Analiz

Küba’da Enerji Ablukası ve Meksika’nın Çifte Stratejisi

Meksika, ABD yaptırımlarından kaçınmak için petrol sevkiyatını durdururken, insani yardım göndererek Küba’yla diplomatik bağlarını sürdürmektedir.
Enerji krizi, turizmden ulaşıma kadar Küba ekonomisinin tüm sektörlerini etkileyerek toplumsal kırılganlığı artırmaktadır.
Küba’nın yakın geleceği, alternatif enerji kaynakları, olası ekonomik reformlar ve ABD’yle dolaylı diyalog kanallarının gelişimine bağlı görünmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Küba, son yılların en derin enerji krizlerinden birini yaşarken, ortaya çıkan tablo yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir kırılganlığı da gözler önüne sermektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın, Küba’ya petrol satan ya da sağlayan ülkelere gümrük tarifesi uygulama tehdidi, fiilen bir “ikincil yaptırım” sinyali olarak değerlendirilmiş ve ada ekonomisi üzerindeki baskıyı artırmıştır. Bu tehdidin hemen ardından Meksika devlet petrol şirketi Pemex’in Küba’ya ham petrol sevkiyatını durdurması, Washington’un mesajının bölgesel düzeyde karşılık bulduğunu göstermektedir. Ancak aynı süreçte iki Meksika donanma gemisinin Havana’ya yüzlerce ton gıda ve insani yardım ulaştırması, ilk bakışta çelişkili görünen bir diplomatik manevrayı gündeme getirmiştir.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Trump’ın tehditlerini “enerji ablukası” olarak nitelendirmiş ve bunun ulaşım, hastaneler, okullar, turizm ve gıda üretimi üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını ifade etmiştir.[i] Gerçekten de yakıt kıtlığı nedeniyle havayolu şirketlerinin Küba’da yakıt ikmali yapamayacaklarını duyurmaları ve Air Canada’nın uçuşlarını askıya alması, enerji krizinin yalnızca iç piyasayı değil, dış bağlantıları da etkilediğini göstermektedir. Turizm gelirlerine büyük ölçüde bağımlı olan Küba için bu gelişmeler, döviz akışının daha da daralması anlamına gelmektedir.

Bu noktada Meksika’nın pozisyonu dikkat çekicidir. Claudia Sheinbaum yönetimi bir yandan petrol sevkiyatını askıya alarak ABD’yle doğrudan bir ticaret çatışmasına girmekten kaçınmış; diğer yandan yüzlerce ton süt tozu, bakliyat ve temel gıda maddesini Küba’ya göndererek insani dayanışma mesajı vermiştir. Bu iki yönlü yaklaşım, Meksika’nın “denge politikası” izlediğini göstermektedir. Bir başka ifadeyle Meksika, ABD’nin ekonomik baskısını doğrudan karşısına almadan, Küba’yla tarihsel ve ideolojik bağlarını tamamen koparmamayı tercih etmiştir.

Petrol akışının durdurulmasının ABD’den gelebilecek olası yaptırım tepkilerini bertaraf etme amacı taşıdığı varsayımı kabul edildiğinde, insani yardım sevkiyatlarının benzer bir diplomatik gerilim üretip üretmeyeceği meselesi önem kazanmaktadır. Bu durumun açıklaması, uluslararası yaptırım rejimlerinin hukuki çerçevesiyle siyasi uygulama pratikleri arasındaki fark şeklinde ifade edilebilir. ABD’nin tehdit ettiği alan doğrudan enerji ticaretidir; yani petrol satışı ya da tedariki ekonomik bir yaptırım konusu hâline getirilmiştir. Oysa insani yardım, uluslararası hukukta genellikle yaptırımların dışında bırakılan bir kategoridir. Meksika bu ayrımı bilinçli biçimde kullanmakta; petrolü durdurarak yaptırım riskini minimize ederken, insani yardımı sürdürerek hem iç kamuoyuna hem de Latin Amerika’daki bölgesel aktörlere “dayanışmacı” bir profil çizmektedir. Bu durum, Meksika’nın ABD’yle ekonomik entegrasyonunu korurken aynı zamanda Küba’ya yönelik geleneksel diplomatik desteğini sembolik düzeyde devam ettirdiğini göstermektedir.

Bununla birlikte bu stratejinin tamamen risksiz olduğu söylenemez. Trump yönetiminin yaptırım politikasının genişleyebileceği ve insani yardımları da siyasi baskı aracı olarak değerlendirebileceği ihtimalinin göz ardı edilmemesi faydalı olacaktır. Ancak mevcut aşamada Washington’un önceliği enerji akışını kesmek gibi görünmektedir. Zira Küba ekonomisinin en kırılgan noktası enerji arzıdır. Venezuela’dan gelen petrol sevkiyatlarının azalması ve Rusya’nın açık bir taahhütte bulunmaktan kaçınması, Havana’yı ciddi bir izolasyonla karşı karşıya bırakmaktadır.

