheries-tech-apec-amid-china-535753, (Erişim Tarihi: 16.02.2026).
[4] Aynı yer.
[5] “APEC key cog in free trade, biz expansion”, Qiushi, https://en.qstheory.cn/2026-02/14/c_1161440.htm, (Erişim Tarihi: 16.02.2026).
