Analiz

Japonya’nın Bloklaşma Siyaseti ve Yeni “Soğuk Savaş”

ABD dahil olmak üzere Batılı güçlerle kurulan işbirlikleri bölgesel kutuplaşmayı artırma riski taşımaktadır.
ABD’nin desteğini arkasına alarak ilerleyen Japonya’nın dış politikasında da Batı’nın mantalitesiyle hareket ettiği göze çarpmaktadır.
Batı’nın mantalitesi ise Soğuk Savaş dönemi bloklaşma siyasetidir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

8 Şubat 2026 tarihinde Japonya’da düzenlenen erken genel seçimleri, “Demir Leydi” olarak anılan Sanae Takaiçi liderliğindeki Liberal Demokratik Parti (LDP) büyük bir farkla kazanmıştır. Seçim sonuçlarına göre LDP, parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisi’ndeki 465 sandalyeden 316’sını elde etmiştir. Mecliste artık çoğunluğu elinde bulundurduğu için LDP hükümetinin bundan sonra anayasayı değiştirme gibi stratejik konularda adımlar atabileceği konuşulmaktadır.

Uzmanlar, iktidardaki gücünü konsolide eden Başbakan Sanae Takaiçi’nin gelecekte daha sert bir güvenlik gündemi takip edeceğini ileri sürmektedir.[1] Bu doğrultuda  savunma harcamalarının önemli ölçüde artırılması, ülkenin pasifist anayasasının revize edilmesi, silah ihracat kısıtlamalarının revize edilmesi, Japon Öz Savunma Kuvvetleri’nin yurt dışı operasyon yetkililerinin genişletilmesi ve nükleer enerjili denizaltılar da dahil olmak üzere askeri yeteneklerin geliştirilmesi gibi adımların atılacağı tahmin edilmektedir.

Seçim sonuçları, güçlü bir savunmaya ilişkin beklentilerin Japon kamuoyunda yaygınlaştığını göstermektedir. LDP’nin ulaşmış olduğu “mecliste 3’te 2 çoğunluğu elde etme” başarısının, Japonya’da İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk kez gerçekleştiği belirtilmektedir.[2] Bu, esasında İkinci Dünya Savaşı öncesi konjonktüre dönüşün önemli bir göstergesi olarak sayılabilir. Büyük kamuoyu desteği, LDP’yi seçim vaatlerini gerçekleştirme konusunda daha fazla motive edecektir. Konuyla ilgili Başbakan Takaiçi de seçim zaferi açıklandıktan sonra yaptığı açıklamada “Verdiğimiz seçim vaatlerini yerine getirme konusunda son derece ağır bir sorumluluk taşıyoruz” ifadesini kullanmış ve anayasa değişikliği için somut planların parlamentoda tartışılacağını söylemiştir.[3] Dolayısıyla Japonya’da anayasa değişikliğine dair beklentilerin cevap bulacağı bir döneme girildiği söylenebilir.

Japonya’nın 2013-2015 döneminden itibaren savunma politikalarını revize ederek pasifist yapıdan uzaklaşma eğilimi günümüzde de sürmektedir. Takaiçi liderliğindeki LDP’nin elde ettiği son seçim başarısı da bu genel eğilimin birer parçası olarak kabul edilebilir. Başta Çin olmak üzere bölgedeki aktörlerin en büyük endişelerden biri, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesindeki aşırı milliyetçi ve militarist geçmişine dönme ihtimalidir. Görünün o ki LDP’nin öncülüğünde Japonya Anayasası’nda yapılacak değişiklikler, bu tarihsel politikalara dönüşün başlangıcı olabilir.

Çin açısından en büyük risk ise Japonya’nın Tayvan’daki meselelere dahil olma girişimleridir. Bu yüzdendir ki Japonya’daki seçim sonuçlarının ardından Çin, LDP hükümetine yaptığı çağrıda Tayvan’la ilgili açıklamaların geri alınmasını talep etmiştir.[4] Hatırlatmak gerekirse 7 Kasım 2025 tarihinde Sanae Takaiçi, parlamentoda kendisine yönetilen ulusal güvenliğin sınırlılarına ilişkin bir soruya yanıt olarak, Tayvan’da yaşanabilecek bir çatışma senaryosunun Japonya’nın askeri müdahalesine olanak sağlayabileceğini belirtmişti.[5]

