Orta Doğu, jeopolitik açıdan her zamanki gibi yüksek rekabet oluşturan bir bölge olmaya devam etmektedir. Bölgedeki yerel aktörlerin yanı sıra küresel güçlerin de müdahil olması, çok katmanlı çatışma alanlarının oluşmasına yol açmaktadır. Enerji kaynaklarının, devlet ve devlet dışı aktörlerin hibrit savaşları kapsamındaki etkisi, bu karmaşıklığı daha da artırmaktadır.
Hürmüz Boğazı etrafında ortaya çıkan krizin yalnızca bir başlangıç olması ihtimali bulunmaktadır. Deniz taşımacılığı rotaları ve darboğazlar üzerindeki hakimiyet derecesi, tarihsel olarak devletlerin yükselişini ve çöküşünü belirleyen başlıca faktörlerden biri olmuştur. Bu bağlamda Barbaros Hayrettin Paşa’nın “Denizlere hâkim olan, cihana hâkim olur” sözü, günümüzde de önemini korumaktadır. Gelişmekte olan çok kutuplu dünya düzeni çerçevesinde incelendiğinde, bu stratejinin yeni bir mücadele boyutuna evrildiği görülmektedir. Küresel seviyede gelişen teknoloji, sanayi ve iletişim yöntemleri, bu mücadelenin daha da yoğunlaşmasına katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla özellikle deniz alanında nakliye rotalarına hakimiyet, günümüzde hızla dönüşen uluslararası politikada enerji kaynaklarına erişim stratejisiyle eşdeğer bir nitelik taşımaktadır. Bu iki kavramın birbirinden ayrı tutulması, siyasi açıdan doğru bir yaklaşım olmayacaktır.
Bahsetmeye değer ki Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin büyük bir kısmının geçtiği stratejik bir geçittir. Bu boğazda yaşanabilecek herhangi bir kriz, küresel enerji fiyatlarında ani yükselişlere ve ekonomik dalgalanmalara yol açabilir. Deniz ticaret boğazları, uluslararası ticaretin en kritik unsurlarından biri olup küresel ekonominin sürdürülebilmesinde hayati bir rol oynayan dar su geçitleridir. Bu boğazlar yalnız ekonomik menfaatler değil, stratejik ve politik açıdan da büyük önem taşır. Jeopolitik açıdan bakıldığında, bu boğazlar üzerinde kontrol veya etki sahibi olmak, devletlere önemli bir güç kazandırır. Bu nedenle büyük güçler, bu bölgelerde askeri varlık bulundurarak ticaret yollarının güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. Deniz yollarının açık tutulması, küresel ekonomik istikrar açısından kritik bir gereklilik arz etmektedir.
Örneğin Türkiye açısından son derece önemli olan İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Akdeniz arasında bir geçiş sağlayarak tahıl, petrol ve diğer ticari ürünlerin taşınmasında kilit bir rol oynamaktadır. Bu boğaz, uluslararası anlaşmalarla düzenlenen özel bir statüye sahiptir ve hem ticari hem de askeri açıdan tarihsel olarak büyük ilgi görmektedir.
Halihazırda küresel tedarik zincirleri, bu dar geçitlere büyük ölçüde bağımlıdır. Bu nedenle üretim ve ticaret süreçleri birbirine yakından bağlı olduğundan, boğazlarda yaşanacak kısa süreli bir aksama bile dünya genelinde ciddi ekonomik sonuçlar doğurabilir. Deniz ticaretinin geçtiği boğazlar, uluslararası ticaretin sürekliliği, enerji güvenliği ve jeopolitik dengeler açısından vazgeçilmezdir. Bu nedenle stratejik geçitlerin güvenliği ve istikrarı, hem bölgesel hem de küresel aktörler için öncelikli bir konu olmaya devam etmektedir.
Hürmüz Krizi ve Asya-Pasifik’te Güvenlik Mimarisinin Dönüşümü
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı Hürmüz Boğazı’nın açılması talebiyle yaptığı açıklamanın ardından Asya borsaları keskin bir düşüşle karşı karşıya kalmıştır. Enerji altyapısının hedef alınabileceğine dair bu açıklama, bölgenin finansal sisteminin kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır. Doğu ve Güneydoğu Asya gibi jeostratejik bölgelerde konumlanan ülkeler açısından çok kutuplu yapı hem risk hem de fırsatlar barındırmaktadır. Özellikle Japonya ve Çin açısından, Batı dünyası ile doğudaki komşular arasında gelişen işbirliği; enerji koridorları, ticaret yolları ve güvenlik politikaları bakımından kritik bir önem taşımaktadır. Bu nedenle dengeli ve çok yönlü bir dış politika yaklaşımı, değişen küresel dengelere uyum sağlamak açısından büyük önem taşımaktadır.
Japonya’nın ABD yanlısı bir politika izlemesi doğal kabul edilebilir. Ancak ABD Başkanı’nın Japonya Başbakanı ile düzenlenen ortak basın toplantısında Pearl Harbor konusuna değinmesi ve yaptığı açıklamaların, Japon kamuoyunda olumlu karşılanma olasılığı düşük görünmektedir. Elbette iki devlet arasında İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ikili stratejik ilişkilerin ciddi şekilde zarar görmesi beklenemez. Buna rağmen yumuşak güç teorisi bağlamında Amerikan etkisine dair küçük bir iz bırakması, belki de uzak gelecekte olumsuz sonuçlara yol açma ihtimali taşımaktadır.
Çok boyutlu dış politika çerçevesinde Japonya’nın Almanya’yla işbirliği dikkat çekmektedir. Aslında Avrupa’daki güvenlik kaygılarından kaynaklanan faktörler dikkate alındığında, Almanya’nın da bu tür askeri işbirliklerinin güçlenmesinde yer alması doğaldır. Japonya ve Almanya savunma bakanlarının 22 Mart 2026 tarihli görüşmesi, iki ülke arasındaki yakın bağları gözler önüne sermiştir.[1] Alman bakan, askerlerin birbirlerinin topraklarında daha kolay faaliyet göstermesini sağlayacak bir karşılıklı erişim anlaşması önerisinde bulunduğunu açıklamıştır. Taraflar ayrıca Orta Doğu’daki durumu, savunma tedarikinde olası işbirliğini ele alarak güvenlik işbirliğinin stratejik önemini bir kez daha teyit etmişlerdir.[2]
Genellikle küresel ölçekte çok üyeli askeri blok düzeninden ikili askeri anlaşmalar düzenine geçiş eğilimi öne çıkmaktadır. ABD, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeleri ve bazı diğer ülkeler üzerinde Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi sağlamak amacıyla savaş gemileri göndermeleri için baskı yapmıştır. Güney Kore ve Japonya da bu çerçevenin dışında kalmamıştır. Ancak Tokyo açısından bu girişim şimdilik gerçekçi görünmemektedir. Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü çatışmalarda bir ateşkes sağlanması durumunda, ülkesinin Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme faaliyetlerine askeri olarak katılmayı değerlendirebileceğini ifade etmiştir. Motegi, bu boğazın küresel petrol arzı için kritik bir rota olduğunu ve mayınların deniz trafiğini engellemesi halinde böyle bir adımın uygun olacağını belirtmiştir.[3]
Önem verilmesi gereken bir diğer husus, Japonya’nın askeri faaliyetlerinin İkinci Dünya Savaşı sonrası benimsenen barışçı anayasa ile sınırlı olmasıdır. Ancak 2015 tarihli güvenlik yasaları, Japonya’nın hayatta kalmasını tehdit eden bir saldırı durumunda ve başka hiçbir seçenek kalmadığında, yakın güvenlik ortaklarına yönelik olsa dahi Öz Savunma Kuvvetleri’ni yurt dışında kullanmasına izin vermektedir.[4]
Japonya’nın Orta Doğu Stratejisi ve Hürmüz Boğazı’nda Enerji Güvenliği
Bağımsız bir bölgesel politika izleme veya ulusal çıkarlarından taviz vermeme zorunluluğuyla karşı karşıya kalmamak için Japonya’nın İran’la doğrudan diyalog kurma girişiminde bulunması kaçınılmazdır. Japonya’nın bu yönde artık deneyimi vardır. Eski Japonya Başbakanı Şinzo Abe, Haziran 2019 tarihinde gerçekleştirdiği İran ziyaretinin ana amacının, o dönemde tırmanan ABD-İran gerilimini yatıştırmak ve Washington ile Tahran arasında arabuluculuk rolü üstlenmek olduğunu belirtmiştir.[5]
Anlaşılan odur ki Orta Doğu bölgesi, Japonya’nın dış politikasında her zaman özel bir yere sahip olmuştur. Özellikle enerji bağlamında belirtmek gerekir ki Japonya ham petrol ithalatının %90’ından fazlasını Orta Doğu’dan karşılamaktadır. Bu açıdan Japonya, büyük ölçüde Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrole bağımlıdır. Ancak ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırmasının ardından su yolu fiilen kapalı durumdadır.[6] İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Japon Kyodo News’e yaptığı açıklamada, “Boğazı kapatmadık. Bizim görüşümüze göre boğaz açıktır. Sadece düşmanlarımızın, yani bize saldıran ülkelerin gemileri için kapalıdır. Diğer ülkelerin gemileri boğazdan geçebilir” demiştir. Bu gelişme ile Japonya, yakın zamanda İran yetkililerinin onayıyla gemilerinin geçişine izin verilen Çin, Hindistan ve Pakistan gibi sınırlı sayıdaki ülke arasına katılabilir.[7]
Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın jeopolitik önemini ve enerji güvenliği açısından taşıdığı kritik rolü bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu bağlamda İran, boğazın uluslararası hukuk çerçevesinde açık tutulması gerektiğini kabul etmekle birlikte fiili olarak bazı ülkelerin geçişlerinin kontrol altında tutulduğunu iddia etmektedir. Üstelik Japonya’nın enerji tedarik güvenliğini artırma çabalarıyla birlikte bölgedeki diplomatik ilişkilerin pekiştirilmesi açısından da önem taşımaktadır. Ancak söz konusu gelişmeler küresel enerji piyasaları ve uluslararası ticaret açısından hala önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.
Malakka ve Tayvan Boğazları: Enerji Güvencesi ve Jeopolitik Riskler
Japonya’nın dış politika alanında stratejik bağımsızlığını güçlendirmesi, ancak ve ancak bölgenin diğer kilit aktörü olan Çin’le yakınlaşmasıyla mümkün olabilir. Deniz ticareti rotalarının güvenliğine yönelik kaygılardan doğan bu yakınlaşmanın, yakın vadede yüksek olasılıkla gerçekleşebileceği öngörülmektedir. Malakka Boğazı ve Tayvan Boğazı’nın güvenliği, her iki ülke açısından temel ortak çıkar alanlarını oluşturmaktadır. Bu boğazlarda yaşanabilecek herhangi bir siyasi gerilim veya askeri hareketlilik olasılığı göz ardı edilmemelidir. Çünkü bu tür gelişmeler petrol ve doğalgaz arzını doğrudan etkileyerek enerji fiyatlarında istikrarsızlığa yol açabilir. Bu senaryo, Japonya ve Çin açısından kabul edilemez niteliktedir. Her iki ülke de bu boğazlara büyük ölçüde bağımlıdır.
Malakka Boğazı, Hint Okyanusu ile Pasifik Okyanusu’nu birbirine bağlayarak dünya ticaretinin en yoğun hatlarından biri haline gelmiştir. Ticari açıdan bakıldığında Tayvan Boğazı, dünya deniz ticaretinin önemli bir bölümüne ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle Doğu Asya’daki üretim merkezlerinden (Çin, Güney Kore, Japonya) çıkan ürünlerin küresel pazarlara ulaşmasında bu rota büyük rol oynamaktadır. Jeopolitik açıdan ise Tayvan Boğazı, Çin ile Tayvan arasındaki egemenlik anlaşmazlığının sebebi olmaktadır. Tayvan Boğazı günümüzde hem ticaret yollarının güvenliği hem de büyük güçler arasındaki rekabet açısından kilit bir noktadır. Bu faktör, bölgesel istikrar, küresel ekonomi ve uluslararası güvenlik açısından belirleyici bir önem arz etmektedir.
[1] “Japan, Germany defense ministers discuss potential new pact to deepen ties”, Japan Today, https://japantoday.com/category/politics/japan-germany-defense-ministers-discuss-potential-new-pact-to- deepen-ties , (Erişim Tarihi: 23.03.2026).
[2] Aynı Yer
[3] “Japan could consider Hormuz minesweeping if ceasefire reached, minister says”, Japan Today, https://japantoday.com/category/politics/japan-could-consider-hormuz-minesweeping-if-ceasefire- reached-minister-says , (Erişim Tarihi: 23.03.2026).
[4] Aynı Yer
[5] “Japan ruling party exec urges PM to hold top-level dialogue with Iran”, Japan Today, https://japantoday.com/category/politics/japan-ruling-party-exec-urges-pm-to-hold-top-level-dialogue-with- iran , (Erişim Tarihi: 23.03.2026).
[6] Erin Hale, “Iran says it will allow Japanese ships to transit the Strait of Hormuz”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/amp/news/2026/3/21/iran-says-it-will-allow-japanese-ships-to-transit- the-strait-of-hormuz , (Erişim Tarihi: 23.03.2026).
[7] Aynı Yer
