Jeopolitiğin geri dönüşünden söz etmek kolaydır. Daha güç olan soru, hangi jeopolitiğin geri döndüğüdür. Son yıllarda uluslararası siyasetin ağırlık merkezlerine bakıldığında dikkat çekici bir coğrafi örüntü ortaya çıkmaktadır. Avrupa güvenliği Baltık Denizi’nden Karadeniz’e uzanan bir hat üzerinde yeniden örgütlenirken, Hint-Pasifik’te Japonya, Tayvan, Filipinler ve Güney Çin Denizi etrafındaki ada ve kıyı coğrafyaları büyük güç rekabetinin merkezine yerleşmektedir. Limanların, boğazların, denizaltı kablolarının, enerji güzergahlarının ve askeri erişim noktalarının yeniden stratejik önem kazanması ise yirminci yüzyılın klasik jeopolitik tartışmalarını hatırlatmaktadır.
Bu tablo, Halford Mackinder’dan ziyade Nicholas J. Spykman’ın yeniden okunmasını gerekli kılmaktadır. Mackinder’ın 1904 yılında ortaya koyduğu jeopolitik yaklaşımın merkezinde, deniz gücünün tarihsel üstünlüğünü değiştirebilecek büyük bir dönüşüm bulunuyordu. Bu dönüşüm, demiryollarının Avrasya’nın geniş iç sahalarını siyasal ve askeri bakımdan örgütlenebilir hale getirmesiydi. Mackinder’a göre modern kara ulaşımındaki gelişmeler, Avrasya’nın merkezindeki gücün kıtanın kaynaklarını daha etkin biçimde seferber etmesine imkan verebilirdi.[i] Daha sonraki çalışmalarında “Kalpgah” olarak kavramsallaştıracağı bu alan, onun dünya siyasetine ilişkin mekansal modelinin merkezine yerleşti.
Spykman, Mackinder’ın coğrafyayı güç dağılımının temel değişkenlerinden biri olarak ele alan yaklaşımını reddetmedi. Fakat ağırlık merkezini değiştirdi. Onun açısından Avrasya’nın belirleyici alanı yalnızca kıtanın geniş iç bölgesi değildi. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Hint alt kıtasından Güneydoğu Asya’ya ve Doğu Asya kıyılarına uzanan geniş Kenar Kuşak, kara ve deniz güçlerinin karşılaştığı, nüfusun ve ekonomik kapasitenin yoğunlaştığı, başlıca ticaret yollarının geçtiği bir stratejik temas sahasıydı. Spykman’ın Amerikan dış politikasını güç dengesi üzerinden ele aldığı 1942 tarihli “America’s Strategy in World Politics” adlı çalışması da ABD’nin güvenliğini yalnızca Batı Yarımküre’nin coğrafi özellikleriyle açıklamıyor, Avrasya’daki güç dağılımını Amerikan güvenliğinin temel meselelerinden biri olarak değerlendiriyordu.[ii]
Bu yaklaşım, ölümünden sonra 1944 yılında yayımlanan “The Geography of the Peace” adlı eserinde daha açık bir mekansal form kazandı. Mackinder’ın Avrasya merkezli formülünü tersine çeviren Spykman, küresel güç mücadelesinde asıl belirleyici alanın Kenar Kuşak olduğunu ileri sürdü. Eserindeki meşhur formül bunu özetliyordu. Kenar Kuşağı kontrol eden Avrasya’yı, Avrasya’yı kontrol eden ise dünyanın kaderini belirleyebilirdi.[iii]
Ancak Spykman’ın Mackinder’a yaptığı katkıyı yalnızca “Kalpgah yerine Kenar Kuşak” biçiminde okumak eksik olur. Spykman’ın asıl önemi, kara ve deniz gücü arasındaki ilişkinin nerede gerçekleştiğine yönelik vurgusunda aranmalıdır. Kara gücü ile deniz gücü birbirinden kopuk iki stratejik kategori değildir. Birbirleriyle kıyılarda, yarımadalarda, boğazlarda, limanlarda ve denizlere açılan geçiş sahalarında karşılaşırlar. Colin S. Gray’in Spykman’ın düşünsel mirasına ilişkin değerlendirmesinde de vurguladığı üzere Kenar Kuşak, yalnızca coğrafi bir alan değil, Avrasya’daki güç dengesinin ve dolayısıyla uluslararası düzenin şekillenmesinde temel bir stratejik kuşaktır.[iv] Bu açıdan bakıldığında günümüz dünyasında dikkat çekici olan şey Spykman’ın belirli politikalarının yeniden uygulanması değil, onun sorduğu coğrafi soruların yeniden önem kazanmasıdır.
Avrupa bunun ilk örneğidir. NATO, Haziran 2026 itibarıyla doğu kanadındaki caydırıcılık ve savunma yapılanmasını kuzeyde Arktik Okyanusu’ndan güneyde Karadeniz’e kadar uzanan bütünleşik bir hat üzerinden tanımlamaktadır. İttifakın Bulgaristan, Estonya, Finlandiya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Romanya ve Slovakya’daki dokuz çok uluslu ileri kara gücü de bu coğrafi yoğunlaşmanın kurumsal karşılığıdır. Aynı çerçevenin yalnızca kara unsurlarından oluşmaması önemlidir. Ocak 2025 tarihinde başlatılan Baltic Sentry faaliyeti, Baltık Denizi’ndeki kritik denizaltı altyapısının korunmasını NATO’nun askeri faaliyetlerinin açık bir parçası haline getirmiştir.[v]
Dolayısıyla Avrupa’nın doğu kanadında yeniden şekillenen güvenlik coğrafyası, yalnızca toprak savunmasının yanında deniz alanlarının, ulaşım yollarının, iletişim altyapısının ve stratejik erişimin korunmasına dayanmaktadır. Karadeniz’de ortaya çıkan tablo bu eğilimi daha da belirginleştirmektedir. Avrupa Birliği’nin Mayıs 2025 tarihli Karadeniz stratejisi bölgeyi Avrupa ile Asya arasında bağlantı sağlayan, enerji kaynakları ve kritik hammaddelere erişim bakımından önemli stratejik transit güzergahları barındıran bir alan olarak tanımlamaktadır. Stratejide öngörülen Karadeniz Deniz Güvenliği Merkezi ise deniz yüzeyinden deniz tabanına kadar durumsal farkındalığın artırılmasını; denizaltı kabloları, açık deniz enerji tesisleri ve diğer kritik altyapının izlenmesini öngörmektedir.[vi]
Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan uygulama raporu, bu yaklaşımın kurumsallaşmaya başladığını göstermektedir. Bulgaristan ve Romanya tarafından geliştirilen bölgesel güvenlik merkezi konseptinin Türkiye, Ukrayna ve Moldova gibi bölgesel ortakların katılımına açılması planlanmaktadır.[vii] Burada Karadeniz’in önemi yalnızca askeri kuvvet yoğunluğundan kaynaklanmamaktadır. Bölge Avrupa, Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Orta Asya arasında askeri, ekonomik ve lojistik bağlantıların kesiştiği bir geçiş sahasıdır. Başka bir ifadeyle Karadeniz’i stratejik hale getiren yalnızca orada kimin bulunduğu değil, oradan nereye ulaşılabildiğidir. Tam da bu noktada Spykman’ın Kenar Kuşak yaklaşımı güncel bir analitik değer kazanmaktadır.
Benzer fakat daha belirgin bir örüntü Batı Pasifik’te görülmektedir. ABD Savunma Bakanı’nın Mayıs 2025’teki Shangri-La Diyaloğu konuşmasında Amerikan kuvvetlerinin Batı Pasifik’teki ileri konuşlanmasının “birinci ve ikinci ada zincirleri” boyunca caydırıcılık yaratacak biçimde düzenlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Aynı konuşmada ABD’nin NMESIS gemi savar sistemini Filipinler’de konuşlandırdığı ve sistemi Tayvan ile Filipinler arasındaki Luzon Boğazı üzerinde bulunan Batanes Adaları’na taşıdığı belirtilmiştir.[viii]
Bu, klasik jeopolitiğin diliyle bakıldığında oldukça anlamlı bir coğrafi dizilimdir. Japon takımadaları, Ryukyu Adaları, Tayvan, Filipinler ve Güney Çin Denizi bir bütün olarak düşünüldüğünde, Asya kıtasının Pasifik’e açıldığı geniş bir kara-deniz temas kuşağı ortaya çıkmaktadır. Çin’in kıtasal gücünün denizlere erişimi ile ABD’nin ve bölgesel müttefiklerinin deniz gücünün kıtanın kıyılarına erişimi tam da bu coğrafyada karşılaşmaktadır.
