Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) faaliyet gösteren bir araştırma merkezinin 36 ülkeden ve 42 binden fazla kişinin katılımıyla yaptığı ankette, 36 ülkenin 25’inde Çin’e ilişkin olumlu görüş bildirenlerin oranı, ABD’ye yönelik olumlu görüş bildirenlerden daha yüksek çıkarken, birçok ülkede Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e duyulan güvenin ABD Başkanı Donald Trump’a kıyasla daha yüksek olduğu belirlenmiş ve ilk kez bu kadar fazla ülkede Çin’e ilişkin olumlu görüşlerin ABD’yi geride bıraktığı ortaya çıkmıştır.[i] 2025 yılında da Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) eski Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen liderliğindeki Demokrasiler İttifakı’nın 100 ülkede 110 bin kişiyle görüşerek hazırladığı Demokrasi Endeksi’nin verilerine göre; Çin’e duyulan sempati ABD’nin önüne geçmiş ve ABD’ye sempati duyan ülkelerin oranı %76’dan %45’e gerilemiştir.[ii]
Son yıllarda ABD’ye kıyasla Çin’le ilgili olumlu görüşlerin bu denli artmasında, ABD’nin uluslararası hukuka dayalı sistemi alaşağı etmeye yönelik sayısız girişiminin yanı sıra kuşkusuz Çin’in farklı boyutlarda yürüttüğü kültürel diplomasi araçları da rol oynamaktadır. Çin’in, Kuşak ve Yol Girişimi’nin kültürel çatışmaları teşvik etmek yerine kültürel uyumu ve karşılıklı saygıyı kolaylaştırmayı amaçlayan temel ilkeleri ile bu kapsamda farklı ülkeler ve topluluklar arasında dil, sanat, müzik, tarih, turizm, eğitim ve kültürel miras gibi alanlarda karşılıklı anlayışı arttırmayı, kültürel değişimi teşvik etmeyi amaçlayarak kültürel ilişkileri güçlendirmesi,[iii] Güz Ortası Festivali gibi geleneksel etkinliklerini uluslararası hale getirerek kültürel tanıtımını artırması,[iv] Tiktok platformu üzerinden Çin kültürüne ait estetik anlayışı ile Batı dışı yeni kimlik formlarını dolaşıma sokması[v] ve bilgisayar oyunları ile Çin tarihi ve kültürünü gençlere aşılayarak “barışçıl kalkınma” söylemini benimsetmeye çalışması,[vi] bu araçlarından bazılarıdır.
Ancak Çin’in kültürel diplomasi hamlelerinin ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyada özellikle sinema ve televizyon sektörü üzerinden kurduğu kültürel hegemonyayı sarsıp sarsamayacağı hala tartışmalıdır. Zira Çin her ne kadar televizyon kanalları ve gelişen sinema/dizi sektörü aracılığıyla uluslararası topluma ulaşmaya çalışsa da ABD karşısında istenen atılımı henüz gerçekleştirememiştir. Buradaki en önemli soru ise Çin’in ABD tarzı bir kültürel hegemonya kurmak isteyip istemediğidir.
Hollywood Sineması ve ABD’nin Kültürel Hegemonyasındaki Rolü
20. yüzyılın başlarında sinema, dünya çapında izleyicileri büyüleyen devrim niteliğinde bir görsel sanat olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıçta, özellikle izleyiciler üzerinde benzeri görülmemiş bir görsel etki yaratan sinema öncelikle bir eğlence biçimi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Dünya Savaşları gibi küresel çatışmaların patlak vermesiyle sinemanın rolü önemli ölçüde değişmiş, sosyal mesajları iletmek ve siyasi dinamikleri etkilemek için güçlü bir araç haline gelmiştir. Dünya Savaşları dönemi ve bunu izleyen Soğuk Savaş döneminde sinema, yumuşak gücün bir aracı olarak kullanılmış, böylece sinema, izleyicileri sadece eğlendirmekten öteye geçerek toplumsal mesajları iletebilen ve dış politikayı şekillendirebilen bir yumuşak güç aracına dönüşmüştür.
Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra film stüdyoları yıkılan ve derin bir ekonomik sıkıntı içine düşen Fransız ve Alman sinemasının ABD sinema sektörünce by-pass edilmesi ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) karşı yürütülen propaganda savaşı sebebiyle Amerikan sineması, ülkenin idealize edilmiş imajını yansıtmada önemli bir rol oynamış ve böylece küresel düzeyde ABD’nin kültürel ve kamu diplomasisini güçlendirmiştir. Hollywood endüstrisinde somutlaşan Amerikan kültürel hegemonyası, 1960’lı yıllardan sonra televizyonun yaygınlaşması ile TV dizilerinden de güç almış ve bunlar sadece Amerikan kültürünü dünyaya empoze etmemiş, ABD’nin düşman algılarını da (“şeytan SSCB ve İran” gibi) Batı merkezli dünyaya benimsetmiştir.
Soğuk Savaş Dönemi’nde Sovyetler Birliği ise sinemayı ve popüler kültürü ticari bir eğlence aracı olarak değil, halkı eğiten, aydınlatan ve sosyalist insanı inşa eden pedagojik bir araç olarak görmüş ve Hollywood’un ticari anlatılarına sanatsal derinliği yüksek yapımlarla yanıt vermiştir. Sonuçta Sovyetler Birliği yüksek sanatta, satrançta ve uzay anlatılarında büyük başarılar elde etse de Amerikan popüler kültürünün sunduğu tüketim estetiği ve sinemanın/TV dizilerinin yayılma hızına yetişememiş, üstelik bu kültür, Doğu Bloku ve SSCB’nin içeriden aşınmasında da kritik bir rol oynamıştır.
Soğuk Savaş sonrası dönemde ve özellikle 11 Eylül’den sonra da sinema ve popüler kültür üretiminde ABD etkisi devam etmiş, hatta yeni düşmanlar (İslamcı kötü teröristler, despot liderler vb.) yaratılarak popüler filmlerde bu olumsuz algılar yeniden üretilmiştir. Son yıllarda ABD’de üretilen film ve dizilerdeki Çin’in ve Çinli karakterlerin “Doğulu”, “despot” ve “ilkel toplumlar” olduğu yönündeki imaj çalışması da Hollywood sinemasının geleneksel tavrını devam ettirdiğini göstermektedir.[vii] Peki Çin, ABD’nin sinema ve dizi sektöründeki kültürel hegemonyasını içeren klasik kodları karşısında bu alana ilişkin nasıl bir strateji izlemektedir?
Kültürel Hegemonya Kurmak mı Kültürel Savunmaya Geçmek mi?
Çin’in sinema ve TV dizileri üzerinden küresel ölçekte doğrudan tek taraflı bir “kültürel hegemonya” kurup kurmadığı tartışmalı olsa da Pekin yönetimi ve Çinli medya devlerinin son yıllarda bilinçli, çok katmanlı ve stratejik bir yumuşak güç hamlesi içinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda ABD’nin Hollywood üzerinden kurduğu klasik kültürel hegemonyada Batılı demokratik ve liberal değerlerin koruyucusu ABD imajı ve bu imajın küresel pazarda tüketimi ön plandayken, Çin’in yaklaşımı daha ziyade devlet güdümlü bir imaj yönetimi üzerine kurulu görülmektedir. Bu noktada amaç, Batı hegemonyasını yıkmaktan ziyade Çin’in yönetim tarzına yöneltilen eleştirileri yumuşatmak, Batı merkezli oryantalist algıyı kırmak ve Çin’in küresel yükselişini “barışçıl ve medeni” olarak sunmaktır.
