Tarih:

Paylaş:

ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Azarbaijan Today’de değerlendirdi: “Öngörülebilir gelecekte, küresel krizler derinleştikçe Türkiye’nin kurucu konumu daha da sağlamlaşacaktır”

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Yakın Gelecekte Küresel Krizlerin Derinleşmesiyle Birlikte Türkiye’nin Kurucu Konumu Daha da Pekişecektir

ANKASAM (Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol ile Azerbaijan Today dergisi için gerçekleştirilen söyleşi

Sorular: Ali Askerli

A.T.: Ukrayna ve Orta Doğu’da devam eden savaşlar, küresel güvenlik ortamını önemli ölçüde yeniden şekillendirmiştir. Sizce bugün tanık olduğumuz gelişmeler yeni bir uluslararası düzenin ortaya çıkışına mı işaret etmektedir, yoksa bu çatışmalar yalnızca mevcut jeopolitik eğilimleri hızlandıran unsurlar mıdır?

S.E.: Kanaatimce bugün yaşanan süreç, yeni bir uluslararası düzenin doğuşundan ziyade, “Çok Kutuplu Akışkanlık”(Multipolar Fluidity) olarak nitelendirilebilecek belirsiz ve geçiş niteliği taşıyan bir dönemi ifade etmektedir. Bunun temel nedeni, Ukrayna ve Orta Doğu savaşlarının yalnızca mevcut jeopolitik eğilimleri hızlandırmakla kalmayıp, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen kurumsal uluslararası düzenin işlevselliğini büyük ölçüde ortadan kaldırmış olmasıdır.

Bu dönüşüm sürecinin en belirleyici dinamiği ise jeopolitik blokların esnekleşmesidir. Geçmiş dönemin katı ideolojik ittifak yapıları yerini, devletlerin farklı aktörlerle aynı anda çıkar temelli iş birlikleri geliştirebildiği hibrit ilişki ağlarına bırakmaktadır. Bu çerçevede Küresel Güney, Batı merkezli finansal hegemonya karşısında önemli ölçüde jeopolitik manevra alanı oluşturan yeni bir güç merkezi hâline gelmektedir.

Söz konusu akışkan yapı, küresel ticaret yolları ile enerji koridorlarının parçalanmasını da beraberinde getirmektedir. Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz gibi geleneksel ticaret arterleri kronik güvenlik riskleri üretmeye devam ederken, küresel ticaret ve enerji haritası giderek jeopolitik öncelikler doğrultusunda yeniden şekillenmektedir. Batı yaptırımlarına maruz kalan Rusya, enerji ihracatını Kuzey Deniz Rotası üzerinden Asya pazarlarına yönlendirmektedir. Buna karşılık Türk Dünyası üzerinden geçen Hazar merkezli Orta Koridor, Çin ile Avrupa arasındaki ticaret açısından hayati öneme sahip yeni bir transit omurgaya dönüşmektedir. Öte yandan Batı tarafından desteklenen Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) gibi alternatif girişimler bölgesel çatışmalar nedeniyle ilerleme kaydedemezken, küresel ticaret ağları verimlilik odaklı yapılardan uzaklaşarak güvenilir ortaklara dayalı (friend-shoring) lojistik anlayışına doğru evrilmektedir.

Bu parçalanma süreci, Birleşmiş Milletler sonrası dönemin küresel güvenlik mimarisini de doğrudan şekillendirmektedir. Birleşmiş Milletler’in hukuki ve kurumsal işlevsizliği karşısında iki temel senaryo öne çıkmaktadır. İlk senaryoda küresel hukuk düzeninin yerini mikro ölçekli ittifaklar almakta; bölgesel güvenlik, güçlendirilmiş NATO, AUKUS veya genişleyen Şanghay İşbirliği Örgütü gibi kolektif güvenlik yapıları aracılığıyla sağlanmaktadır. İkinci senaryoda ise küresel krizleri yönetme kapasitesi tamamen ortadan kalkmakta; devletler ile devlet dışı silahlı aktörler, kritik altyapıları ve ticaret güzergâhlarını koruyabilmek amacıyla minilateralizm temelinde geçici koalisyonlar ve hibrit güvenlik mimarileri oluşturmaktadır.

Sonuç olarak mevcut çatışmalar, mevcut uluslararası düzenin yapısal kırılmalarını daha da derinleştirmektedir. Bu süreç, küresel sistemi tek bir liderin bulunmadığı, istikrarsızlığın hâkim olduğu ve hibrit vekâlet savaşlarının sürekli yeni krizler ürettiği parçalı bir güç ve lojistik ekosistemine doğru sürüklemektedir.

Metnin tamamı için tıklayınız.