Analiz

Kazakistan ve Pakistan Arasında Yeni Avrasya Jeopolitiği

Kazakistan ve Pakistan arasındaki stratejik ortaklık, yeni gerçekçi bir hayatta kalma stratejisinin modern tezahürüdür.
Kazakistan’ın Pakistan üzerinden dünya pazarlarına erişimi, teknik ve lojistik açıdan devrim niteliğinde projelerle şekillenmektedir.
Su güvenliği krizi, bölgesel işbirliği ruhunu zedeleyebilir ve Trans-Afgan projelerinin siyasi zeminini sarsabilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Avrasya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında, yeni gerçekçiliğin güç dengesi ve stratejik özerklik prensipleri bugünlerde yeniden yazılmaktadır. Geleneksel olarak Rusya’nın güvenlik şemsiyesi ve Çin’in ekonomik yatırımları arasında sıkışmış görünen Kazakistan, Cumhurbaşkanı Sayın Kasım Cömert Tokayev liderliğinde bu ikili kıskacı kırmayı hedefleyen, pragmatik ve proaktif bir güney açılımı başlatmış durumdadır. Bu hamleyle bir ticaret rotası arayışının yanında Astana’nın karaya kilitli bir coğrafi mahkumiyetten, karalar arası bağ kuran bir jeopolitik merkeze evrilme vizyonunun ta kendisidir.

Pakistan ise bu vizyonun okyanuslara açılan kapısı, yani Kazakistan’ın stratejik nefes borusu olarak konumlanmaktadır. Kazakistan’ın dış politikasını tanımlayan çok vektörlü yaklaşım, Tokayev döneminde romantik bir dengeden ziyade sert bir fırsatçı çoklu hizalanma ve dengeleme mekanizmasına dönüşmüştür. Özellikle 2022 sonrası değişen küresel konjonktür ve Ukrayna Krizi’nin yarattığı lojistik kopuş, Astana’yı Kuzey Koridoru’na olan asimetrik bağımlılığını sorgulamaya itmiştir. Yeni gerçekçi bir perspektifle bakıldığında Kazakistan, Rusya ve Çin gibi devasa komşularının yarattığı hegemonik baskıyı, Güney Asya ve Batı ile kurduğu yeni bağlarla dengelemektedir.

Kazakistan’ın 3-4 Şubat 2026 tarihlerinde Pakistan’a gerçekleştirdiği ziyaretler, Kazakistan ile Pakistan arasındaki ilişkileri resmen Stratejik Ortaklık seviyesine taşıyarak ikili münasebetlerde tarihi bir dönüm noktası oluşturmuştur. Cumhurbaşkanı Tokayev’in 23 yıl aradan sonra Pakistan’a yaptığı bu ilk devlet ziyareti kapsamında; ticaret, lojistik ve savunma gibi kritik alanlarda 37 yeni anlaşma imzalanmış ve ikili ticaret hacminin kısa sürede 1 milyar dolara çıkarılması hedeflenmiştir.

Tokayev’in siyaset anlayışı, ülkeyi bir hammadde ihracatçısı dışında kıtalararası bir lojistik düğüm noktası olarak kurgulamaktadır. Bu bağlamda Kazakistan’ın Pakistan hamlesi, karaya kilitli olmanın getirdiği güvenlik açığını, çok sayıda lojistik alternatif yaratarak bir bağlantı gücüne dönüştürme stratejisidir. Bu stratejik dönüşümde Pakistan, Kazakistan’ın Orta Koridor vizyonunu tamamlayan, onu Umman Denizi ve ötesine taşıyan Güney Koridoru’nun kilit taşıdır. Kazakistan’ın Pakistan üzerinden dünya pazarlarına erişimi, teknik ve lojistik açıdan devrim niteliğinde projelerle şekillenmektedir. Trans-Afgan Demiryolu projesi, bu vizyonun en iddialı ayağını oluşturmaktadır. Termez, Mezar-ı Şerif, Kabil ve Peşaver hattını kapsayan, yaklaşık yedi milyar dolarlık bir maliyetle öngörülen bu hat, Orta Asya’yı Güney Asya’nın derinliklerine bağlayarak lojistik maliyetlerini ve sürelerini radikal bir şekilde düşürme potansiyeline sahiptir.

Pakistan’ın Karaçi ve özellikle Gvadar limanları, Kazakistan için sadece birer alternatif değil, Rusya üzerinden geçen rotalara kıyasla mesafeyi yüzde kırk oranında kısaltan stratejik birer çıkış noktasıdır. Kazakistan, Türkmenistan, İran ve Pakistan arasındaki demiryolu bağlantısı ise jeopolitik riskleri dağıtmak adına geliştirilen bir diğer teknik alternatiftir. Pakistan’ın liman verileri incelendiğinde, Gvadar’ın Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ile olan entegrasyonu, Kazakistan’ın Çin’le olan ilişkilerini de yeni bir düzleme taşımaktadır. Ancak Astana için asıl kazanım, tek bir merkeze mahkûm kalmadan, farklı liman tesisleri üzerinden küresel tedarik zincirine eklemlenebilmektir. Bu durum, Kazakistan’ın pazarlık gücünü artıran klasik bir manevra alanı genişletme çabasıdır.

