Analiz

Benin’de Güvenlik Bürokrasisinin Sınavı: 7 Aralık Kalkışması

Benin’deki teşebbüsün komşularındaki örneklerden ayrılan en bariz yönü devletin güvenlik reflekslerinin hızıdır.
Yarbay Tigri ve ekibinin motivasyonu incelendiğinde güvenlik zafiyetlerinin meşruiyet zemini olarak kullanıldığı görülmektedir.
Tarih bastırılan her isyanın yönetenler için bir zafer olduğu kadar yönetilenler için de çözülmemiş sorunların acı bir hatırlatıcısı olduğunu kaydeder.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Batı Afrika’nın siyasi mimarisini son beş yıldır derinden sarsan ve uluslararası literatürde darbe salgını olarak nitelendirilen süreç, 7 Aralık 2025 tarihinde Benin’de yaşanan gelişmelerle yeni bir evreye girmiştir.[i] Sahel kuşağını etkisi altına alan askeri vesayet dalgasının kıyı ülkelerine sıçrama potansiyeli uzun süredir tartışılmaktaydı. Nitekim 7 Aralık Pazar sabahı Kotonu’da duyulan silah sesleri bu endişenin yersiz bir kuruntu olmaktan öte somut bir tehdit olduğunu gözler önüne sermiştir. Benin’deki teşebbüsün komşularındaki örneklerden ayrılan en bariz yönü devletin güvenlik reflekslerinin hızıdır. Bölgesel dinamikler bu kalkışmayı yirmi dört saat gibi kısa bir sürede akamete uğratmayı başarmıştır. Patrice Talon yönetimine karşı girişilen bu başarısız hamle, salt yerel bir iktidar mücadelesi olmaktan ziyade Gine Körfezi’nin güvenliği açısından hayati parametreler barındırmaktadır.

Olayların kronolojisine bakıldığında, krizin anatomisi klasik bir Sahra-altı Afrika darbe girişimini andırmaktadır. Kendilerini “Yeniden Kuruluş Askeri Komitesi” olarak tanımlayan bir grup subay sahneye çıkmıştır. Yarbay Pascal Tigri liderliğindeki bu ekip, başkentteki stratejik noktaları ve bilhassa devlet televizyonu ORTB binasını hedef alarak yönetime el koyduklarını ilan etmişlerdir.[ii] Pazar sabahı erken saatlerde Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresinde yoğunlaşan çatışmalar isyancı grubun planlı bir hareket tarzı benimsediğini göstermektedir.

Ancak Mali veya Nijer örneklerindeki senaryonun aksine Benin Ordusu’nun ana gövdesi emir-komuta zincirine sadakatini korumuştur. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı darbeci unsurları izole etmeyi başarmıştır. Bu durum Talon’un iktidara geldiği günden bu yana ordu içerisinde yürüttüğü reformların kriz anında rejimi ayakta tutan bir sigorta işlevi gördüğünü kanıtlar niteliktedir. Ordu içerisindeki hoşnutsuzluğun tabana yayılmamış olması girişimin başarısızlığındaki temel iç faktör olarak değerlendirilebilir.

Meseleyi sadece iç dinamiklerle izah etmek eksik bir okuma olacaktır. Benin’deki bu kırılma anında dış faktörlerin ve bilhassa Nijerya’nın oynadığı rol yadsınamaz bir ağırlığa sahiptir. Abuja yönetimi, kuzeyindeki Sahel ülkelerinde kaybettiği nüfuzu telafi etmek istemektedir. Bölgesel liderlik iddiasını sürdürebilmek adına Benin’deki anayasal düzene yönelik tehdidi kendisine yapılmış bir saldırı olarak kodlamış ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da isteği üzerine Nijerya, Benin’deki kalkışmayı bastırmak adına jetler göndermiştir.[iii] Bu hamle Paris yönetiminin Afrika’daki postalları sahada bizzat giymek yerine kirli işleri bölgesel müttefiklerine havale ettiği yeni bir vekalet doktrininin sahneye konuluşudur.

Nijerya Ordusu’nun sınır hattındaki hareketliliği ve Batı Afrika Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) bünyesinde gösterilen sert diplomatik reaksiyon, darbeci grubun psikolojik direncini kıran en önemli dış baskı unsuru olmuştur. Bölgedeki askeri rejimlerin aksine Benin’in denize kıyısı olan stratejik konumu, uluslararası aktörleri harekete geçirmiştir. Nijerya ekonomisiyle olan entegre yapısı, dünyanın bu krize kayıtsız kalmasını imkânsız kılan bir diğer husustur. Fransa ve ABD’nin istihbarat desteği sağladığına dair sahadan gelen bilgiler Batı bloğunun Sahel’de kaybettiği mevzileri kıyı şeridinde koruma kararlılığını teyit eder niteliktedir.

Girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından 8 Aralık Pazartesi günü Cumhurbaşkanı Patrice Talon’un ulusa seslenişi sembolik bir önem taşımaktadır. Talon’un soğukkanlı ve kendinden emin tavrı isyanın bastırıldığını göstermesi bakımından kritiktir. Ancak satır aralarında okunan mesajlar Benin’in önümüzdeki süreçte daha güvenlikçi bir yönetim anlayışına evrileceğinin sinyallerini vermektedir. Küçük bir grubun macerası olarak nitelendirilen olay aslında ordunun kuzey bölgelerinde yürütülen terörle mücadele operasyonlarındaki aksaklıklardan beslenmiştir.

El Kaide ve IŞİD bağlantılı grupların Benin’in kuzey sınırlarını zorlaması ordu içerisinde memnuniyetsiz bir kitle yaratmıştır. Siyasilerin güvenliği sağlayamadığı tezi kışlalarda karşılık bulmaktadır. Yarbay Tigri ve ekibinin motivasyonu incelendiğinde bu güvenlik zafiyetlerinin meşruiyet zemini olarak kullanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla darbe bastırılmış olsa dahi bu girişimi besleyen sosyolojik ve askeri sebeplerin varlığını sürdürdüğü unutulmamalıdır.

Analiz edilmesi gereken bir diğer boyut ise bu olayın toplumsal tabandaki yankısıdır. Komşu ülkelerde darbelerin halk kitleleri tarafından sokaklarda coşkuyla karşılandığına şahit olmuştuk. Fakat Kotonu sokaklarında benzer bir kitlesel destek gösterisinin yaşanmaması, Benin sivil toplumunun farklılığını ortaya koymaktadır. Halkın önemli bir kesimi mevcut ekonomik zorluklara rağmen çözümün askeri postallar altında aranmasına mesafeli durmuştur.

Bu durum sivil siyasetin sorun çözme kapasitesine dair inancın henüz tamamen tükenmediğini göstermektedir. Ancak bu inanç pamuk ipliğine bağlıdır. Darbe teşebbüsü iktidar ile muhalefet arasındaki makasın açıldığı bir atmosferde gerçekleşmiştir. Muhalif liderlerin sürgünde olması veya hukuki kıskaca alınması ordunun kendisini siyasetin alternatifi olarak görmesine zemin hazırlayan bir siyasal boşluk yaratmıştır. Bu sebeple gelecek dönem yeni darbe teşebbüslerine veya farklı türde kalkışmalara gebedir. Zira 7 Aralık günü bu kapı açılmıştır. Talon yönetiminin iktidarını sağlamlaştırma yolunda adımlar atması ve muhalefet susturmaya çalışması halinde bu ipler tamamen kopabilir.

Önümüzdeki dönemde Benin siyasetinde beka söyleminin dozunun artması kuvvetle muhtemeldir. Güvenlik bürokrasisinin sivil alan üzerindeki gölgesinin büyümesi kaçınılmaz görünmektedir. Patrice Talon bu girişimi bir kaldıraç olarak kullanabilir. Ordu içerisinde kapsamlı bir tasfiye sürecine girebilir ve istihbarat mekanizmasını kendisine daha sadık bir yapıya kavuşturabilir. Bu tür başarısız darbeler genellikle iktidarların elinde gücü merkezileştirmek adına bir fırsata dönüşmektedir.

Benin örneğinde de olağanüstü hâl uygulamalarının sıkılaşması beklenebilir bir senaryodur. Basın özgürlüğünün güvenlik gerekçesiyle sınırlandırılması ve muhalefetin hareket alanının daha da kısıtlanması şaşırtıcı olmayacaktır. Devlet kendisini koruma refleksiyle hukuk devleti ilkelerinden taviz verebilir. Güvenlik devleti modeline doğru hızlı bir geçiş yapılabilir. Bu durum kısa vadede rejimin istikrarını sağlasa da orta vadede toplumsal tansiyonu yükseltecek bir paradoksu barındırmaktadır.

Sonuç olarak 7 Aralık tarihinde Benin’de yaşananlar, Batı Afrika’da demokrasinin kırılganlığını bir kez daha hatırlatmıştır. Ordunun siyaset üzerindeki “Demokles’in kılıcı” misali sallanan varlığı tescillenmiştir. Kotonu yönetimi şimdilik uçurumun kenarından dönmüş görünmektedir. Lakin bu dönüş sorunun kökten çözüldüğü anlamına gelmemektedir. Bölgesel terör tehdidi ve ekonomik darboğaz devam ettiği müddetçe kışlaların siyaset üretme iştahı tamamen kapanmayacaktır.

Benin’in kaderi, Talon’un bu krizden çıkaracağı derslere bağlı şekillenecektir. Ya kapsayıcı bir reform süreciyle toplumsal sözleşme yenilenecek ya da baskı aygıtları güçlendirilerek iktidar tahkim edilecektir. Mevcut konjonktür ibrenin ikinci seçeneğe daha yakın durduğunu göstermektedir. Nijerya’nın hamiliği ve ordunun komuta kademesinin sadakatiyle kazanılan bu zafer Benin demokrasisi için bir nefes alma imkânı sunmaktadır. Ancak Sahel’den esen sert rüzgarların Kotonu sokaklarında oluşturduğu toz bulutunun dağılması zaman alacaktır. Devlet aklı, bu türbülanslı dönemde egemenliği korumak adına sert güç unsurlarına daha fazla yaslanacaktır. Tarih bastırılan her isyanın yönetenler için bir zafer olduğu kadar yönetilenler için de çözülmemiş sorunların acı bir hatırlatıcısı olduğunu defalarca kaydetmiştir.


[i] “Bénin : la tentative de coup d’Etat a été mise en « échec », affirme le ministre de l’intérieur”, Le Monde, 7 Aralık 2025, https://www.lemonde.fr/afrique/article/2025/12/07/benin-des-militaires-annoncent-a-la-television-publique-demettre-de-ses-fonctions-le-president-patrice-talon_6656341_3212.html, (Erişim Tarihi: 09.12.2025).

[ii] Aynı yer.

[iii] “Tentative de coup d’État au Bénin : ce que l’on sait du rôle de la France”, Jeune Afrique, 8 Aralık 2025, https://www.jeuneafrique.com/1747593/politique/tentative-de-coup-detat-au-benin-ce-que-lon-sait-du-role-de-la-france/, (Erişim Tarihi: 09.12.2025).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler