Analiz

Çin’in Orta Asya’da Ekonomik Yükselişi ve Pluripolar Gelecek

Rusya’nın geleneksel hegemonyası yavaş yavaş erirken; Çin, hızla yükselen bir ekonomik güç olarak öne çıkmıştır.
Güncel gelişmeler, multipolarity durumundan pluripolarity durumuna geçişi hızlandırmakta ve bu süreçte belirsizlikler yaratmaktadır.
Pluripolarity evrimi, Çin’in stabilizatör rolüyle küresel yönetişimi demokratikleştirerek Avrasya’da yeni ticaret koridorları yaratacaktır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Orta Asya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından jeopolitik ve ekonomik dönüşümlerin odağında yer almıştır. Bölge ülkeleri Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan bağımsızlıklarını kazandıkları 1991 yılından itibaren ekonomik istikrarı sağlamak için dış aktörlerle ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışmıştır. Bu süreçte Rusya’nın geleneksel hegemonyası yavaş yavaş erirken; Çin, hızla yükselen bir ekonomik güç olarak öne çıkmıştır. 2025 yılında Çin’in Orta Asya’nın en büyük ticaret ortağı haline gelmesi, bu dönüşümün zirvesini temsil etmektedir. Çin-Orta Asya ticaret hacmi 2025 yılında 106,3 milyar dolara ulaşmış, bir önceki yıla göre %12 artış göstermiş ve Çin’in ihracatı 71,2 milyar dolar, ithalatı ise 35,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu rakamlar, Çin’in makine, elektronik ve yüksek teknolojili ürünlerdeki ihracat üstünlüğünü göstermektedir. Ayrıca Çin’in Orta Asya’dan en çok kimyasal maddeler, çelik ve tarımsal ürünler ithal ettiği anlaşılmaktadır.[i]

Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılması, Orta Asya ülkelerini ekonomik bir boşlukla karşı karşıya bırakmıştır. Bölge, Rusya’nın hakimiyeti altında kalmışken, 1990’lar boyunca ticaret hacimleri sınırlı kalmış ve Rusya’nın ekonomik etkisi baskın olmuştur. Örneğin 1992 yılında Çin-Orta Asya ticaret hacmi 464 milyon dolar seviyesindeyken, Rusya’nın bölgedeki ticareti çok daha yüksektir. Çin, bu dönemde sınır güvenliği ve iç tehditlere odaklanmış, ekonomik genişlemeyi ikincil planda tutmuştur. Ancak 1990’lı yılların sonlarında Çin’in gelişim stratejisiyle birlikte Orta Asya’ya açılım hızlanmıştır. Bu strateji, Çin’in enerji ihtiyacını karşılamak ve ticaret rotalarını çeşitlendirmek amacıyla bölgeye yönelmesini tetiklemiştir.[ii]

2000’li yıllar Çin’in ekonomik yükselişinin hız kazandığı dönemdir. Ticaret hacmi 2001 yılında 1,5 milyar dolara ulaşmış, 2012 yılına kadar 45,9 milyar dolara çıkmıştır. Bu artış, Çin’in hidrokarbon kaynaklarına (Kazakistan’dan petrol, Türkmenistan’dan doğal gaz) erişimini sağlamasıyla paraleldir. Örneğin 2004 yılında Çin, Orta Asya ülkelerine 900 milyon dolar kredi vermiş, 2009 ve 2012 yıllarında Kazakistan’a 10 milyar dolarlık yatırımlar yapmıştır. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), 2001 yılında kurulmuş ve Çin’in bölgeye girişini kurumsallaştırmıştır. ŞİÖ, başlangıçta güvenlik odaklı olsa da ekonomik işbirliğini teşvik etmiştir.[iii]

Rusya ile karşılaştırıldığında Çin’in yükselişi belirgindir. 1990’lı yıllarda Rusya’nın Orta Asya ticaret hacmi 6-7 milyar dolar civarındayken, Çin’inki 500 milyon doların altındadır. Ancak 2008 küresel finans krizi sonrası Rusya’nın ekonomik gerilemesi (GSYİH’da %7,8 daralma), Çin’in büyümesini hızlandırmıştır. 2013 yılında Kuşak ve Yol Girişimi’nin (KYG) başlatılması, Çin’in altyapı yatırımlarını artırmış ve bu doğrultuda çok sayıda demiryolu, otoyol ve boru hatları inşa edilmiştir. KYG, Çin’in enerji güvenliğini sağlarken, Orta Asya’yı küresel ticarete entegre etmiştir. 2016 yılına kadar Çin-Orta Asya ticaret hacmi 30 milyar dolara ulaşmış, Rusya’yı geride bırakmıştır. Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhakı sonrası maruz kaldığı yaptırımlar, Çin’in bölgeye erişimi kolaylaştırmış ve Çin, Rusya’nın taahhütlerini (örneğin Kırgızistan’da hidroelektrik santrallerinin inşasını) üstlenmiştir.[iv]

