Analiz

Meloni’nin Referandum Yenilgisi ve Avrupa Sağının Yeni Sınırları

Referandumun verdiği mesaj, hukuk reformundan çok siyasal önceliklerle ilgilidir.
Sandıktan çıkan tablo, hükümetin her başlıkta toplumsal rıza üretebildiği yönündeki kanaati zayıflatmıştır.
Bu sonuç, Meloni’nin son iki yılda kurduğu iktidar anlatısında önemli bir çatlağa işaret etmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

22 Mart 2026 tarihinde İtalya’da gerçekleşen referandumla ilgili olarak 23 Mart’ta açıklanan sonuçlar İtalya’daki iktidar dengesinin sanıldığından daha kırılgan olduğunu ortaya koymuştur. Giorgia Meloni’nin güçlü biçimde sahiplendiği yargı referandumu yüzde 54 “hayır” oyuyla reddedilmiş, katılımın yaklaşık yüzde 60’a ulaşması da oylamanın teknik bir hukuk düzenlemesinin sınırlarını aştığını göstermiştir.[1] Hâkimler ile savcıların kariyer yollarını ayırmayı ve yargı kurullarının yapısını yeniden düzenlemeyi amaçlayan paket, sandıkta doğrudan hükümetin siyasi ağırlığı üzerinden değerlendirilmiştir.

Bu sonuç, Meloni’nin son iki yılda kurduğu iktidar anlatısında önemli bir çatlağa işaret etmektedir. Zira Meloni kendisini sert ideolojik çizgi ile devlet yönetimi ciddiyetini bir araya getirebilen, tabanını harekette tutarken ekonomik çevreleri tedirgin etmeyen bir lider olarak konumlandırmıştır. Referandum yenilgisi de tam bu imajı hedef almıştır. Sandıktan çıkan tablo, hükümetin her başlıkta toplumsal rıza üretebildiği yönündeki kanaati zayıflatmıştır. İtalya’da güçlü liderlik algısı, seçim sonuçlarının ötesinde süreklilik hissiyle beslenmektedir. Bu süreklilik sarsıldığında kayıp bir oylamayla sınırlı kalmamakta ve iktidarın etrafındaki psikolojik üstünlük de aşınmaktadır.

Referandumun anlamını büyüten husus, teknik metin ile siyasal algı arasındaki mesafedir. Oylanan yargı düzenlemesi, hukuk çevrelerinde ayrıntılı biçimde tartışılmış olsa da geniş seçmen kitleleri sandığa esasen yargı reformunu incelemek için gitmemiştir. Sonuçlara baktığımızda, muhalefetin oylamayı Meloni’ye karşı bir denge aracı haline getirebildiğini görebiliriz. Bu durum uzun süredir parçalı görüntü veren merkez sol için de moral ve yön duygusu üretmiştir. Demokrat Parti ile Beş Yıldız Hareketi arasındaki temasların orta vadede daha işlevsel bir siyasi hattın önünü açma ihtimali bu yüzden güçlenmiştir.[2]

Meloni açısından tehlike bugün hükümetin düşmesi değildir. Asıl tehlike, iktidarın dokunulmazlık görüntüsünün zayıflamaya başlamasıdır. Sağ iktidarlar çoğu zaman kurdukları program kadar etraflarında oluşturdukları güç atmosferiyle ayakta kalmaktadır. Yenilgi yaşandığında ittifak ortaklarının talepleri görünür hale gelmekte, muhalefet daha cesur davranmakta, bürokrasi de iktidarın sınırsız hareket alanı bulunduğu varsayımını yeniden tartmaktadır. Bu yüzden 23 Mart sonucu kabineyi sarsan ani bir kriz üretmemiş olsa da Meloni’nin siyasi çevresindeki sert kabuğu incelttiği söylenebilir.

Söz konusu tabloyu daha iyi anlamak için ekonomik zemine bakmak gerekir. İtalya ekonomisi 2025 yılında yüzde 0,5 büyümüş, bütçe açığı yüzde 3,1 ile hedefin üzerinde kalmış, kamu borcu da Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 137,1’ine yükselmiştir.[3] 2026 yılına girilirken enerji fiyatları üzerindeki baskı, dış ticaretteki kırılganlık ve üretimdeki yavaşlama iktidarın manevra alanını daraltmaktadır. Gündelik hayatında geçim sıkışmasını hisseden seçmen, devletin önceliğini yargı mimarisi tartışmalarında görmemektedir. İktidar kültürel kutuplaşma başlıklarıyla tabanını canlı tutabilmektedir. Buna rağmen seçmenin nihai kararı giderek daha belirgin biçimde yönetim performansı üzerinden şekillenmektedir.

