İsrail, son yıllarda uluslararası ilişkilerini ve işbirliğini genişletmeyi hedeflemektedir. Özellikle 7 Ekim sonrasında bu hedefi daha da öne çıkmıştır. Afrika ülkeleri de İsrail’in ilişkilerini geliştirmek ve desteğini almak istediği aktörler arasında yer almaktadır. Fakat bu kadar önem atfettiği Afrika ülkelerini karşısına alacak ve aynı zamanda uluslararası hukuka aykırı bir adım atarak Tel Aviv, Somali’den ayrı ve bağımsız bir devlet olduğunu iddia eden Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak tanımıştır. Söz konusu tanınma adımı, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu yönetiminin uluslararası hukuku hiçe saydığını bir kez daha gösterirken aynı zamanda Afrika ülkeleri ile ilişkilerini ve işbirliğini geliştirme isteğini ve niyetini sorgulatmıştır.
Bunun yanında uluslararası hukukta genelgeçer kabul gören self-determinasyon hakkının çalıştırılmasının hukuken ve etik olarak en uygun ve sayılı örneklerinden Filistin’in self-determinasyon hakkına karşı çıkmasının hukukla bağlantılı olmadığını bir kez daha göstermiştir. Filistin’de 1948 öncesinden itibaren yaşananların İsrail’in yayılmacı sömürgeci anlayışına dayandığı, günümüzde ise söz konusu anlayışın etnik temizlik, soykırım ve apartheid olmak üzere uluslararası suçlara evrildiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle bizzat Netanyahu’nun yaptığı açıklamasıyla Tel Aviv’in Somaliland’in tartışmalı self-determinasyonunu kabul etmesi, İsrail’in ikircikli tutumuna işaret etmektedir. Filistinlilere tanınmayan devlet olma hali, Somaliland’e tanınmıştır. Dolayısıyla İsrail’in söz konusu tartışmalı kararının altında hukuki gerekçeler değil siyasi saikler yatmaktadır. Örneğin Abraham Andlaşmaları’nın Afrika’daki taraflarına Somaliland’in de eklenmesini amaçlayan İsrail, coğrafi olarak Suudi Arabistan’a da “yakınlaşmakta” ve haliyle Riyad’a yönelik Abraham Andlaşmaları’na taraf olup İsrail ile ilişkileri normalleştirme baskını artıracaktır. Aldığı bu kararla aynı zamanda Afrika Boynuzu’ndaki mevcut dengelere de Tel Aviv’in müdahale edeceği düşünülmektedir.
Geleneksel olarak İsrail’in Afrika ülkelerine yönelik politikalarında Filistin sorunu ve Orta Doğu’daki dengeler etkili olmaktadır. Fakat Somaliland adımı, bahse konu iki unsurun ötesinde bir tutuma işaret etmektedir. Netanyahu, Afrika’nın içişlerine doğrudan müdahale etmeyi tercih etmiştir. Ayrıca Afrika Boynuzu’ndaki stratejik denge kurma siyasetinde İsrail’in de varlık gösterdiğini zımnen açıklamıştır. Yemen’e yaklaşarak çatışmada dengeleri değiştirmeyi hedeflemektedir. Yemen üzerinden Suudi Arabistan’a yaklaşmakta da Netanyahu’nun mantalitesine göre hedeflerden biridir. Ayrıca deniz güvenliği veyahut deniz alanlarında güvenlik açılımları akla geldiğinde İsrail’in geçtiğimiz günlerde Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Doğu Akdeniz’e dair işbirliğini genişletmesi de bu bağlamda okunabilir. Sayılan bölgelerdeki stratejik dengenin yeniden hesaplanmasının amaçlandığını ifade etmek mümkündür.