Tokyo’da yaşanan jeopolitik değişimleri yakından takip eden ve potansiyel riskleri önceden gören Çin, bu bağlamda Japonya’nın öncelikle Tayvan’la ilgili duruşunu değiştirmesini talep etmektedir. Esasında Pekin’in bu yaklaşımı, çoğunlukla Tokyo’nun son yıllarda duruşunu değiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren Japonya’ya verdiği güvenlik-koruma desteği, Tokyo’nun günümüzde dış ve güvenlik politikalarında daha özgüvenli-cesur hareket etmesini sağlamaktadır. ABD’nin desteğini arkasına alarak ilerleyen Japonya’nın dış politikasında da Batı’nın mantalitesiyle hareket ettiği göze çarpmaktadır. Batı’nın mantalitesi ise Soğuk Savaş dönemi bloklaşma siyasetidir. Komşu ülkelere karşı daha saldırgan bir siyaset izlemek ve ikili ilişkilere sıfır toplamlı oyun açısından bakmak, bu siyasetin en belirgin özelliklerindendir. Japonya’nın Çin’le ilişkilerinde kazan-kazan prensibi yerine çoğunlukla realist bir perspektiften bakarak güç maksimizasyonu arayışında olduğu söylenebilir. Bu tutum ise Pekin tarafından sıklıkla eleştirilmekte ve Soğuk Savaş tarzı bloklaşmadan kaçınılması gerektiği vurgulanmaktadır.

Bu bloklaşma, Uzak Doğu’da devletler arasında güvensizliği derinleştirmekte ve yeni bir Soğuk Savaş başlatmaktadır. Bu güç yarışının etkileri, en çok Çin, Japonya ve Güney Kore arasındaki ilişkilerde görülmektedir. Nitekim bu aktörler, İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze miras kalan bir dizi anlaşmazlık yaşamaktadırlar. Kökenleri yakın tarihe uzanan bu anlaşmazlıkların çözümünde diplomasi yerine çatışma ve bloklaşmayı tercih etmek, tarihin bir kez daha tekerrür etmesine neden olabilir. Bundan ötürü tarafların itidalli politikalar izlemesi, Batılı aktörlerin müdahalesine karşı dikkatli olmaları ve sorunların çözümünde birlikte hareket etmeleri son derece önem kazanmıştır.

Potansiyel kriz anlarında Çin, Güney Kore ve Japonya’nın diplomasi ve askeri iletişim kanallarını sürekli açık tutmaları ve üçlü işbirliği mekanizmasını aktif olarak kullanmaları, bölgenin barış ve güvenliğine olumlu katkılar yapmaktadır. Buna örnek olarak; 2022 yılının Ağustos ayında ABD tarafından Tayvan’da sergilenmek istenen provokatif bir hamle ve bölge aktörlerinin buna verdikleri tepkiler gösterilebilir. O dönemde bölge aktörleri, Çin’in “Tek Çin” ilkesine bağlılıklarını yinelemişlerdir. Güney Kore ve Japonya ise Çin’le iletişim kanallarını sürekli açık tutarak diplomasi yoluyla bu krizin aşılabileceğini dile getirmişlerdir. Hem Güney Kore hem Japonya’nın ekonomik açıdan büyük partnerlerinden biri olan Çin’le ilişkilerini kazan-kazan prensibiyle sürdürmeleri, bölgenin barış ve güvenliğine büyük fayda sağlayacaktır. ABD dahil olmak üzere Batılı güçlerle kurulan işbirlikleri ise bölgesel kutuplaşmayı artırma riski taşımaktadır.

[1] “Japan’s ruling bloc secures lower house majority: What’s next for China-Japan relations?”, CGTN, https://news.cgtn.com/news/2026-02-09/Japan-s-ruling-bloc-wins-lower-house-What-s-next-for-China-relations–1KCpV1zKJpu/p.html, (Erişim Tarihi: 09.02.2026).

[2] “Japonya’da Takaiçi’nin zaferinden sonra gözler mali genişleme beklentilerine çevrildi”, AA, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/japonyada-takaicinin-zaferinden-sonra-gozler-mali-genisleme-beklentilerine-cevrildi/3824767, (Erişim Tarihi: 09.02.2026).

[3] “Japonya’nın ilk kadın başbakanı, ülkedeki en büyük seçim zaferini kazandı”, AA, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/japonya-nin-ilk-kadin-basbakani-ulkedeki-en-buyuk-secim-zaferini-kazandi/3823951, (Erişim Tarihi: 09.02.2026).

[4] “China urges Takaichi to withdraw remarks concerning China’s Taiwan after Japan election”, CGTN,https://news.cgtn.com/news/2026-02-09/China-urges-Takaichi-to-withdraw-Taiwan-remarks-after-Japan-election-1KCH2L5mV1u/p.html, (Erişim Tarihi: 09.02.2026).

[5] “Japan rebukes Chinese diplomat as Taiwan furore escalates”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/japan-protests-extremely-inappropriate-comments-by-chinese-envoy-2025-11-10/, (Erişim Tarihi: 09.02.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler