Analiz

ABD’nin İran Savaşı ve Hindistan’la İlişkilerine Etkisi

Hindistan’ın dış politikasında stratejik özerkliğin çok daha büyük jeopolitik kırılma ve zorluklara yol açtığı söylenebilir.
Dış politikada neredeyse hiçbir aktörle tam manasıyla bir stratejik ortaklık geliştirememek, dostlarınızın da bir o kadar az olması anlamına gelmektedir.
Yeni Delhi’ni dış politikada çok daha güçlü ittifaklar ve gerçek dostluklar inşa edebilmesi, stratejik özerkliğin getireceği birtakım kırılganlıkları veya zorlukları da hafifletecektir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English

Hindistan’ın İran’la ilişkileri, çoğunlukla benzer/ortak jeopolitik çıkarlara ve bölgesel politikalara dayanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İran Savaşı da bölgesel düzlemde büyük jeopolitik kırılmalara yol açmıştır. Buna rağmen Washington, Yeni Delhi ile ilişkilerini yönetilebilir bir düzeyde tutmayı başarmıştır. Nitekim son on yıllık periyota bakıldığında, 2018 yılında Hindistan’ın Rusya’dan S-400 alımı, 2022 yılında Rusya-Ukrayna Savaşı ve 2026 yılında ABD’nin İran Savaşı, Washington-Yeni Delhi ilişkilerinde büyük jeopolitik meydan okumalara yol açmıştır. Bütün bu jeopolitik çalkantılara rağmen Hindistan’ın ABD, İran ve Rusya’yla ilişkilerini sürdürülebilir bir seviyede tutması dikkat çekmiştir. 

ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırısı, Hindistan’ın hem ulusal güvenlik çıkarlarının hem de jeopolitik işbirliklerinin test edildiği bir krize dönüşmüştür. Savaşın hemen başında Hindistan’ın kendisini ziyaret eden İran donanma gemisinin konumunu İsrail’le paylaştığına dair iddialar ve bu geminin İsrail tarafından hedef alınması,[i] Tahran-Delhi ilişkilerindeki kırılgan jeopolitik ittifakı gözler önüne sermiştir. İlerleyen süreçte ise Hürmüz Boğazı’nı kapatan İran, Hindistan’ın petrol gemilerini vurmuş ve bu olayla ilgili olarak Hindistan, protesto mektubunu İran’ın Yeni Delhi Büyükelçisi’ne iletmiştir.[ii]

10 Haziran 2026 tarihinde yaşanan son hadisede, ABD’nin Umman Denizi açıklarındaki petrol tankerine saldırıları sonucunda 3 Hindistanlı denizci hayatını kaybetmiş[iii] ve Yeni Delhi, bu durumu protesto eden mektubunu diplomatik kanallardan Amerikalılara iletmiştir. Hindistan açısından yaşanan bu elim hadiseye rağmen Başbakan Narendra Modi’nin sosyal medya platformu X üzerinden ABD Başkanı Donald Trump’a hitaben sıcak mesajlar vermesi, kamuoyunda eleştiri konusu olmuş ve tepki çekmiştir.[iv] Savaş sebebiyle Hindistan’ın Hürmüz Boğazı’nda hem İran hem ABD unsurlarınca hedef alınması, Yeni Delhi’nin bahsi geçen aktörlerle kurduğu jeopolitik işbirliklerinin ne kadar kırılgan bir zeminde ilerlediğine işaret etmektedir.

ABD açısından bakıldığında, İran Savaşı’nın kontrollü bir krize dönüştürülmek istendiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda ABD ve Hindistan arasında enerji alanında tamamen kontrol altında olan işbirliğine dayalı bir kriz yönetiminden söz edilebilir. Bu konuda Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, özellikle Ukrayna’daki savaştan sonra Hindistan’ın Rusya’dan petrol alımlarını artırmasını bizzat istediğini söylemiştir.[v] Yine İran Savaşı’ndan sonra Hindistan’ın ABD’den enerji ithalatı yükselmiştir. Örneğin Mayıs 2026 tarihinde Hindistan’ın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve petrol gazı (LPG) ithalatında ABD birinci sıraya yerleşmiştir.[vi]

Bu süreçte Trump, ilk başta Hindistan’a gümrük vergilerini yükseltmiş, bunu bir pazarlık meselesine dönüştürmüş ve vergileri azaltmanın karşılığında Hindistan’ın Rus petrol alımını sıfıra indirmesini ve kendisinden almasını talep etmiştir. Bu açıdan Trump’ın İran’a savaş açarak hem kontrollü bir krize yol açtığı hem de bu krizden istifade ederek Hindistan gibi bazı jeopolitik müttefiklerini baskılayıp yanına çekmeyi başardığı söylenebilir. Bu konumlanışta Hindistan’ın İsrail’le olan stratejik ortaklığının büyük bir etkisi vardır. Nitekim Yeni Delhi, jeopolitik çıkarları doğrultusunda Orta Doğu’da İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve ABD gibi aktörlere çok daha yakın konumlanmakta ve bu denklemde Hindistan’ın İran’a atfettiği değer ve işbirlikleri geri planda kalmaktadır.

Yukarıdakilerden yola çıka çıkarak Hindistan’ın dış politikasında stratejik özerkliğin çok daha büyük jeopolitik kırılma ve zorluklara yol açtığı söylenebilir. Dış politikada neredeyse hiçbir aktörle tam manasıyla bir stratejik ortaklık geliştirememek, dostlarınızın da bir o kadar az olması anlamına gelmektedir. Bu bakımdan Hindistan’ın ABD, İran ve Rusya başta olmak üzere komşuları, yakın çevresi ve büyük güçlerle ilişkilerinde bir jeopolitik sıkışmışlık içerisinde kalabileceği görülmektedir. Bu sıkışmışlık hali, aynı zamanda Hindistan dış politikasının en büyük açmazını meydana getirmektedir. 

Nitekim Hindistan’ın jeopolitik hedefleri ile mevcut dış politika konumlanışı arasındaki uyumsuzluk, özellikle bölgesel projelerde uzun yıllardır dikkat çekmektedir. Bunun en açık örneği, Hindistan’ın Pakistan’ı baypas ederek İran üzerinden Orta Asya ve Avrasya’ya açılma stratejisinde (Çabahar Limanı ve Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru) görülmektedir. Zira bu jeopolitik hedefe ulaşabilmek için Hindistan’ın İran’la yakın bir stratejik ortaklık kurması gerekmektedir. Bu anlamda İran, Hindistan’ın Avrasya stratejisinde vazgeçilmez bir jeopolitik kapı olmasına rağmen Yeni Delhi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik uyguladığı çevreleme ve yaptırım politikaları karşısında bu müttefikine gereken diplomatik ve ekonomik desteği verememiştir. Washington’ın baskısıyla İran’dan petrol alımını durdurması ve Çabahar projesini uzun süre askıya alması, Yeni Delhi’nin jeopolitik gerçeklikten uzaklaştığını ve ABD-İran geriliminin ortasında stratejik bir felç yaşadığını göstermektedir. Bu kararsız tutum, Hindistan’ı hem Batı blokunda tam bir güven inşa etmekten alıkoymakta hem de Avrasya’daki tarihsel ortaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.

Sonuç olarak bu olaylar silsilesi, Hindistan’ın “stratejik özerklik” adı altında yürüttüğü denge politikasının sıcak kriz anlarında sahada nasıl bir jeopolitik felce ve eylemsizliğe dönüştüğünü açıkça kanıtlamaktadır. Hem Washington hem de Tahran tarafından “gerektiğinde” hedef alınabilen Yeni Delhi, kriz yönetiminde oldukça kırılgan ve edilgen konumda kalmaktadır. Bu yüzden Yeni Delhi’ni dış politikada çok daha güçlü ittifaklar ve gerçek dostluklar inşa edebilmesi, stratejik özerkliğin getireceği birtakım kırılganlıkları veya zorlukları da hafifletecektir.


[i] “Hindistan: İran gemisinin konumunu İsrail’e biz verdik”, Son Dakika, https://www.sondakika.com/dunya/haber-hindistan-iran-gemisinin-konumunu-israil-e-biz-19638635/, (Erişim Tarihi: 12.06.2026).

[ii] “Hindistan, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi saldırıları ardından İran büyükelçisini bakanlığa çağırdı”, Haberler, https://www.haberler.com/politika/hindistan-bandrali-tankerlere-hurmuz-bogazi-nda-saldiri-19762542-haberi/, (Erişim Tarihi: 12.06.2026).

[iii] “Three Indian sailors killed in US strike on oil tanker”, BBC, https://www.bbc.com/news/articles/cy73dr081p8o, (Erişim Tarihi: 12.06.2026).

[iv] “Modi thanks Trump for wishes as US attacks Indian seafarers”, The Canary, https://www.thecanary.co/global/world-analysis/2026/06/11/modi-trump/, (Erişim Tarihi: 12.06.2026).

[v] “‘US wanted India to buy Russian oil’: Jaishankar slams tariff flip-flop”, The Federal, https://thefederal.com/category/news/jaishankar-us-asked-india-buy-russian-oil-ukraine-war-tariffs-246357, (Erişim Tarihi: 12.06.2026).

[vi] “U.S. becomes India’s top gas supplier, as Iran war cuts it off from the Gulf”, CNBC, https://www.cnbc.com/2026/06/11/us-india-lng-lpg-supply.html, (Erişim Tarihi: 12.06.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler