Norveç, Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemesi sürecinde kendine özgü bir konumda bulunmaktadır. 1972 yılında yapılan ilk referandumda Norveçli seçmenlerin çoğunluğu Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) üyeliği reddetmiş, 1994 yılında tekrar edilen ikinci oylamada da benzer şekilde katılım olumsuz karşılanmıştır. Avrupa kamuoyunda bu durum uzun süredir merak konusu olarak gündemde kalmakta, “Norveç, neden AB’de yer almıyor?” sorusu farklı vesilelerle dile getirilmektedir. Özellikle Norveç’in yüksek refah seviyesi, güçlü enerji kaynakları ve değerleri göz önüne alındığında üyelikten uzak durma tercihi dikkat çekici bulunmuştur. Ancak bu tercih, rasyonel temeller üzerine inşa edilmiş bir toplumsal irade olarak değerlendirilebilir.
1972 yılında gerçekleştirilen ilk referandumda Norveç halkının %53,5’i AET üyeliğine karşı çıkmıştır. Özellikle balıkçılık ve tarım kesimlerinin muhalefeti bu sonucun belirleyici unsuru olmuştur. 1994 yılında yinelenen ikinci referandumda ise %52,2 oranında “hayır” oyu ortaya çıkmış, yine aynı şekilde kırsal bölgelerin ağırlığı belirgin hale gelmiştir. Özellikle kuzey bölgelerinde tarım ve balıkçılıkla geçinen kesimler, AB’nin düzenlemelerin ülke ekonomisine zarar vereceği düşüncesiyle üyeliğe karşı durmuşlardır.[1] Norveç, bu süreçlerin ardından Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) üyeliğini sürdürmüş ve 1994 yılı itibarıyla Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) Anlaşması çerçevesinde AB’nin iç pazarına dahil olmuştur. AEA, ülkeye ticari ve kurumsal avantajlar sağlarken hassas sektörlerde egemenliği koruma imkânı tanımaktadır.
Balıkçılık sektörü, Norveç’in en önemli ihracat kalemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. AB’nin Ortak Balıkçılık Politikası, üye ülkelerin kara sularındaki balık stoklarını paylaşmayı ve avlanma kotalarını yeknesak bir kurala bağlamayı öngörmektedir. Bu durum, Norveç’in kendi deniz kaynakları üzerindeki tam kontrolünü kaybetmesine yol açabileceği için kamuoyunda ciddi bir kaygı oluşturmuştur. Bunun yanı sıra tarım sektörü de benzer şekilde AB politikalarıyla uyumsuz bir yapıdadır. Norveç’in engebeli coğrafyasında küçük ölçekli tarımsal üretim geleneksel yöntemlerle sürdürülmekte ve devlet, yüksek gümrük tarifeleri ile sübvansiyonlar aracılığıyla çiftçileri desteklemektedir.[2]
AB’nin Ortak Tarım Politikası ise daha büyük ölçekli ve rekabetçi üretim mantığına dayandığı için Norveçli üreticilerin zarar görmesi olasılığı güçlü bulunmuştur. Enerji alanında da Norveç, AB üyeliğine ihtiyaç duymamaktadır. Petrol ve doğal gaz rezervleri ülkeye bağımsız bir ekonomik güç kazandırmaktadır. Enerji kaynaklarından elde edilen gelirler ulusal refah fonuna aktarılmakta ve toplum yararına kullanılmaktadır. Böylece Norveç, AB bütçesine yüksek katkılar yapmak yerine kendi kaynaklarını içerde değerlendirebilmektedir. Dolayısıyla AEA aracılığıyla iç pazara erişim sağlanırken tam üyeliğin ekonomik getirisi sınırlı, maliyeti ise yüksek olarak değerlendirilmiştir.
Norveç’in AB üyeliğine karşı mesafeli duruşunun en kritik nedenlerinden birisi de siyasal egemenlik kaygılarıdır. Küçük bir nüfusa sahip olan Norveç, AB Konseyi ve Parlamento gibi kurumlarda sınırlı sandalye hakkına sahip olacağı için karar alma süreçlerinde etkisiz kalacağı düşüncesi kamuoyunda yaygındır. Birlik içinde Almanya ve Fransa gibi büyük devletlerin ağırlığının belirleyici olması, Norveç açısından küçük bir ülkenin kendi sesini duyuramayacağı ihtimalini pekiştirmektedir. Bu durum, Norveç toplumunda karar alma yetkisinin Oslo’dan Brüksel’e devredileceği yönünde güçlü bir egemenlik endişesi doğurmaktadır. Müktesebat uyumu da bu kaygıyı artıran bir başka faktördür. AEA kapsamında zaten iç pazarla ilgili çok sayıda AB kuralı Norveç hukukuna aktarılmaktadır. Bunun aksine tam üyelik ise tarımdan balıkçılığa, para politikasından ticarete kadar AB’nin tüm politikalarına uyum zorunluluğu getirecektir. Böyle bir senaryoda Norveç, kendi stratejik alanlarında bağımsız politika üretme imkanını kaybedecek ve ulusal egemenliği ciddi biçimde sınırlanacaktır. Demokratik temsil kaygısı ise halk nezdinde daha kritiktir. Brüksel’de alınacak kararlarda Norveç’in küçük bir üye olarak gerçek bir nüfuz elde edemeyeceği düşünülmektedir. Bu da Norveç’in kural koyucu rolünü kaybedeceği korkusunu beslemektedir. Norveç halkı, egemenlikten taviz verilmesini olası ekonomik kazanımlar karşısında dahi kabul edilemez görmektedir.