Bu nedenle referandumun verdiği mesaj hukuk reformundan çok siyasal önceliklerle ilgilidir. Seçmen güvenlik, egemenlik ve kimlik başlıklarını önemsemektedir. Bununla birlikte hayat pahalılığı, kamu hizmetleri, iş güvencesi ve ekonomik dayanıklılık konularında daha somut bir yönetim kapasitesi de aramaktadır. Meloni hükümeti son dönemde göç ve egemenlik söylemi üzerinden güçlü bir mobilizasyon kurmuştur. Ne var ki seçmen davranışı kalıcı iktidar üretmek için bunun tek başına yetmeyeceğini göstermektedir. İtalya’daki son oylama, sağ-popülist çizginin kültürel üstünlük kurabildiği, ancak yönetsel güven başlığında daha ikna edici bir söylem sunmak zorunda kaldığı yeni bir döneme işaret etmektedir.

Buradan Avrupa geneline bakıldığında da benzer bir sıkışma rahatlıkla görülebilir. Örneğin Fransa’da 22 Mart’ta yapılan belediye seçimlerinin ikinci turunda aşırı sağ büyükşehirlerde beklediği sıçramayı üretememiştir. Özellikle büyük kentler, genç kuşaklar ve kurumsal merkezlerle kurulan ilişki başlığında Avrupa sağının önünde hâlâ ciddi bir sınav bulunmaktadır. Roma ile Fransa’daki iki seçim birlikte okunduğunda, Avrupa sağının yükselişinin sona erdiği sonucu çıkmamaktadır. Burada görülen esas gerçeklik, bu yükselişin artık daha dirençli toplumsal ve kurumsal alanlarla karşı karşıya olduğu noktasındadır.

Burada ayrıca dikkat çekici olan nokta, Avrupa sağının geri çekilmek yerine biçim değiştirme eğilimidir. Meloni’nin bundan sonraki dönemde referandum yenilgisini bir sondan ziyade siyasi dili yeniden kurma fırsatı olarak değerlendirmesi beklenebilir. Yargı paketine yönelen tepkiyi eski düzenin direnci, reform karşıtı blokaj ve kurumsal statükonun savunusu olarak sunmaya çalışacaktır. Ardından göç, kamu düzeni, aile politikaları, vergi ve ulusal egemenlik dosyalarını yeniden ön plana çıkaracaktır. Böyle bir strateji, referandum yenilgisini iktidarın çözülme başlangıcına dönüştürmeyebilir. Buna karşılık siyasal önceliklerin değiştiğini açık biçimde göstermektedir.

Avrupa sağında yaşanan gelişme doğrudan bir çöküşe işaret etmemektedir. Daha doğru tanım, güç kullanım biçiminin yeniden düzenlenmesidir. Sağ-popülist iktidarlar toplumsal tepki yükseldiğinde ideolojik sertlikten vazgeçmemekte ve onu ekonomik güven diliyle tamamlamaya yönelmektedir. Meloni’nin önünde de böyle bir hat bulunmaktadır. Roma’daki sandık, ona hangi söylemlerin artık sınırlı etki ürettiğini göstermiştir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde daha seçici, daha dikkatli ve daha ekonomik odaklı bir siyasi kurgu öne çıkabilir.

22 Mart referandumu bu yüzden Meloni’nin siyasi sonunu haber veren bir gelişme olarak okunmamalıdır. Buna karşılık Avrupa sağının yeni sınırlarını görünür hale getiren güçlü bir uyarıdır. Karizma, kutuplaşma ve sembolik meydan okumalar hâlâ etkili araçlardır. Kalıcı iktidar inşası ise ekonomik güven, kurumsal istikrar ve toplumsal rıza üretme kapasitesine bağlıdır. Meloni sandıktan düşmemiştir. Ancak sandık, iktidarın hangi zeminde güç kaybedebileceğini açık biçimde göstermiştir. Avrupa sağının önündeki gerçek sınav da burada başlamaktadır. Seçim kazanmak bir aşamadır. Toplumsal güveni uzun ömürlü bir yönetim düzenine dönüştürmek ise çok daha ağır, çok daha karmaşık ve çok daha belirleyici bir meseledir.

[1] “In Italy, Giorgia Meloni’s Lost Referendum Opens a New Chapter in Her Term”, Le Monde, https://www.lemonde.fr/en/international/article/2026/03/24/in-italy-giorgia-meloni-s-lost-referendum-opens-a-new-chapter-in-her-term_6751740_4.html, (Erişim Tarihi: 23.03.2026).

[2] Aynı yer.

[3] “Italy Misses 2025 Deficit and Debt Targets in Blow to PM Meloni”, Reuters, https://www.reuters.com/world/europe/italy-2025-budget-deficit-misses-3-target-blow-pm-meloni-2026-03-02/, (Erişim Tarihi: 23.03.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler