Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlıklarını elde eden Orta Asya devletleri, yaklaşık otuz senelik bir geçiş aşamasının ardından ekonomik yapılarında önemli dönüşümler gerçekleştirmişlerdir. Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan’dan oluşan bölge, uzun süre hammadde ve enerji ihracatına dayalı, sınırlı sanayi çeşitliliğine sahip ve dış şoklara açık bir ekonomik modelle tanımlanmıştır. Fakat son on senede uygulanan yapısal reformlar, dış ticaretin fazlalaştırılması, ulaştırma altyapısının kuvvetlendirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi gibi pek çok adımlar, bu coğrafyanın büyüme performansında belirgin bir ivmenin ortaya çıkmasına olanak tanımıştır.
Orta Asya’nın büyüme süreci sadece makroekonomik göstergelerdeki artışla sınırlı değildir. Bununla beraber bölgesel entegrasyon arayışları, jeoekonomik konumun yeniden değerlendirilmesi ve global değer zincirlerine entegrasyon çabalarıyla da bağlantılıdır. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, Rusya’yla sürdürülen ekonomik iletişim ve ilişkiler, Avrupa Birliği ile enerji ve ulaştırma temelli işbirlikleri ve Güney Asya pazarlarına açılım girişimleri, bölge ekonomilerinin çok yönlü dışa açılma stratejileri geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda Orta Asya’nın büyümesi, salt ulusal politika tercihlerinin değil, aynı zamanda küresel ve bölgesel güç dengelerinin etkisi altında şekillenen çok katmanlı bir süreçtir.
Enerji rezervleri, kritik hammaddeler, ulaştırma koridorları ve artan sanayi kapasitesi vesilesiyle bölge, sadece büyük güçlerin stratejik ilgisine mazhar olan bir alan değil; bununla beraber kendi iç dinamikleriyle kurumsallaşan bir alt-bölgesel ekonomik sistem üretme aşamasına girmiştir. 2025 yılı itibarıyla kaydedilen yüksek büyüme oranları, artan sabit sermaye yatırımları ve genişleyen ticaret hacmi, bu dönüşümün niceliksel göstergelerini meydana getirmektedir. Orta Asya ekonomilerinin son dönemde yaklaşık olarak %6 oranında büyüme performansı, küresel ekonomik yavaşlamanın yaşandığı bir konjonktürde dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır. Bu oran, dünya ortalamasının üzerinde bir genişlemeye işaret etmekte; coğrafyanın sadece doğal kaynak ihracatçısı bir çevre ekonomi olmaktan çıkıp daha dinamik bir büyüme patikasına girdiğini göstermektedir. Fakat söz konusu büyüme seviyesinin bileşenleri incelendiğinde, bu performansın homojen ve yapısal olarak derinleşmiş bir kalkınma aşamasından ziyade belirli sektörlere yoğunlaşmış bir genişleme modeliyle desteklendiği görülmektedir.[1]
Bilhassa Kazakistan ve Özbekistan, bölgenin toplam Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın (GSYİH) büyük bölümünü üretmekte; hidrokarbon gelirleri, madencilik sektörü ve sanayi üretimi büyümenin temel itici unsurlarını meydana getirmektedir. Kazakistan, petrol ve doğal gaz ihracatı sayesinde yüksek döviz geliri elde ederken; Özbekistan, sanayi üretimi ve tarımsal çeşitlilik alanında reform temelli bir genişleme süreci yaşamaktadır. Kırgızistan ve Tacikistan ise daha kısıtlı ekonomik ölçeklerine rağmen hizmet sektörü, altın madenciliği ve işçi dövizleri aracılığıyla büyüme sağlamaktadır. Türkmenistan ise doğal gaz ihracatına dayalı, devlet kontrolünün yüksek olduğu bir ekonomik model sürdürmektedir.[2]
Öncelikle enerji ve hammadde ihracatı, büyümenin temel belirleyicisi olmaya devam etmektedir. Kazakistan ve Türkmenistan gibi hidrokarbon zengini devletlerde petrol ve doğal gaz gelirleri kamu harcamalarını ve altyapı yatırımlarını finanse etmekte; bu da çarpan etkisi ortaya çıkartarak inşaat, ulaştırma ve hizmet sektörlerinde genişleme olanağı sunmaktadır. Küresel enerji fiyatlarının görece yüksek seyrettiği dönemlerde %6’lık büyüme oranı daha kolay sürdürülebilirken, fiyat dalgalanmaları ekonomik istikrar açısından kırılganlık yaratmaktadır. Dolayısıyla büyümenin önemli bir bölümü dış talep koşullarına da bağlıdır.[3]