Spykman’ın güncelliğini yalnızca tarihsel bir analoji olarak görmemek gerektiğini gösteren önemli bir gelişme, çağdaş akademik literatürde de aynı tartışmanın yeniden ortaya çıkmasıdır. Brendon J. Cannon ve Ash Rossiter, 2025 yılında International Affairs dergisinde yayımlanan çalışmalarında Mackinder’ın Kalpgah ve Spykman’ın Kenar Kuşak yaklaşımlarını doğrudan günümüz Avrasya ve Hint-Pasifik rekabetine uygulamaktadır. Yazarlar, Çin’in Orta Asya’daki ekonomik ve lojistik konumunun yalnızca kıtasal güç üretmediğini, aynı zamanda denizlere yönelik güç aktarım kapasitesi üzerinde de etkili olabileceğini savunmakta ve Kenar Kuşak devletlerinin Avrasya’daki güç dengesi bakımından önemini yeniden tartışmaktadır.[ix] Bu çalışma aynı zamanda Spykman’ın geri dönüşü tezine önemli bir düzeltme de getiriyor.
Bugünkü jeopolitiği yalnızca Kenar Kuşak üzerinden açıklamak, Mackinder’ın yaptığına benzer biçimde tek bir coğrafi bölgeyi aşırı belirleyici hale getirme tehlikesi taşır. Nitekim 2025 tarihli International Affairs özel dosyasının temel argümanlarından biri, Hint-Pasifik stratejilerinin deniz alanına aşırı yoğunlaşmasının Orta Asya’nın ve kıtasal Avrasya’nın artan önemini görünmez kılabildiğidir.[x]
Dolayısıyla günümüzü Spykman üzerinden okumak, Mackinder’ın tamamen geçersizleştiği anlamına gelmemektedir. Aksine ortaya çıkan yeni tablo, Kalpgah ile Kenar Kuşak arasındaki ilişkinin yeniden önem kazandığını göstermektedir. Çin’in Kuşak ve Yol girişimleri, Orta Asya üzerinden geçen ulaştırma ağları, Karadeniz bağlantıları ve Hint-Pasifik’teki deniz erişimi birlikte düşünüldüğünde kıtasal ve denizsel jeopolitiği birbirinden kesin biçimde ayırmak giderek zorlaşmaktadır. Yirmi birinci yüzyılın büyük güç rekabetinde mesele yalnızca bir coğrafyanın kontrol edilmesinden ziyade farklı coğrafi alanlar arasında erişim, bağlantı ve güç aktarımı sağlayabilme kapasitesidir.
Bu nedenle çağdaş Kenar Kuşak yalnızca bir toprak şeridi değildir. Limanların, boğazların, askeri üslerin, demiryollarının, enerji terminallerinin, denizaltı kablolarının ve lojistik koridorların birbirine bağlandığı çok katmanlı bir stratejik mekandır. Bu durum klasik jeopolitiğin yeniden doğrulandığı anlamına gelmez. Coğrafya kader değildir. Nükleer silahlar, uzun menzilli hassas vuruş sistemleri, insansız platformlar, uzay kapasitesi, siber alan ve küresel ekonomik ağlar Spykman’ın yaşadığı dünyadan çok farklı bir stratejik ortam yaratmıştır. Fakat teknoloji coğrafyayı ortadan kaldırmamıştır. Aksine teknolojinin kendisi giderek daha fazla coğrafi altyapıya bağımlı hale gelmiştir. Dijital veri denizaltı kablolarından geçmekte, enerji güvenliği boru hatları ve terminaller etrafında şekillenmekte, uzun menzilli silahların stratejik değeri konuşlandırıldıkları üslerle, deniz kuvvetlerinin etkisi ise erişebildikleri liman ve geçitlerle ilişkilidir.
