40 günlük ABD/İsrail-İran Savaşı’nda gelinen son aşamada taraflar arasında 15 günlük geçici bir ateşkes sağlanmıştır. Nitekim bu ateşkesin, taraflar arasındaki yoğun diplomatik girişimler sonucunda ortaya çıktığı ve oldukça kırılgan bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Bununla birlikte ateşkes sürecinde İran’ın ileri sürdüğü talepler incelendiğinde, söz konusu taleplerin savaş öncesi beklentilere kıyasla daha kapsamlı ve genişletilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede İran’ın 10 maddede özetlediği taleplerin ABD ve İsrail tarafından kabul edilmesi olası görünmemektedir.
Kırılgan Ateşkes Süreci
ABD ve İsrail’in bu talepleri kabul etmesi durumunda, savaşın gerekçesi ve savaş sürecinde elde edilen kazanımlar ciddi biçimde sorgulanacaktır. Bu durum, özellikle ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kendi iç kamuoyları açısından da izah edilmesi güç bir tablo ortaya çıkaracaktır. Dolayısıyla tarafların mevcut pozisyonları değerlendirildiğinde, savaşan aktörlerin talepleri maksimalist olmakla birlikte, tarafların beklentileri arasında derin bir uçurum bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle söz konusu 15 günlük ateşkes sürecinin kalıcı bir barışla sonuçlanma ihtimali çok zayıf görünmektedir.
Orta Doğu Bağlamında İran’ın Jeopolitik ve Jeostratejik Önemi
ABD’nin Orta Doğu’dan tamamen çekilmesi veya bölgeden vazgeçmesi mümkün değildir. Orta Doğu’nun jeopolitik ve jeoekonomik önemi, özellikle enerji kaynakları bağlamında küresel güç mücadelesinin merkezinde yer almaktadır. Hürmüz Boğazı, Babül Mendep Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi dünya ticaretinin şah damarını oluşturan önemli koridorlar ve lojistik merkezleri Orta Doğu’da yer almaktadır. Bu kapsamda Körfez ülkelerinin petrol gelirleri, ABD açısından çok önemlidir. İran, Venezuela ve Suudi Arabistan’ın ardından dünyanın en büyük 3. petrol rezervlerine ve Rusya’dan sonra en büyük 2. doğalgaz rezervlerine sahiptir. İran, Hazar Denizi üzerinden Türkistan coğrafyasına komşudur. İran’ın Basra Körfezi, Umman Denizi ve Akdeniz üzerinden stratejik erişim güzergâhlarına yakın olması, ülkenin jeostratejik önemini artırmaktadır.
Tarafların Zaman Kazanma Çabaları ve ABD Hegemonyasının Küresel Çöküşü
15 günlük ateşkes süreci tarafların askeri kapasitelerini yeniden organize etmeye çalıştıkları bir dönem olacaktır. Bu süreçte savaşan aktörlerin askeri mühimmat ve tedarik zincirlerini güçlendirmeye çalıştıkları görülecektir. Kısaca ateşkes üzerinden taraflar zamana oynamaktadırlar. Dolayısıyla 15 günlük ateşkes, taraflara askeri stoklarını artırma ve yeniden konumlanma imkânı sağlayacaktır. Bu bağlamda ABD ve İsrail askeri hazırlıklarını tamamladıktan sonra, İran’a tekrardan saldıracaktır. ABD’nin İran’ı yenememesi durumunda, ABD hegemonyasının küresel çöküşü daha da hızlanacaktır.
İran’ın Vekâletler Savaşı’ndaki Güç Mücadelesi
İran Savaşı, yalnızca ABD/İsrail ile İran arasında gerçekleşen bölgesel bir savaş değildir. Aksine bu savaş, daha geniş ölçekli küresel güç mücadelesinin merkezini oluşturmaktadır. Bu çerçevede bu savaş;
- Rusya’nın Avrupa ve ABD ile
- Çin’in ABD ile
- Hindistan’ın Çin ile
- İngiltere’nin ABD ile
- ABD ve İsrail’in İran’ın Şii mezhebi doğrultusunda şekillenen dış politikasına yönelik, Şii yayılmacılığı ile savaşıdır.
Yukarıda belirtilen aktörler arasındaki güç mücadelesi, İran merkezli vekâlet savaşlarının dışa yansımasıdır. Bu mücadelede çok sayıda aktör ve hegemon güç:
- Küresel petrol ve doğalgaz rezervleri üzerinde hâkimiyet kurmaya,
- Küresel ve bölgesel ticaret koridorları, lojistik merkezler ve limanlar üzerindeki kontrolü ele geçirmeye ve
- Kritik minareler (nadir toprak elementleri) üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmaktadır.
Ayrıca Çin’in para birimi yuanın (petro-yuan), ABD doları (petro-dolar) karşısındaki konumunu güçlendirme çabası, İran vekâletler savaşının ekonomik boyutunu yansıtmaktadır.
Sonuç olarak mevcut güç dengeleri çerçevesinde ABD ve İsrail’in, Çin ve Rusya’nın dolaylı desteğini arkasına alan İrankarşısında, kesin bir zafer elde etmesinin oldukça zor olduğu görülmektedir.
İran’ın Savaşı Kazanması Durumunda Bölgesel ve Küresel Ölçekte Ortaya Çıkması Beklenen Sonuç ve Senaryolar:
- İran’ın savaşı kazanması halinde Rusya ve Çin’in, ABD karşısında savaşmadan doğrudan büyük kazanımlar elde edebileceği,
- 1991 yılında ABD’nin kurşun atmadan Sovyetler Birliği’ni çökerttiği gibi benzer galibiyetin İran’ın savaşı kazanması durumunda, Rusya ve Çin tarafından da ABD’ye yönelik gerçekleşebileceği,
- Rusya’nın Ukrayna savaşını kazanabileceği,
- Rusya’nın Doğu Avrupa ve Balkanlar’daki nüfuzunun daha da artabileceği,
- ABD’nin askeri kaynaklarının yön değiştirmesi nedeniyle, ücretli olarak Avrupa üzerinden Ukrayna’ya gitmesi gereken silahların, bedava Orta Doğu’ya yöneleceği,
- NATO’nun tamamen dağılabileceği,
- Hindistan’ın Körfez ülkelerinden enerji temininde yaşayabileceği aksaklıklar nedeniyle Rusya’ya yönelmek zorunda kalabileceği ve bu durumun Hindistan’ın stratejik bağımlılığını artırabileceği,
- Hindistan’ın, ABD ve İsrail yörüngesinden uzaklaşabileceği,
- ABD’nin Hindistan’ı, Çin’e karşı güçlendirmesi gerektiğine ilişkin stratejisinin başarısızlıkla sonuçlanabileceği,
- Körfez ülkelerinin güvenlik açıklarının daha görünür hale gelebileceği ve ABD’nin bu ülkeler üzerindeki güvenlik sağlayıcı rolünün sorgulanabileceği,
- Körfez ülkelerinin dış politika yönelimlerinde Çin’e doğru bir kayma yaşanabileceği ve Çin’in bölgedeki nüfuzunun artabileceği,
- ABD’nin Körfez ülkeleriyle yürüttüğü ekonomik ilişkilerden elde ettiği yüksek gelirlerde (silah satışı ve petrol gelirleri) büyük kayıpların yaşanabileceği,
- İran’ın Körfez ülkeleri üzerindeki nüfuzunun ve baskı kapasitesinin artabileceği,
- Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi çok taraflı yapıların etkinliğinin artabileceği,
- İran’ın Körfez ülkeleri üzerindeki baskı gücünün daha da artabileceği,
- İsrail’in kendi sınırlarına çekilebileceği ve bölgesel nüfuzunun azalabileceği,
- ABD’nin Hürmüz Boğazı, Bab el-Mendep Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi stratejik geçiş noktalarındaki etkinliğinin azalabileceği ve küresel hegemon gücünün hızla çökeceği,
- ABD’nin Amerika Kıtası’nda bir ada ülkesine dönüşebileceği,
- İran’da rejimin güçlenip daha da radikalleşerek Kuzey Kore benzeri, dış dünyaya kapalı bir yönetim modelinin ortaya çıkabileceği ve bu durumun ekonomik daralma ile toplumsal refah kaybını hızlandırabileceği,
- İran’daki söz konusu kapalı yapı sonrasında, Rusya ve Çin’in nüfuzunun daha da arta bileceği, bunun sonucunda daİran’ın enerji ve doğal kaynakları üzerinde Rusya-Çin etkisinin daha da artabileceği,
- İran’da dış dünyaya açık liberal politikaları benimseyerek kendi çıkarlarını önceleyip denge politikası güden, Türkiye modeline benzer bir siyasal yönetimin ortaya çıkması durumunda, Türkiye ve İran’ın bölgesel ve küresel ölçekte çok büyük kazanımlar elde edebileceğine ilişkin olası sonuç ve senaryolar bu maddelerin bütününden ibarettir.
İran’ın Savaşı Kaybetmesi Durumunda Bölgesel ve Küresel Ölçekte Ortaya Çıkması Beklenen Sonuçlar ve Senaryolar:
- İran’ın iç siyasi ve toplumsal istikrarının zayıflayarak, ekonomik krizlerin derinleşeceği ve İran’da iç savaşa benzer istikrarsızlıkların ortaya çıkabileceği,
- İran’dan Türkiye’ye yönelik düzensiz göç hareketlerinde aşırı artışın yaşanabileceği,
- Irak, Suriye ve Lübnan’da mevcut siyasal ve ekonomik istikrarsızlıkların derinleşebileceği ve bu ülkelerden Türkiye’ye yönelik düzensiz göçlerin artabileceği,
- Bu gelişmelerin, Orta Doğu genelinde yaygın bir istikrarsızlık ortamı oluşturabileceği,
- İsrail’in bölgesel ve küresel etkinliğinin daha da artabileceği ve sözde Arzı Mevud hedefleri doğrultusunda Orta Doğu’daki soykırımların şiddetleneceği,
- Bölgesel ve küresel ölçekte ABD ve İsrail hegemonyasının sömürge alanlarının genişleyeceği,
- Küresel ölçekte büyük güçler arasındaki rekabetin, yeni bir uluslararası düzen oluşana kadar devam edebileceğine ilişkin olası sonuç ve senaryolar bu maddelerin bütününden ibarettir.
İran savaşının seyrine ve savaş sonrasında oluşabilecek duruma yönelik Türkiye perspektifinden analizler detaylandırıldığında aşağıdaki sonuçlara ulaşılmaktadır:
Türkiye, bölgesinde istikrarın sağlandığı, komşu ülkelerin toprak bütünlüklerinin korunduğu ve barışçıl politikalar izleyen komşular arzulamaktadır. Dolayısıyla Türkiye, İran’ın istikrarı başta olmak üzere tüm komşu ülkelerin refah seviyelerinin yükselebilmesi yönünde dış politika hamleleri gerçekleştirmektedir. Bu bağlamda savaş sonrasında İran’ın siyasal yapısının nasıl şekilleneceği, Türkiye’nin bölgesel ve küresel yükselişinde olumlu ya da olumsuz yönde etkin rol oynayacaktır. Kısaca:
- Bu sebeple savaş sonrasında İran’ın daha kapsayıcı, istikrarlı ve dengeli bir yönetim modeli benimsemesinin bölgesel istikrar açısından kritik öneme sahip olduğu,
- İran’ın dış politikada dengeleyici bir yaklaşım benimsemesi durumunda Türkiye ve İran arasında bölgesel ve küresel işbirliklerinin güçlenebileceği,
- Aksi durumda ise İran rejiminde artabilecek radikalleşmenin hem ülke içi hem de bölgesel düzeyde olumsuz sonuçlar doğurabileceğine ilişkin, olası krizler ve senaryolar ortaya çıkacaktır.