Tarihsel olarak Çin’in yaklaşımı “kazan-kazan” ilkesi üzerine kurulmuştur. Çin’in yatırımları bölge ekonomilerini canlandırmış; Kazakistan’da endüstriyel yükselme ve Özbekistan’da tarım modernizasyonu sağlamıştır.[v]

2025 yılında Çin’in Orta Asya’nın en büyük ticaret ortağı olması, KYG’nin bir sonucudur. Ticaret hacmi %12 artarak 106,3 milyar dolara ulaşmıştır. Çin’in ihracatı makine ve elektronik ürünlerde yoğunlaşırken, ithalatı kaynak tabanlıdır. Bu durum, Çin’in bölgeyi tedarik zincirlerine entegre ettiğini göstermektedir. Kazakistan, Çin’in en büyük ortağı olarak öne çıkmaktadır. 2022 yılında Çin’in yatırımları 40 milyar dolara ulaşmıştır. Özbekistan’da 2017 yılından itibaren Çin ile bölgeselleşme hızlanmış; ŞİÖ ve ikili anlaşmalarla ticaret artmıştır.[vi]

Rusya ile karşılaştırma yapıldığında Çin’in üstünlüğü ortaya çıkmaktadır. 2022-2024 yılları arasında Çin-Orta Asya ticareti, Rusya’nın bölgeyle ticaretini aşmış; Çin’in ihracatı büyürken, Rusya’nınki gerilemiştir. Rusya, enerji transitinde tekelini kaybetmiş; Çin-Orta Asya gaz boru hattı (2009) ve Sino-Kazak petrol boru hattı, Rusya’nın etkisini eritmiştir. KYG kapsamındaki altyapı projeleri, bölgeyi Çin’e bağlamıştır. Dünya Bankası’na göre; KYG, Kırgızistan ve Tacikistan’ın milli gelirini %32, Kazakistan’ın milli gelirini ise %21 artırma potansiyeline sahiptir.[vii][viii]

2025-2026 dönemi, “Çin-Orta Asya Yüksek Kaliteli İşbirliği Yılları” olarak ilan edilmiştir. Ayrıca ticaret hacminin 2030 yılına dek 70 milyar dolara ulaşması hedeflenmektedir. Dijital altyapı, yapay zeka, yeşil enerji ve farmasötik kimya gibi yeni sektörler genişleyecektir. KYG, bölgeyi küresel ticarete entegre ederek ulusal ekonominin büyümesini tetikleyebilir, ancak coğrafi eşitsizlikler artabilir. Rusya ile rekabet, işbirliğine evrilebilir. Jeopolitik gerilimler (ABD-Çin rekabeti, Rusya’nın düşüşü) ise bölgeyi etkileme potansiyeline sahiptir. Orta Asya ülkeleri, çok taraflı politikayla bu riskleri dengeleme yoluna gidebilir.[ix]

Bu perspektifte 2026 yılında daha baskın hale gelecek “Pluripolarity” kavramını tanımlamak gerekmektedir. Uluslararası İlişkiler literatüründe, pluripolarity, geleneksel multipolarity kavramının bir uzantısı olarak ele alınmaktadır. Multipolarity, güç dağılımının birden fazla eşit kutba yayıldığı bir sistemi ifade ederken, pluripolarity bu yapıyı daha karmaşık ve çoğulcu bir boyuta taşımaktadır. Pluripolarity, güç merkezlerinin eşit olmayan etki alanlarına sahip olduğu ve asimetrik ilişkilerin hakim olduğu bir sistemi vurgulamaktadır.[x]

Güncel gelişmeler, multipolarity durumundan pluripolarity durumuna geçişi hızlandırmakta ve bu süreçte belirsizlikler yaratmaktadır. Rusya-Ukrayna Savaşı, 2026 Ocak tarihi itibarıyla devam eden bir çatışma olarak küresel enerji piyasalarını ve güvenlik mimarisini etkilemektedir. Savaşın uzaması, multipolar düzenin karmaşıklığını artırarak aktörlerin stratejik konumlarını yeniden tanımlamasına yol açmaktadır.[xi]Benzer şekilde ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politika hamleleri, pluripolarity durumunun belirsiz yönlerini öne çıkarmaktadır. Bu gelişmeler, pluripolarity durumunun güç merkezlerinin rekabetçi doğasını gösterirken, ittifakları yeniden şekillendirmektedir.[xii]