Bu nedenle “Spykman geri mi dönüyor?” sorusuna verilecek cevap basit bir “evet” olmamalıdır. Spykman geri dönmüyor. Fakat uluslararası siyasetin stratejik ağırlığı yeniden onun dikkat çektiği coğrafi temas alanlarında yoğunlaşıyor.
Mackinder’ın temel sorusu, Avrasya’nın merkezindeki kara gücünün nasıl örgütlenebileceğiydi. Spykman ise bu soruyu kıtanın çevresine taşıdı. Onun temel sorusu Avrasya’da oluşan gücün denizlere nereden ulaşacağı ve bu gücün hangi coğrafyalarda dengelenecekti? Baltık’tan Karadeniz’e, Hint Okyanusu’ndan Batı Pasifik’in ada zincirlerine uzanan güncel stratejik rekabet, bu sorunun seksen yıl sonra yeniden sorulmasını gerekli kılıyor. Belki de Spykman’ın güncelliği tam olarak burada yatıyor.
[i] Halford J. Mackinder, “The Geographical Pivot of History”, The Geographical Journal, Vol. 23, No. 4, Nisan 1904, ss. 421-437.
[ii] Nicholas J. Spykman, America’s Strategy in World Politics: The United States and the Balance of Power, Harcourt, Brace and Company, New York, 1942.
[iii] Nicholas J. Spykman, The Geography of the Peace, ed. Helen R. Nicholl, Harcourt, Brace and Company, New York, 1944, s. 43.
[iv] Colin S. Gray, “Nicholas John Spykman, the Balance of Power, and International Order”, Journal of Strategic Studies, Vol. 38, No. 6, 2015, ss. 873-897, Taylor & Francis, DOI: 10.1080/01402390.2015.1018412
[v] “Strengthening NATO’s Eastern Flank”, NATO, https://nato.int/en/what-we-do/deterrence-and-defence/strengthening-natos-eastern-flank?utm_source=chatgpt.com, (Erişim Tarihi: 18.09.2026). NATO, doğu kanadını Arktik Okyanusu’ndan Karadeniz’e uzanan bir hat olarak tanımlamakta; Haziran 2026 itibarıyla dokuz çok uluslu ileri kara gücü bulunduğunu ve Baltic Sentry’nin kritik denizaltı altyapısının korunmasına yönelik faaliyet yürüttüğünü belirtmektedir.
[vi] “The European Union’s Strategic Approach to the Black Sea Region”, European Commission–High Representative of the Union for Foreign Affairs and Security Policy, JOIN(2025) 135 final, 28.05.2025, EUR-Lex, https://shorturl.at/hcMy4, (Erişim Tarihi: 18.09.2026).
[vii] “Joint Report to the European Parliament and the Council on the Implementation of the EU Strategic Approach to the Black Sea Region”, European Commission–High Representative of the Union for Foreign Affairs and Security Policy, JOIN(2026) 15 final, 03.07.2026, EUR-Lex, https://shorturl.at/32Po9, (Erişim Tarihi: 18.09.2026).
[viii] “Remarks by Secretary of Defense Pete Hegseth at the 2025 Shangri-La Dialogue in Singapore”, U.S. Department of Defense, https://shorturl.at/y4rg3, (Erişim Tarihi: 18.09.2026). Konuşmada Batı Pasifik’te “first and second island chains” boyunca ileri konuşlanma ile Batanes Adaları’ndaki NMESIS konuşlandırması açıkça belirtilmektedir.
[ix] Brendon J. Cannon-Ash Rossiter, “Rethinking and Arresting Eurasian Hegemony: The Centrality of Central Asia to Indo-Pacific Strategies”, International Affairs, Vol. 101, No. 4, Temmuz 2025, ss. 1193-1212, DOI: 10.1093/ia/iiaf064
[x] Brendon J. Cannon-Li-Chen Sim-Farkhod Aminjonov, “Central Asia and the Indo-Pacific: Bridging the Divide in an Age of Great Power Rivalry”, International Affairs, Vol. 101, No. 4, Temmuz 2025, ss. 1177-1191, DOI: 10.1093/ia/iiaf102
