28 Şubat 2026 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail eş güdümünde başlayan İran’a yönelik saldırılar ve Orta Doğu’ya kadar yayılan savaşta Rusya Federasyonu’nun aldığı pozisyon ve bundan sonra izleyeceği politikalar merak konusudur. Uluslararası kamuoyunda, Çin ile birlikte Rusya’nın da İran’a gerekli desteği vermediği sıkça dile getirilmektedir. İran’ın her iki büyük güçle de ayrı ayrı stratejik ortaklık anlaşmaları bulunsa da bunların karşılıklı savunmayı içermediğini vurgulamak önemlidir.
Küresel arenadaki dayanışmalarına ek olarak ikili ilişkiler açısından da enerji, ulaştırma, ticaret ve güvenlik alanları başta olmak üzere İran’ın Rusya ve Çin’le uzun süreli bir işbirliği içerisinde olduğu bilinmektedir. Üstelik bu üç aktörün 2019 yılından bu yana Hürmüz Boğazı, Umman Denizi ve Hint Okyanusu etrafında deniz tatbikatları icra ettiklerini de vurgulamak gerekir. Böylesi bir konjonktürde Rusya ve Çin, İran’ın açıkça yanında durarak ABD’yi karşısına almak yerine çatışmanın yatıştırılması yönünde daha ihtiyatlı açıklamalar yapmışlardır.
Rusya’nın mesafeli tutumu, çoğunlukla petrol fiyatlarındaki artıştan Moskova’nın fayda sağlamasıyla açıklanmaktadır. Enerji jeopolitiği şüphesiz etkili olmakla birlikte öncelikle ikili ilişkilerin boyutlarını incelemek daha faydalı olacaktır. Son on yıllık periyotta İran, ülkenin güney batısında yoğunlaşan petrol sahalarının araştırılması, çıkartılması ve işletilmesi gibi konularda Rus enerji şirketlerine önemli ayrıcalıklar tanımıştır. Bu konuda İran, son on yılda varılan mutabakatlarla birlikte Rusya’yla enerji işbirliğini daha da ilerletmişti. Konuyla ilgili 18 Şubat 2026 tarihinde yaptığı açıklamada İran Petrol Bakanı Mohsen Paknejad, dört ayrı sözleşme çerçevesinde Rus şirketleriyle yürütülen projelerle yedi petrol sahasının geliştirilme sürecinin fiilen devam ettiğini belirtmiştir.[1]
Enerji işbirliğinin yanı sıra taraflar, güvenlik alanında da benzer çıkarlara sahiptir. 2025 yılının Ocak ayında iki ülke arasında varılan Kapsamlı Stratejik Ortaklık Antlaşması, güvenlik, istihbarat, bilgi ve tecrübe paylaşımı gibi kritik alanlarda işbirliğini öngörmektedir. Fakat bu ortaklığın herhangi bir karşılıklı savunma taahhüdü içermediğini vurgulamak gerekir. Rusya ve Çin’in ortak savunma konusunda İran’la herhangi bir anlaşma ve yükümlülük altına girmekten kaçındığı söylenebilir. Bu, İran’ın bilhassa dış ve savunma politikalarıyla açıklanabilir. “Ne Doğu Ne Batı, yalnızca İslam Cumhuriyeti” sloganıyla hareket eden İran, yalnızca Batı’yla değil, Rusya ve Çin gibi Avrasyalı güçlerle de herhangi bir ittifaka doğrudan dahil olmaktan imtina etmektedir. İran’ın 2021 yılında üye olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ise terörle mücadele ve sınır güvenliğine odaklanan bir bölgesel güvenlik örgütü olup bu oluşumun herhangi bir kolektif savunma maddesi bulunmamaktadır.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğu tartışmasız bir gerçek olup Rusya’nın bu saldırıları eleştirmesi de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşla doğrudan çelişmektedir. İran’a yönelik saldırılardan birkaç saat sonra Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia, bu operasyonu “egemen ve bağımsız bir BM üyesi devlete yönelik silahlı saldırganlık” olarak nitelendirmiştir.[2] Bu tutum, uluslararası hukukun bilhassa BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri tarafından ihlal edildiği ve kendi çıkarları doğrultusunda çoğu zaman yok sayıldığı bir düzene işaret etmektedir. Bu bağlamda BM’nin temel ilkelerine bağlı kalınması çağrısı yapan Rusya’nın aynı zamanda Ukrayna ve Gürcistan’daki eylemlerinin de aynı ilkelerle çeliştiğini vurgulamak önemlidir. Uluslararası barış ve güvenliği korumak ve sürdürmekle görevlendirilen BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinden ABD ve Rusya’nın izlediği politikalar, tam aksine uluslararası barışı, güvenliği ve istikrarı tehlikeye atmaktadır. Bu yüzden Rusya’nın İran’daki Amerikan/İsrail ortak saldırılarına büyük bir tepki vermesi ve uluslararası hukuka uyulması yönünde çağrı yapması, uluslararası kamuoyunda pek de inandırıcı ve samimi bir duruş olarak görülmemektedir.
Bu savaşın Rusya’nın enerji ve güvenlik çıkarlarını nasıl etkilediğini de irdelemek gerekir. Hürmüz Boğazı’nın kapanma noktasına gelmesi ve petrol fiyatlarının yükselmesi gibi gelişmelerin Rusya’nın enerji çıkarlarıyla örtüştüğü sıkça belirtilmektedir. Her ne kadar Rusya, bu süreçte petrol satışlarından ilave bir kazanç elde etse de savaşın daha tırmanması halinde Moskova için bölgede öngörülemeyen çok daha büyük riskler ortaya çıkabilir. Şimdiden küresel enerji piyasalarını ve ekonomiyi etkilemeye başlayan bu krizin çıkmaza girme ihtimali her geçen gün artmaktadır. Savaş uzadıkça geri dönülmesi zor bir yıkıma yol açmakta ve barış ihtimalinden de giderek uzaklaşılmaktadır.
Mevcut duruma kadar Moskova ve Pekin’in bu savaşın sona ermesi ve barışın tesisi için yeterli diplomatik çabayı göstermedikleri söylenebilir. Mevcut durumda barış için en fazla çaba sarf eden ülke Türkiye gibi görünmektedir. Savaşın ilerlemesi Rusya açısından öngörülemez jeopolitik riskler barındırmaktadır. Bu risklerin başında, İran’daki rejimin muhtemel bir şekilde devrilmesi ve değiştirilmesi gelmektedir. Bu senaryo, Rusya’nın yakın çevresindeki jeopolitik dengenin de hızla ve köklü şekilde değişmesi anlamına gelebilir. Fakat bu senaryoda İran’daki rejimin nasıl ve hangi yönde değişim göstereceği de bir soru işareti, yani belirsizlik ifade ettiği için Rusya’nın çıkarları açısından mevcut koşullarda büyük bir kaybın olmadığı tahmin edilebilir.
Rusya, Çin ve İran gibi aktörlerin ortak yönlerinden biri de Batı’nın hegemonyasına karşı çıkmaları, onu yıpratmak istemeleri ve yeni bir “çok kutuplu sistemi” inşa etmek için çaba göstermeleridir. Bu bağlamda Rusya’nın Ukrayna’daki savaşında Çin’in takındığı tutumunu irdelemekte fayda vardır. Ukrayna’daki savaş, Batı’yı birçok açıdan yıpratması sebebiyle Çin’in çıkarlarına uygun görünürken, savaşın uzamasıyla Çin’in çıkarları da zarar görmeye başlamış ve Pekin, bu savaşın sona ermesi için diplomatik çabalarını hızlandırmıştır.
Benzer durum, günümüzde İran örneğinde Rusya için de söz konusudur. ABD’nin bu savaş sebebiyle yıpranması, özellikle iç siyasette Trump’ın maruz kaldığı yoğun baskılar sebebiyle güç kaybetmesi, Rusya’nın çıkarlarına uygun görünürken, İran’daki savaşın uzaması ve muhtemel bir rejim değişikliği, Rusya’nın çıkarlarına tehdit oluşturabilir. Dolayısıyla Çin’in Rusya-Ukrayna Savaşı’nda izlediği bekle gör politikasının benzerinin İran örneğinde de Rusya tarafından takip edilebileceği söylenebilir. Benzer şekilde Çin’in de bu savaşta ihtiyatlı hareket ettiği ve Ukrayna’daki krizle benzer bir politika izlediği söylenebilir. Dolayısıyla İran’da yaşananların geleceğini öngörebilmek için Ukrayna Krizi’nin ilerleyişini en başından itibaren yakından incelemek ve analiz etmek son derece faydalı olacaktır.
[1] “İran ve Rusya’dan ortak enerji hamlesi: 7 petrol sahası geliştiriliyor”, Mehrnews, https://tr.mehrnews.com/news/1934536/%C4%B0ran-ve-Rusya-dan-ortak-enerji-hamlesi-7-petrol-sahas%C4%B1-geli%C5%9Ftiriliyor, (Erişim Tarihi: 23.03.2026).
[2] “İran savaşı: Rusya İran’a neden yardım etmiyor?”, DW, https://www.dw.com/tr/i%CC%87ran-sava%C5%9F%C4%B1-rusya-i%CC%87rana-neden-yard%C4%B1m-etmiyor/a-76232698, (Erişim Tarihi: 23.03.2026).