Somali’deki istikrarsızlığı fırsat bilerek 1991’den beri bağımsız olduğunu iddia eden Somaliland’i tanıyan ilk ülke böylelikle İsrail olmuştur. Tel Aviv, dolayısıyla Filistin nezdinde Orta Doğu’da izlediği uluslararası hukuka, siyasi teamüllere aykırı tartışmalı adımlarının bir benzerini Afrika kıtasında sergilemiştir. Afrika’nın siyasi ve hukuki teamülüne, “Afrika sorunlarının Afrika tarafından çözülmesi/Afrikalı çözümler getirilmesi” ilkesine aykırı hareket etmiştir. Haliyle Somali’nin, bölge ülkelerinin, Afrika Birliği’nin (AfB), Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu’nun (Economic Community of West African States, ECOWAS) ve hatta Türkiye’nin de tepkisini çekmiştir. AfB, bahse konu tanımanın bir emsal olarak algılanabileceği ve tehlikeli gelişmelere yol açabileceğine, dolayısıyla kıtada barış ve istikrarın tehdit altında olabileceğine dikkat çekmiştir. AfB, tanınmayı reddetmekte ve Somaliland’in Somali’nin bir parçası olduğunu yinelemektedir. Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (Intergovernmental Agency on Development, IGAD) de tek taraflı tanımayı reddetmiştir. Toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin altı çizilmiş ve bahse konu ilkelere karşı bir tutumun Afrika Boynuzu’nda istikrarsızlığa sebep olacağı uyarısında bulunmuştur.
Somaliland adımı, ayrılıkçı hareketlere karşı oldukça “hassas” olan Afrika ülkelerinin ve örgütlerinin tepkisini çekmiştir. Dolayısıyla Tel Aviv’in Afrika ülkeleri ile, AfB ve ECOWAS ile ilişkilerini geliştirme hedefi sekteye uğrayabilir. AfB, İsrail’e mesafeli iken ECOWAS gibi alt kurumlar İsrail’e karşı yakın olabilmektedir. İsrail halen AfB’de gözlemci statüsüne sahip olma hedefini gerçekleştirememiştir. AfB içinde İsrail karşıtı Filistin yanlısı devletler İsrail’in gözlemci statüsüne sahip olmasına karşı çıkmaktadır. Afrika’nın tepkisini çekeceğinin farkında olan Netanyahu’nun bu tartışmalı adımına kimi kıta ülkelerinden az da olsa destek gelebilir. Bu noktada Afrika ülkeleri arasında İsrail ile ilişkilere yönelik tek ve ortak bir tutumun olmadığının altını çizmek gerekmektedir. Kenya, Etiyopya gibi ülkeler İsrail ile ilişkilerini ve işbirliğini geliştirmek isterken Güney Afrika Cumhuriyeti başta olmak üzere bazı ülkeler de İsrail karşıtı bir tutum takınmaktadır. Diğer bir ifadeyle İsrail başlığında Afrika ülkelerinin ortak bir tutuma, yaklaşıma sahip olmaması Somali’nin tepkisine, toprak bütünlüğünün ve sınırların dokunulmazlığının ihlal edilmesine rağmen Somaliland’in tanınmasının, bazı ülkeler için sorun teşkil etmediğini düşündürtmektedir. Hatta 2024’de Türkiye’nin araya girmesi ile yarım kalan Etiyopya’nın Somaliland’i tanıma girişimi kaldığı yerden devam edebilir. Diğer yandan İsrail’i henüz tanımayan Afrikalı devletler mevcuttur.
Tel Aviv’in Somaliland’i tanıma kararı Orta Doğu politikasından ve Afrika politikasından ayrı düşünülmemelidir. Temel amaç, Filistin-İsrail sorununu, Filistin devletinin kurulmamasını göz ardı ederek İran’ı dışlayan ve başlıca düşman ilan eden İsrail’i ise bölgeye entegre eden momentumu sürdürmektedir. Haliyle Somaliland, Abraham Andlaşmaları’nı imzalayacaktır. Filistin’deki etnik temizliğe, soykırıma varan İsrail’in yerleşimci sömürgeci politikalarını bir nevi görmezden gelerek İran karşıtı cepheye katılacaktır. İkili ilişkilerin özellikle askeri başlıkta gelişeceği tahmin edilmektedir. Askeri üs hedefi bu bağlamda öne çıkma aktadır. Afrika Boynuzu’nda askeri üsse sahip olmak, devletler için bir olmazsa olmaz unsur haline gelmiştir. İsrail’in ve Rusya’nın talepleri halen karşılanmazken Cibuti’de ABD’nin, Çin’in üsleri bulunmaktadır. Bu bağlamda Türkiye faktörü de gündeme gelmektedir. Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük askeri üssünün Somali’de olduğu, Somali ordusunu özellikle terör örgütü eş-Şebab ile mücadelede eğittiği ve Somali uzlaşı sürecinde etkin bir aktör olduğu hatırlanmalıdır. Ayrıca Ankara’nın Afrika kıtasına yönelik genel politikası değerlendirildiğinde Somali-Türkiye ilişkileri, Ankara’nın yumuşak güç başlığında kullanılan en önemli örnektir. Bunun yanında şu an üçüncü dönemde olan ve “Afrika Ortaklık Politikası” olarak adlandırılan süreçte Türkiye’nin ilişkilerin içeriğini ve boyutunu genişletmesinin öne çıkan örneklerinden biri Somali’dir. Askeri ilişkiler, terörizmle mücadelede işbirliği başlıklarına savunma alanında işbirliği de eklenmiştir. Ayrıca Somali’nin ulusal uzlaşma sürecinde Türkiye’nin çeşitli girişimleri mevcuttur. Haliyle İsrail’in Somali içişlerine karışması, Türkiye-İsrail’i bu sefer Afrika’nın doğusunda Somali’de karşı karşıya getirmiştir.
Aslında tarihi süreç incelendiğinde İsrail-Somaliland ilişkilerinin yeni bir gelişme olmadığı görülmektedir. Kapalı kapılar ardında uzun yıllardır başta güvenlik ve ticaret alanlarında olmak üzere çeşitli başlıklarda görüşmeler yapılmakta idi. İsrail, güvenlik stratejisi bağlamında Somaliland’i tanıma kararı alırken Somaliland de 1991’den beri yürüttüğü kampanyanın, kullandığı söylemin ilk çıktısını aldı.
Bunun yanında tanınmanın Afrika siyaseti ile sınırlı olmayan sonuçları ve etkileri bulunmaktadır. Somali, Cibuti, Türkiye ve Mısır; haberin geldiği anda tepki göstererek Somaliland’in tanınmasının bölge için siyasi, diplomatik ve güvenlik başlıklarında ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Suudi Arabistan’ın yanında Kızıl Deniz bağlamındaki deniz güvenliği gibi başlıklarla da Netanyahu’nun Somaliland adımını okumak mümkündür. İsrail’in Cibuti’de askeri üs talebinin kabul edilmemesi, Tel Aviv’in Somaliland’e odaklanma nedenleri arasında yer almaktadır. Ankara, Somaliland’in tanınmasının uluslararası hukukun ihlali anlamına geldiğini ifade etmiştir. İsrail’in bu adımı bölgenin istikrarsızlaştırılması ve Türkiye karşıtı adım olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Türkiye’nin Afrika politikasında Somali’nin öne çıkan bir ülke olduğu hatırlanmalıdır. 2010’lu yıllardan itibaren Ankara’nın Somali’ye yaptığı yardımların ve yatırımların arttığı görülmektedir.
Netanyahu yönetiminin Somaliland kararını açıklamasından hemen sonra Türkiye ve Somali arasındaki ilişkilerin önemini ve Somali’ye kalıcı istikrar, refah getirecek politikalarda Ankara’nın rolünü gösterecek şekilde Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile temaslarda bulunmak için Ankara’ya gelmiştir. Her iki lider de İsrail’in uluslararası hukuku çiğnediğine ve bölgede istikrarsızlığı hedeflediğine dikkat çekmiştir. Somali Cumhurbaşkanı ayrıca İsrail’in Somaliland adımının altında Tel Aviv yönetiminin stratejik hedeflerini olduğunu kaydetmiştir. Örneğin Gazze’deki Filistinlilerin zorla yerlerinden edilerek Somali’ye gönderilmesi hedefini belirtmiştir. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, eş-Şebab ve DAEŞ’in Somali’nin güvenliğine çok büyük zarar verdiğini ifade ederek söz konusu iki terör örgütünün Somaliland’in İsrail tarafından tanınmasına yol açtığını ifade etmiştir. Öte yandan terör örgütü eş-Şebab da İsrail’in bu kararını tanımadığını ve Somaliland ile Somali’nin birliği amacıyla faaliyette bulunacağını açıklamıştır.
İsrail’in Somaliland’e 30 yıldan fazla beklediği tanımayı sunması koşulsuz olarak gelmemiştir. Somaliland’e üç koşul süren İsrail, koşulların hayata geçirilmesiyle Somaliland’i tanımıştır. Buna göre Filistinlilerin bölgeye yerleştirilmesi, Somaliland’in Abraham Andlaşmaları’nı imzalaması ve İsrail’in Aden Körfezi kıyısında askeri üsse sahip olması Şeyh Mahmud’a göre Tel Aviv tarafından koşul olarak öne sürülmüştür. İsrail’in Somaliland bağlamında çeşitli limanlara erişim girişimi olduğu hatırlanmalıdır. Uluslararası deniz taşımacılığı bağlamında İsrail’in etkili olması hedeflenmektedir. Yemen’e de müdahale edeceği özellikle Husilerin Kızıldeniz dahil çeşitli alanlarda gerçekleştirdikleri saldırıları engellemeye çalışacağı ve İran’ın bölgedeki etkisine karşı dengeleyen aktör olarak kendini tanıtacağı düşünülmektedir.
Netanyahu’nun teamül karşıtı bu hamlesinden sonra gözlerin çevrildiği bir diğer nokta ise ABD olmuştur. Basında, İsrail’den sonra ABD’nin de Somaliland’i tanıyacağına dair haberlerin çıkması ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika politikasının da tartışmalı, teamüllere aykırı bir yol alacağını düşündürmüştür. Öte yandan ABD’nin Somaliland’i tanıması Trump’ın Filistin’de sergilediği fait accompli tutumu Doğu Afrika’da da sergilemiş olması anlamına gelecektir. Somali’yi, liderini, toplumunu hatta ABD’deki Somalileri de özellikle göç politikası kapsamında hedef alan Trump, Somaliland’in tanınması üzerinde çalıştıklarını ifade ederek İsrail’in adımına karşı çıkmak yerine destekleyip aynı önde siyaset izleyebileceğini göstermiştir. Gazze’yi “Orta Doğu’nun Rivierası” yapmayı planlayan Trump’ın ve İsrail’in adımlarını Filistin Otoritesi ise Filistinlilerin Somaliland’e yerleştirilmesi bağlamında yorumlamaktadır. Fakat daha sonra Washington’dan yapılan açıklamada Trump’ın yarattığı şaşkınlık gidermek istenilerek ABD’nin Somali politikasını devam ettireceği vurgulanmıştır.
Sonuç olarak, Tel Aviv’in Somaliland’i tanıma adımı İsrail’in yayılmacı, hukuka ve teamüllere aykırı politikalarına; istikrarsızlığı çok kolay tetikleyecek ya da istikrarsızlığa çok kolay neden olacak adımlarına yenisini Afrika kıtasında eklemiştir. Aynı zamanda söz konusu adım, Afrika politikası kapsamında self-determinasyon taleplerinin, ayrılık taleplerinin ve sınırların dokunulmazlığı hâlâ kıtanın hassas noktaları olduğunu ve halen çözülememiş sorunların olduğunu hatırlatmıştır.