Rusya cephesinde Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov’un “kamuoyu önünde bu konuların tartışılamayacağı” yönündeki açıklaması, Moskova’nın doğrudan bir enerji müdahalesiyle ABD’yle gerilimi tırmandırmak istemediğini göstermektedir.[ii] Bu, Küba’nın geleneksel müttefiklerinden dahi net bir enerji garantisi alamadığı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Küba’nın yakın geleceği büyük ölçüde üç faktöre bağlıdır denebilir: ABD’nin yaptırım politikasının kapsamı, Meksika gibi bölgesel aktörlerin manevra alanı ve alternatif enerji tedarik yollarının bulunup bulunamayacağı.

Ekonomik açıdan bakıldığında, yakıt satışlarının dolar üzerinden ve kişi başına 20 litreyle sınırlandırılması, Küba’da fiili bir çift para rejiminin ve gelir eşitsizliğinin derinleştiğini göstermektedir. Dolar erişimi olan kesimler yakıt alabilirken, geniş halk kitleleri uzun kesintiler ve ulaşım sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Banka çalışma saatlerinin azaltılması ve kültürel etkinliklerin askıya alınması, devletin kriz yönetiminde tasarruf ve kontrol politikalarını benimsediğini ortaya koymaktadır. Ancak bu tür önlemler uzun vadede toplumsal memnuniyetsizliği artırabilir.

Yakın geleceğe dair muhtemel senaryolardan ilki, Küba’nın enerji krizini yönetebilmek için sınırlı ekonomik reformlara yönelmesidir. Devlet kontrollü ekonomi modelinin esnetilmesi, özel sektörün belirli alanlarda genişletilmesi ve diaspora yatırımlarının teşvik edilmesi gündeme gelebilir. İkinci senaryo ise ABD’yle dolaylı müzakere kanallarının açılması olabilir. Meksika’nın “barışçıl diyalog” vurgusu, aslında Havana ile Washington arasında bir arabuluculuk zemini oluşturma çabası olarak da okunabilir.[iii] Üçüncü ve daha riskli senaryo ise enerji kıtlığının derinleşmesiyle sosyal huzursuzluğun artmasıdır.

Meksika’nın önce petrolü kesip ardından insani yardım göndermesi, bu çerçevede bir “ikili mesaj” stratejisi olarak tanımlanabilir. Washington’a: “Yaptırım çizgini anlıyorum ve doğrudan karşı çıkmıyorum.” Havana’ya ise: “Seni tamamen yalnız bırakmıyorum.” mesajı verilmektedir. Bu diplomatik denge, Latin Amerika’da giderek daha sık görülen pragmatik dış politika örneklerinden biridir. İdeolojik yakınlık ile ekonomik gerçeklik arasındaki gerilim, Meksika’nın hamlelerinde açıkça görülmektedir.

Bununla birlikte Küba’daki enerji krizinin yalnızca dış baskılarla açıklanamayacağı açıktır. ABD yaptırımları ve ikincil tarife tehditleri kuşkusuz krizi derinleştirmiştir; ancak ada ekonomisinin uzun süredir yapısal verimsizlik, düşük üretim kapasitesi ve enerji altyapısındaki kronik sorunlarla karşı karşıya olduğu bilinmektedir. Merkezi planlama modelinin enerji arzında çeşitlilik yaratamaması, yenilenebilir kaynak yatırımlarının sınırlı kalması ve rafineri kapasitesinin yetersizliği, dış şoklara karşı kırılganlığı artırmıştır. Bu bağlamda mevcut kriz, yalnızca jeopolitik bir baskının sonucu değil; aynı zamanda ekonomik modelin sınırlarının görünür hâle gelmesidir. Eğer Havana yönetimi bu süreci yalnızca “abluka” söylemi üzerinden okur ve iç reform ihtiyacını geri plana iterse, kriz döngüsel biçimde tekrar edebilir. Dolayısıyla enerji meselesi, Küba için hem dış politika hem de ekonomik yeniden yapılanma sınavı niteliği taşımaktadır.

Son olarak Küba’nın yakın geleceği, enerji arzını istikrara kavuşturup kavuşturamayacağına bağlı olacaktır. Eğer alternatif kaynaklar bulunamaz ve yaptırımlar genişlerse, ada ekonomisi daha sert bir daralma sürecine girebilir. Ancak bölgesel dayanışma mekanizmaları ve sınırlı reform adımları devreye girerse, kriz kontrollü bir biçimde yönetilebilir. Meksika’nın insani yardım hamlesi, Küba’nın tamamen izole edilmediğini gösterse de enerji krizinin yapısal boyutunu çözmekten uzakta görünmektedir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Havana’nın temel sınavı, dış baskılar altında ekonomik esneklik ve diplomatik manevra kabiliyeti geliştirmek olacaktır.

[i] Rodríguez, Andrea, and Milexsy Durán. “2 Mexican Navy Ships Laden with Humanitarian Aid Dock in Cuba as U.S. Blockade Sparks Energy Crisis.” AP News, https://apnews.com/article/mexico-cuba-humanitarian-aid-havana-us-sanctions-52c44db94c9423511d67366662e78ac4, (Erişim Tarihi: 15.02.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır.Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler