Analiz

Boru Hattının Gölgesinde Kopan Diplomasi: Nijer-Benin Gerilimi

İki tarafın karşılıklı şüpheyi büyütmesi, diplomatik kanallardaki küçük bir kıvılcımı dahi büyük bir krize çevirmektedir.
Boru hattı kimin haklı olduğunu ölçmez aksine devletlerin altyapı koruma kabiliyetini, istihbarat aklını, sınır yönetimini ve kriz iletişimini ölçer.
Temsil düzeyi daraldıkça sahadaki her sabotaj olayı diplomaside yeni bir misilleme doğurur ve bu döngü kırılmadığında kriz iki ülkenin iç siyasetine “milli mesele” olarak yerleşir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Niamey ile Cotonou arasındaki tansiyon, 2026’nın ilk haftasında “geçici bir soğukluk” kalıbını aşarak güvenlik ve ekonomi dosyalarının tam merkezine oturmuştur. Karşılıklı “persona non grata” kararları, büyükelçilik hizmetlerinin askıya alınması, istihbarat ve iç güvenlik kurumları çevresinde dolaşan ağır ithamlar, iki komşu arasındaki kırılmanın protokol sınırları içinde kalmadığını göstermektedir. Bu tabloyu salt diplomatik bir restleşme olarak okumak mümkün görünse de sahadaki göstergeler, Batı Afrika’daki daha geniş bir fay hattının görünür hâle geldiğine işaret etmektedir.

Olay akışını netleştirmek yorum kapısını doğru yerden açmayı sağlar. Benin tarafı, Cotonou’daki Nijer temsilciliğinde görev yapan iki personelin ülkeden ayrılmasını talep etmiştir. Bu isimlerin biri Nijer güvenlik yapılarıyla bağlantılı bir istihbarat görevlisi, diğeri polis komiseri olarak anılmaktadır.[i] Niamey ise “mütekabiliyet” ilkesini gerekçe göstererek Benin’in Niamey Büyükelçiliğinde birinci müşavir konumundaki Seidou Imourana’yı “istenmeyen kişi” ilan etmiş ve 48 saat içinde ülkeyi terk etmesini istemiştir.[ii] Benin’in yanıtı, temas kanallarını daraltan en görünür hamleye dönüşmüş ve Niamey’deki temsilcilik 5 Ocak 2026 itibarıyla faaliyetlerini askıya aldığını duyurmuştur.

Kriz başlıklarının bu kadar hızlı çoğalmasının merkezinde ise petrol hattı yer almaktadır. Agadem sahasından Benin’in Sèmè-Kpodji terminaline uzanan yaklaşık 2.000 kilometrelik boru hattı, Nijer’in petrol gelirlerinin ihracat ayağını taşımaktadır. Bu hat Niamey için gelir sürekliliği demektir. Zira bütçe disiplinini, ithalat kapasitesini ve kamu harcamalarının temposunu belirleyen ana damar niteliği taşımaktadır. Benin açısından bakıldığında ise liman ekonomisi, lojistik hizmet gelirleri ve bölgesel transit rolü anlamına gelir. Bu nedenle hat üzerinde yaşanan her aksama, iki başkentte farklı gerekçelerle “varoluşsal” bir hassasiyet üretmektedir. Biri gelir kaybı korkusunu yaşarken diğeri jeoekonomik itibarını korumaya çalışmaktadır.

Aralık 2025’te boru hattına yönelik sabotaj dalgası, bu kırılganlığı tüm çıplaklığıyla görünür kılmıştır. Bir silahlı terör grubu olan Özgürlük ve Adalet için Vatansever Hareket’in (MPLJ) üstlendiği saldırıların hattın akışını kesmeyi hedeflediği, bazı vakalarda pompaj istasyonu ve kontrol sistemlerinin de tahrip edildiği aktarılmaktadır.[iii] Teknik düzeyi yükselen bu sabotajlar, “diplomatik anlaşmazlık” diye tarif edilen bir dosyayı sahada fiziksel güvenlik meselesine çevirmektedir. Niamey açısından mesele, bir altyapı unsurunu korumaktan ibaret kalmaz, rejimin ekonomik nefes borusu hedef alınır. Benin tarafında ise terminale uzanan ticari hattın güvenliği, limanın bölgesel rolü ve yatırımcı algısı ile aynı cümlede okunmaktadır.

Diplomatik tırmanışın hız kazanmasında, 7 Aralık 2025’te Benin’de yaşanan darbe girişimi tartışmaları da belirleyici bir rol oynamıştır. Cotonou’nun iç güvenlik refleksi, dışarıdan gelebilecek etkilenme kanallarını daha sıkı denetlemeye yönelmiştir. Darbe girişiminin bastırılması sürecinde dış destek meselesi gündeme gelmiş, Nijerya’nın askeri desteği ve Fransa’nın istihbarat-lojistik katkısı kamuoyuna yansımıştır. Böyle bir tablo Niamey’de “kıyı eksenli güvenlik düzeni yeniden kuruluyor” algısını beslerken Cotonou’da “Sahel kaynaklı baskı artıyor” kanaatini güçlendirebilmektedir. İki tarafın karşılıklı şüpheyi büyütmesi, diplomatik kanallardaki küçük bir kıvılcımı dahi büyük bir krize çevirmektedir.