Toplumsal faktörler, Norveç’in AB üyeliğine karşı mesafeli duruşunda en az ekonomik ve siyasal kaygılar kadar etkili olmuştur. Özellikle kırsal bölgelerde tarım ve balıkçılıkla geçimini sağlayan kesimler üyeliğe karşı güçlü bir direnç göstermiştir. Bu gruplar, AB’nin ortak tarım ve balıkçılık politikalarının kendi yaşam biçimlerini ve gelir kaynaklarını tehdit edeceğini düşünerek oylarını “hayır” yönünde kullanmışlardır. Görece daha az eğitimli, kıyı bölgelerinde yaşayan balıkçı topluluklarının referandumda hayır oyu kullandığı raporlanmıştır. Buna karşılık Oslo ve çevresindeki metropollerde, özellikle daha eğitimli ve uluslararası ekonomik ilişkiler içinde yer alan kesimler üyeliğe olumlu yaklaşmıştır.[3] Oslo’da yaşayan seçmenler Avrupa’yla daha fazla bütünleşmenin iş dünyası, eğitim ve kültürel etkileşim açısından fırsatlar yaratacağını düşünmüştür. Ancak ulusal düzeyde kırsal bölgelerin ağırlığı belirleyici olmuş ve “hayır” oyları her iki referandumda da galip gelmiştir. Bunun yanı sıra Norveç toplumunda refah devleti modelini koruma arzusu da üyelik karşıtlığını pekiştirmiştir. Geniş kapsamlı sosyal güvenlik sisteminin, AB’nin piyasa odaklı yapısıyla zayıflayabileceği endişesi yaygın olmuştur. Ayrıca 1905’te İsveç’ten ayrılarak kazanılan bağımsızlığın bıraktığı miras, ulusal kimlik ve özerklik hassasiyetini güçlendirmiş ve halkı üyelik dışında kalmaya yöneltmiştir.
Sonuç olarak AB üyeliği, Norveç için bazı alanlarda avantaj sağlayabilecek olsa da bu kazanımlar ülkenin stratejik çıkarları karşısında sınırlı kalmaktadır. Birlik çatısı altında yer almak, Norveç’e uluslararası arenada siyasi meşruiyet kazandırabilir, karar alma mekanizmalarında doğrudan söz hakkı verebilir ve küresel pazarlarda etkinliğini artırabilir. Ancak aynı zamanda AB üyeliği, ülkenin en kritik sektörleri olan balıkçılık ve tarım üzerinde Brüksel merkezli düzenlemelerle kontrol kaybına yol açacak, enerji gelirlerinin kullanımında daha fazla mali yükümlülük getirecek ve egemenlik alanında ciddi kısıtlamalar yaratacaktır. Norveç halkı, bu nedenle üyeliği ekonomik ve toplumsal kazanımlarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Toplumsal hafızada bağımsızlığa yönelik güçlü bağlılık, kırsal bölgelerin belirleyici ağırlığı ve refah devleti modelini koruma arzusu da bu tavrı beslemektedir. Dolayısıyla AB’nin sağlayabileceği potansiyel güç ve prestij unsurlarına rağmen Norveç için tam üyelik olasılığı gerçekçi görünmemektedir. Ülke, AEA ve EFTA aracılığıyla elde ettiği entegrasyon imkânlarını sürdürerek hem ulusal çıkarlarını korumakta hem de Avrupa’yla ilişkilerini işlevsel bir düzeyde yürütmektedir. Bu bağlamda Norveç’in gelecekte de Birliğe katılım yönünde adım atması beklenmemektedir.
[1] Per Arnt Pettersen, Anders T. Jenssen ve Ola Listhaug, “The 1994 EU Referendum in Norway: Continuity and Change”, Scandinavian Political Studies 19, no. 3 (1996): 257–281, https://doi.org/10.1111/j.1467-9477.1996.tb00393.x, (Erişim Tarihi: 04.09.2025).
[2] “EU Statement at the Trade Policy Review of Norway, 30 June 2025”, Permanent Mission of the European Union to the World Trade Organization (WTO), Statement delivered by Ambassador João Aguiar Machado, Geneva, 30 June 2025, https://www.eeas.europa.eu/delegations/world-trade-organization-wto/eu-statement-trade-policy-review-norway-30-june-2025_en, (Erişim Tarihi: 04.09.2025).
[3] T. Bjørklund, “The ‘No’ Majority in the 1972 and the 1994 EC/EU Referendums,” Scandinavian Political Studies 20, no. 2 (1997): 11-23, https://doi.org/10.1111/j.1467-9477.1996.tb00393.x, (Erişim Tarihi: 04.09.2025).