Çin sineması, son yıllarda Batı’nın bireyci ve liberal söylemlerine karşı tarihsel süreklilik ve güçlü devlet yapısını yücelten örtük mesajları işlemekte, The Wandering Earth (bilimkurgu), Wolf Warrior (askeri aksiyon) veya Changjin Gölü Savaşı gibi dev bütçeli yapımlar, Çin’in teknik kapasitesini gösterirken, kriz anlarında dünyayı kurtaran veya sınırlarını koruyan “Çinli kahraman” figürünü küresel izleyiciye sunmaktadır. Son dönemde Kore dizilerinin (K-Drama) başarısını takip eden bir C-Drama atağı da mevcuttur. Story of Yanxi Palace veya The Untamed gibi yapımlar, Asya başta olmak üzere Latin Amerika ve Orta Doğu’da geniş izleyici kitlelerine ulaşmış, Çin’in derin tarihini ve estetiğini ön plana çıkararak kültürel cazibe yaratmıştır. Ayrıca iQIYI ve WeTV gibi Çin menşeli dijital platformlar, Güneydoğu Asya pazarında Netflix’e doğrudan rakip olacak şekilde yayılmaktadır. Ancak Çin’in popüler kültür üzerinden tam anlamıyla kültürel bir hegemonya kurmasının önünde ciddi yapısal engeller de bulunmaktadır.
Bu engellerden ilki, sektör üzerindeki sıkı devlet kontrolü ve zaman zaman Sovyet sinemasında da görülen parti ideolojisinin küresel mesajları yerelleştirmesi ve küresel izleyicide “propaganda” algısı yaratmasıdır. Bir diğer engel ise kültürel tanıtımın/savunmanın etkisi ile sinema ve dizilerde Çin tarihine ve Konfüçyüsçü değerlere atıf yapılmasının (bölgesel düzeyde işlese de) Batı veya Afrika izleyicisi için zaman zaman anlaşılması zor olmasıdır. Son olarak, Çin’in temel kültürel diplomasi amacının Amerikan tarzı, dünyayı tamamen dönüştüren monolitik bir “kültürel hegemonya” kurmaktan ziyade küresel kültür pazarında kendi ulusal güvenlik ve stratejik anlatılarını meşrulaştırmak olması da bu engelleri beslemektedir. Dolayısıyla Çin, dünyada ABD tarzı bir kültürel hegemonyayı halihazırda hem kurmak istememektedir hem de istese bile bahse konu engeller nedeniyle kuramayabilir.
[i] “Dünya genelinde Çin’e dair olumlu görüşler ABD’yi geçti”, TRT Haber, https://www.trthaber.com/haber/dunya/dunya-genelinde-cine-dair-olumlu-gorusler-abdyi-gecti-951356.html, (Erişim Tarihi: 23.07.2026).
[ii] “Global perceptions of US fall below China, survey says”, Reuters, https://www.reuters.com/world/global-perceptions-us-fall-below-china-survey-says-2025-05-12/, (Erişim Tarihi: 23.07.2026).
[iii] Ayşe Süreyya Pekçetin, “Kuşak ve Yol Girişimi’nin Medeniyetler Arası Uyumu”, ANKASAM, https://www.ankasam.org/anka-analizler/kusak-ve-yol-girisiminin-medeniyetler-arasi-uyumu/, (Erişim Tarihi: 23.07.2026).
[iv] Berra Kızılyazı, “Çin’de ‘Güz Ortası Festivali’ ve Kültür Ekonomisi”, ANKASAM, https://www.ankasam.org/anka-analizler/cinde-guz-ortasi-festivali-ve-kultur-ekonomisi/, (Erişim Tarihi: 23.07.2026).
[v] Ayşe Azra Kılavcı, “Kültürel Üretimde Çin’in Yükselen Gücü”, ANKASAM, https://www.ankasam.org/anka-analizler/kulturel-uretimde-cinin-yukselen-gucu/, (Erişim Tarihi: 23.07.2026).
[vi] Zeynep Çağla Erin, “Çin’in Kültürel Diplomasisinde Yeni Bir Dönem: 2026’da Oyun Sektörünün Geleceği”, ANKASAM, https://www.ankasam.org/anka-analizler/cinin-kulturel-diplomasisinde-yeni-bir-donem-2026da-oyun-sektorunun-gelecegi/, (Erişim Tarihi: 23.07.2026).
[vii] Yiğit, Z. (2013). Hollywood Sineması’nın Yeni Oryantalist Söylemi ve 300 Spartalı. Selçuk İletişim, 5(3), 236-249. https://doi.org/10.18094/si.81247.