İkinci olarak kamu öncülüğünde yürütülen altyapı yatırımları büyümenin iç talep boyutunu güçlendirmektedir. Karayolu, demiryolu ve lojistik merkez projeleri hem istihdam yaratmakta hem de uzun vadede ticaret kapasitesini artırmaktadır. Bilhassa Özbekistan’da son senelerde gerçekleştirilen reformlar, sınır geçişlerinin kolaylaştırılması ve yatırım mevzuatının sadeleştirilmesi yoluyla özel sektör faaliyetlerini canlandırmıştır. Bu yaklaşım, %6 oranındaki büyümenin sadece kamu harcamalarına değil, bununla beraber artan özel sektör dinamizmine de dayandığını göstermektedir. Üçüncü olarak bölge ekonomilerinde tüketim harcamalarının artışı da dikkat çekmektedir. Genç ve artan nüfus yapısı, iç pazarın genişlemesine katkı sağlamakta; perakende, bankacılık ve telekomünikasyon gibi hizmet sektörleri büyümenin tamamlayıcı unsurları hâline gelmektedir.[4]
Makroekonomik istikrar da büyümenin niteliğini belirleyen bir diğer unsur olarak ön plana çıkmaktadır. Bölge devletlerinde mali disiplinin görece korunmasına rağmen döviz kuru oynaklığı ve enflasyon oranlarındaki artış potansiyel riskler barındırmaktadır. Özellikle dış ticarete bağımlı ekonomilerde küresel arz zinciri şokları fiyat istikrarını zorlaştırmakta ve merkez bankalarının para politikası alanını daraltmaktadır. Bu kapsamda %6’lık büyüme seviyesi etkileyici görünse de finansal derinleşme ve kurumsal kapasite güçlendirilmeden kalıcı bir kalkınma modeline dönüşmesi güç olmaktadır.
Orta Asya’nın son dönemde %6 seviyesinde seyreden ekonomik büyüme performansı, bu coğrafyanın küresel ekonomik sistem içindeki konumunun güçlendiğine işaret etmektedir. Bu seviye, sadece niceliksel bir artış değil; bununla beraber makroekonomik istikrarın görece sağlandığı, yatırım ortamının kademeli biçimde iyileştirildiği ve bölgesel bağlantısallığın arttığı bir dönemin çıktısı olmaktadır.
Enerji ve hammadde ihracatına dayanan gelir modeli, kamu yatırımları ve dış ticaret hacmindeki genişleme ile birleşerek büyümenin başat dayanaklarını meydana getirmiştir. Bunun yanı sıra söz konusu %6’lık büyüme seviyesinin sürdürülebilirliği, ekonomik yapının çeşitlendirilmesine bağlıdır. Bölge ekonomilerinin hâlen büyük ölçüde emtia fiyatlarına bağımlı olması, küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı kırılganlık yaratmaktadır. Petrol, doğal gaz ve madencilik gelirlerinin bütçe içindeki yüksek payı, kamu maliyesini dış talep koşullarına bağımlı kılmaktadır. Bu sebeple sanayi üretiminin teknolojik seviyesinin artırılması, hizmet sektöründe katma değerli alanların geliştirilmesi ve yenilik kapasitesinin güçlendirilmesi stratejik öncelik hâline gelmektedir.
Sonuç olarak Orta Asya, %6 oranındaki büyüme performansıyla yükselen bir ekonomik ivme yakalamış durumdadır; ancak bu ivmenin kalıcı ve sürdürülebilir bir kalkınma modeline dönüşmesi, yapısal reformların derinleştirilmesine bağlı olmaktadır. Doğal kaynak temelli büyümeden üretim çeşitliliğine, düşük katma değerli ihracattan teknoloji odaklı sanayileşmeye ve kırılgan makroekonomik dengelerden kurumsal güçlenmeye geçiş sağlandığı ölçüde, Orta Asya bölgesinin uzun vadede daha dirençli ve rekabetçi bir ekonomik yapıya kavuşması beklenmektedir.
[1] “Rapid Growth Lifts Central Asia, Though Vulnerabilities Persist”, The Caspian Post, https://caspianpost.com/analytics/rapid-growth-lifts-central-asia-though-vulnerabilities-persist, (Erişim Tarihi: 17.02.2025)
[2] “The Trans-Caspian Vector: Why Central Asia Is Expanding to Six”, Caspian Alpine, https://caspian-alpine.org/the-trans-caspian-vector-why-central-asia-is-expanding-to-six/, (Erişim Tarihi: 17.02.2025).
[3] “Central Asia balances growth and great powers”, East Asia Forum, https://eastasiaforum.org/2025/12/31/central-asia-balances-growth-and-great-powers/, (Erişim Tarihi: 17.02.2025).
[4] Aynı Yer.