Güney Koridoru’nun önündeki en büyük engel olan Afganistan, son yıllarda Astana ve Taşkent’in yürüttüğü pragmatik angajman sayesinde bir risk faktöründen bir ticaret köprüsü haline getirilmektedir. Kazakistan ve Özbekistan’ın Afganistan’la kurduğu kurumsal çalışma grupları, bölgedeki üç milyar dolarlık ticaret hedefini rasyonalize etmektedir. Kazakistan’ın Taliban’ı yasaklı örgütler listesinden çıkarması, ideolojik bir tercihten ziyade lojistik hattın güvenliğini sağlama ve ekonomik yakınsama yoluyla bölgeyi stabilize etme stratejisinin sonucudur. Bu noktada Kazakistan, Afganistan’ı sadece geçilmesi gereken bir arazi değil, tarımsal ürünlerini, özellikle un ve buğdayı pazarlayabileceği ve inşaat malzemeleri ihraç edebileceği bir ekonomik hinterlant olarak görmektedir.

Teknik işbirliği süreçleri, Taliban yönetimini bölgesel ekonomik projelere dahil ederek radikalizm riskini ekonomik bağımlılık yoluyla minimize etmeyi amaçlamaktadır. Bölgesel veriler, bu tür bir ekonomik barış stratejisinin, askeri müdahalelerden çok daha sürdürülebilir bir istikrar vaat ettiğini kanıtlar niteliktedir. Ekonomik entegrasyon süreçleri sadece Afganistan’la sınırlı kalmayıp Pakistan’la olan ilişkilerde de ciddi bir ivme kazanmaktadır. 2022 yılında Kazakistan’ın Pakistan’dan ithalatının otuz yedi milyon dolar civarında kalması, mevcut potansiyelin çok altında bir performansa işaret etse de imzalanan onlarca yeni anlaşma ve belirlenen bir milyar dolarlık ticaret hedefi, bu tablonun hızla değişeceğini göstermektedir.

Sektörel analizde, kazan-kazan fırsatlarının başında enerji ve tarım gelmektedir. Kazakistan’ın buğday ve enerji kaynakları Pakistan’ın kronikleşen gıda ve enerji krizlerine çözüm sunarken; Pakistan’ın ilaç sanayi ve tekstil ürünleri Kazak pazarında rekabetçi bir yer bulmaktadır. Özellikle helal gıda sektörü, Astana Uluslararası Finans Merkezi bünyesinde geliştirilen İslami finans enstrümanlarıyla desteklenerek her iki ülkenin Orta Doğu ve Güneydoğu Asya pazarlarına birlikte girmesi için bir kaldıraç görevi görebilir. Samruk-Kazyna ve Fauji Foundation arasında kurulan ortak yatırım platformu, bu fırsatların somut üretim tesislerine dönüşmesi adına atılmış en ciddi kurumsal adımdır.

Ancak bu iyimser tablonun önünde ciddi darboğazlar bulunmaktadır. Afganistan’ın kuzeyinde inşa edilen Qosh-Tepa Kanalı projesi, Amu Darya nehrinden ciddi miktarda su çekecek olması sebebiyle Özbekistan ve Türkmenistan ile gerilim yaratma potansiyeline sahiptir. Su güvenliği krizi, bölgesel işbirliği ruhunu zedeleyebilir ve Trans-Afgan projelerinin siyasi zeminini sarsabilir. Ayrıca, altyapı projelerinin finansmanı halen belirsizliğini korumaktadır. Uluslararası kurumların desteği, bölgedeki terörizm riskine ve Taliban’ın meşruiyet düzeyine endeksli kalmaktadır. Bölgedeki rekabetin aktörleri olan Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya’nın mücadelesi de bir diğer risk katmanıdır.

2030 vizyonuna doğru ilerlerken, Kazakistan’ın Pakistan’la kurduğu bu bağ, ülkenin Rusya ve Çin eksenine olan bağımlılığını yüzde yirmi ile otuz oranında azaltabilecek bir potansiyele sahiptir. Bu, Kazakistan’ın dış politikasında tam bir bağımsızlık anlamına gelmese de ona kriz anlarında kullanabileceği hayati bir B planı sunmaktadır. Pakistan ise Orta Asya’ya erişim sağlayarak Hindistan’la olan rekabetinde jeopolitik bir derinlik kazanmakta ve kendisini bölgenin vazgeçilmez bir lojistik merkezi olarak tescil etmektedir.

Sonuç olarak Kazakistan ve Pakistan arasındaki stratejik ortaklık, yeni gerçekçi bir hayatta kalma stratejisinin modern tezahürüdür. Bu yol meşakkatli ve finansal açıdan zordur; ancak Kazakistan’ın egemenliğini pekiştirmesi ve Avrasya’nın gerçek bir bağlantı gücü haline gelmesi için kritik bir çıkış yoludur.

Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl, 2017-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden lisans derecesini ve ardından Rusya ve Kafkas Tarihi alanında yüksek lisans derecesini edindi. Yüksek lisans tezi "Azerbaycan Modernleşmesinin Temelleri: Mirze Kazımbey ve Abbaskulu Ağa Bakıhanov'un Düşünce Dünyası" idi. Hâlen Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında doktora eğitimine devam etmektedir. İleri düzeyde Azerbaycan Dili (Anadil), Türkçe , İngilizce ve Rusça bilmektedir; ayrıca Osmanlı Türkçesi bilgisine sahiptir.

Benzer İçerikler