Çin, bu geçiş sürecinde stabilizatör bir rol üstlenerek pluripolarity durumunu olumlu potansiyelini realize etmektedir. KYG, Orta Asya’da altyapı yatırımlarıyla bölgeyi küresel ticarete entegre ederken, pluripolar yapıda eşit olmayan güç merkezleri arasında köprü kurmaktadır. 2026 yılından itibaren ilan edilen Çin-Orta Asya Yüksek Kaliteli İşbirliği Yılları, dijital ekonomi ve yeşil enerji gibi alanlarda yenilikçi projeleri teşvik ederek çoğulcu yönü güçlendirecektir. Bu bağlamda Çin’in Küresel Yönetişim Girişimi (GGI), pluripolar dünyada karar alma süreçlerini demokratikleştirmeyi hedeflemekte olup Birleşmiş Milletler (BM) reformlarını destekleyerek küresel kamu mallarının adil dağılımını sağlamaktadır.[xiii]

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın diplomatik çözümü, enerji geçişlerini hızlandırarak pluripolar düzenin enerji güvenliği boyutunu güçlendirebilir. Çin’in KYG projeleriyle entegre edilerek Avrasya’da yeni ticaret koridorları ortaya çıkabilir. Sonuç olarak pluripolarity, Uluslararası İlişkiler’de yeni bir paradigmayı işaret etmektedir. Çin-Orta Asya işbirliği, bu paradigmanın başarılı bir örneği olarak küresel istikrarı ve kalkınmayı güçlendirecektir.

[i] “China becomes Central Asia’s biggest trading partner in 2025”, CGTN, https://news.cgtn.com/news/2026-01-18/China-becomes-Central-Asia-s-biggest-trading-partner-in-2025-1K225Lsovpm/p.html, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[ii] “Trade between China and 5 C.Asian countries increases by over 100 times in 30 years”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202201/1246237.shtml, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[iii] Karakaya, M. (2025). CHINA’S GROWING PRESENCE IN CENTRAL ASIA: WILL RUSSIA’S DOMINANCE COME TO AN END? Florya Chronicles of Political Economy, 11(1), 1-18.

[iv] “Central Asia’s economic evolution from Russia to China”, The Times of Central Asia, https://timesca.com/central-asia-s-economic-evolution-from-russia-to-china/, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[v] “China’s Belt and Road Initiative in Central Asia: Ambitions, Risks and Realities”, OSCE, https://www.osce-academy.net/upload/file/BRI_08_07.pdf, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[vi] Karabayeva, A. (2025). China-Central Asia Regionalization and Its Impact on the Central Asian Region and Beyond. Canadian Journal of European and Russian Studies, 18(1), 30-53.

[vii] “Belt and Road Initiative in Central Asia”, ITUC, https://www.ituc-csi.org/IMG/pdf/belt_and_road_initiative_in_central_asia.pdf, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[viii] “Russia-China Relations in Central Asia: Why Is There a Surprising Absence of Rivalry?”, The Asan Forum, https://theasanforum.org/russia-china-relations-in-central-asia-why-is-there-a-surprising-absence-of-rivalry/, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[ix] “China-Central Asia in 2026: From Resource Access to Structured Interdependence”, China Global South Project, https://chinaglobalsouth.com/analysis/2026-outlook-china-central-asia/, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[x] Peters, M. A. (2023). The emerging multipolar world order: A preliminary analysis. Educational Philosophy and Theory, 55(14), 1653–1663. https://doi.org/10.1080/00131857.2022.2151896

[xi] “Russian Offensive Campaign Assessment, January 17, 2026”, ISW, https://understandingwar.org/research/russia-ukraine/russian-offensive-campaign-assessment-january-17-2026/, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[xii] “From Greenland to Iran: Trump’s threats stretch far and wide since his Venezuela strike”, CNN, https://edition.cnn.com/2026/01/05/world/greenland-cuba-iran-trump-warning-intl, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

[xiii] “Column: Global South is reshaping world order and 2026 will mark turning point”, Xinhua, https://english.news.cn/20260105/5582c76b55a542c6892c1b0f036da834/c.html, (Erişim Tarihi: 18.01.2026).

Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla Erin, 2020 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Feminist Perspective of Turkish Modernization” başlıklı bitirme teziyle ve 2020 yılında da İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. 2023 yılında Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında “Güney Kore’nin Dış Politika Kimliği: Küreselleşme, Milliyetçilik ve Kültürel Kamu Diplomasisi Üzerine Eleştirel Yaklaşımlar” başlıklı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. ANKASAM Asya & Pasifik Uzmanı olan Erin’in başlıca ilgi alanları; Asya-Pasifik, Uluslararası İlişkiler’de Eleştirel Teoriler ve Kamu Diplomasisi’dir. Erin iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesi Korece bilmektedir.

Benzer İçerikler