Tam da bu noktada AES-ECOWAS fay hattı devreye girmektedir. Nijer, Mali ve Burkina Faso ile birlikte AES çatısı altında yeni bir güvenlik ve siyasal dayanışma dili kurmaktadır. Bu dil egemenlik vurgusunu yükseltirken bölgesel kurumlarla ilişkiyi yeniden tanımlamaktadır. Benin ise kıyı kuşağında ECOWAS’ın kurumsal çerçevesi içinde kalan ülkeler arasında yer alır. Böylece Niamey-Cotonou gerilimi, iki ülke arasında yaşanan bir dosyadan çok daha fazla anlam taşır. Sahel kuşağında askeri yönetimlerin kurduğu yeni düzen arayışı ile kıyı ülkelerinin statüko koruma refleksi arasındaki sürtünme somut bir sınır hattında ölçülür hâle gelmektedir.

Sınır hattında yaşayan toplumlar için bu süreç soyut bir dış politika tartışması gibi kalamaz. Malanville-Gaya ekseni, iki ekonominin birbirine temas ettiği temel geçiş alanlarından biridir. Geçişlerin kısıtlanması ticaret akışını yavaşlatır, yerel piyasalarda fiyat oynaklığı üretir, böylece kaçakçılık ağlarına alan açabilir ve güvenlik baskısını artırabilir. Diplomatik misyonların işleyişi durduğunda bu tür sorunlar “telefonla çözüm” alanından çıkar ve çözüm geciktikçe güvenlik aktörleri öne geçer, ekonomi geride kalır. Bu noktada sorulacak soru şudur: İki başkent, sınırdaki gündelik hayatın maliyetini siyaseten taşımayı göze alabilir mi?

Burada önümüzdeki haftalarla ilgili üç temel senaryo öne çıkmaktadır. İlk senaryoda, üçüncü tarafların arabuluculuğuyla düşük profilli bir normalleşme hattı kurulabilir. Diplomatların geri dönüşü zamana yayılsa bile sınır ve enerji dosyalarında teknik temaslar yeniden açılabilir, boru hattı güvenliğine dair koordinasyon mekanizmaları oluşturulabilir ve iletişim kazaları azaltılabilir. Bu, iki taraf açısından en düşük maliyetli çıkış hattıdır. İkinci senaryoda suçlamalar sertleşir, temsil düzeyi daha da daralır, sınır hattındaki kısıtlar uzar ve boru hattına yönelik her yeni saldırı diplomaside yeni bir misilleme doğurur. Bu döngü kırılmadığında kriz iki ülkenin iç siyasetine “milli mesele” olarak yerleşir ve geri adım alan tarafın zayıflıkla suçlanacağı bir atmosfer oluşur. Üçüncü senaryoda ise hat güvenliği uluslararası bir projeye dönüşür; teknoloji, dış güvenlik şirketleri, yeni anlaşmalar ve farklı tedarik kanalları gündeme gelir. Bu senaryo altyapıyı koruma kapasitesini artırabilir fakat bölgesel siyaseti daha karmaşık hale getirerek yeni bağımlılıklar üretir.

Bu senaryoların ortak düğümü “sahayı sakinleştirecek mekanizma” ihtiyacıdır. Boru hattı kimin haklı olduğunu ölçmez; aksine devletlerin altyapı koruma kabiliyetini, istihbarat aklını, sınır yönetimini ve kriz iletişimini ölçer. Niamey ile Cotonou arasında bir diyalog penceresi açılmazsa sahadaki her sabotaj olayı diplomatik bir provaya dönüşür, diplomatik her karşı hamle de sınır hattında yeni bir risk üretir. Bu kısır döngü Sahel’in kırılgan güvenlik denklemine yeni bir katman eklerken kıyı kuşağını da istikrarsızlık basıncına daha açık hale getirebilir.

Sonuç itibarıyla Nijer-Benin gerilimi, Batı Afrika’nın 2026’ya girerken taşıdığı daha büyük sorunu çıplaklaştırmaktadır. Egemenlik iddiaları yükseldikçe karşılıklı bağımlılık daha maliyetli hale gelmektedir. Petrol hattı ekonomik bir proje olarak tasarlanmıştır fakat yılın ilk günlerinde bir güvenlik referandumu gibi işlemektedir. Krizin yönetimi, iki ülkenin diplomatik nezaketinden ziyade sahayı sakinleştirecek ve ekonomiyi kilitlemeyecek kurumsal araçları kurup kuramayacaklarına bağlıdır. Bu araçlar kurulamazsa boru hattı üzerinden akan ham petrolün gölgesinde asıl akacak olan şey güvensizlik olacaktır.

[i] “Crise diplomatique Bénin – Niger : expulsions croisées de personnels d’ambassades.” Africa24 TV, 5 Ocak 2026, https://africa24tv.com/crise-diplomatique-benin-niger-expulsions-croisees-de-personnels-dambassades. (Erişim Tarihi:06.01.2025).

[ii] “Le Bénin et le Niger expulsent mutuellement des diplomates.” TRT Afrika, 4 Ocak 2026, https://www.trtafrika.com/francais/article/30cbdd1f77b5. (Erişim Tarihi:06.01.2025).

[iii] Angèle Adanle, “Attaque du pipeline Niger–Bénin: une nouvelle menace sur le pétrole nigérien.” Bénin Web TV, 22 Aralık 2025, https://beninwebtv.bj/attaque-du-pipeline-niger-benin-une-nouvelle-menace-sur-le-petrole-nigerien/. (Erişim Tarihi:06.01.2025).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler