Orta Asya coğrafyası, tarihsel süreç boyunca küresel aktörlerin jeopolitik nüfuz mücadelelerine sahne olan bir stratejik rekabet alanı olarak nitelendirilmiştir. 19. yüzyılın Büyük Oyun literatüründen miras kalan bu algı, bölge devletlerini uzun süre küresel güçlerin hamlelerine yanıt veren pasif aktörler konumunda tutmuştur. Ancak güncel veriler ve diplomatik eğilimler, bölgenin bu reaktif konumdan çıkarak proaktif bir özne kimliğine evrildiğini göstermektedir. Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev’in 16 Kasım 2025 tarihinde Taşkent’te dile getirdiği Orta Asya Topluluğu önerisi, bu evrimin en somut kurumsal yansımasıdır. Bu öneri, bölgenin küresel sistemde kendi stratejik pusulasını belirleme arayışıdır.
Özbekistan’ın dış politika vizyonundaki radikal değişim, bölgesel entegrasyonun temel itici gücü olarak değerlendirilmektedir. 1991-2016 yılları arasındaki İslam Kerimov dönemi, büyük ölçüde devletin egemenliğini konsolide etme ve yeni kazanılan bağımsızlığı dış müdahalelerden koruma refleksiyle şekillenmiştir. Bu dönemde dış politika; sıkı sınır kontrolleri, sınırlı ticari etkileşim ve bölgesel ittifaklara karşı mesafeli bir izolasyonizm ile karakterize edilmiştir. Komşu devletlerle yaşanan su paylaşımı ve sınır uyuşmazlıkları, işbirliği zeminini zayıflatmış; Özbekistan’ın reaktif tutumu bölge genelinde bir durağanlığa yol açmıştır.
2016 yılı itibarıyla Şevket Mirziyoyev liderliğinde başlatılan reform süreci, komşu odaklı pragmatizm ilkesi üzerine inşa edilen yeni bir doktrini beraberinde getirmiştir. Bu yeni yaklaşım, bölgesel istikrarı Özbekistan’ın ulusal kalkınmasının olmazsa olmaz şartı olarak tanımlamaktadır. Taşkent’in sınır ihtilaflarının çözümü için doğrudan ikili müzakereleri başlatması, vize rejimlerini kolaylaştırması ve enerji takası anlaşmalarına öncülük etmesi, bölge genelinde uzun süredir eksik olan güven ikliminin yeniden tesis edilmesini sağlamıştır. Güncel konjonktürde Özbekistan, bölgesel sorunların çözüm merkezi ve istikrarın garantörü rolünü üstlenmektedir. Bu dönüşüm, Orta Asya’nın kolektif bir güç olarak hareket edebilmesinin önündeki psikolojik ve siyasi bariyerleri ortadan kaldırmıştır.
Orta Asya Topluluğu önerisinin temel stratejik hedefi, bölge ülkelerinin devasa küresel aktörler karşısındaki pazarlık gücünü maksimize ederek stratejik özerklik kazanmaktır. Yürütülen saha araştırmaları ve uzman anketleri, bölge elitlerinin Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) veya Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi Rusya merkezli yapılar ile Çin’in artan ekonomik varlığı arasında bir denge unsuru aradığını teyit etmektedir. Orta Asya Topluluğu, bu dış merkezli bloklara doğrudan bir rakip olmaktan ziyade, bölgenin kendi çıkarlarını koruduğu ve dış aktörlerle daha eşit şartlarda pazarlık yaptığı bir platform işlevi görecektir. Bu durum, bölgenin küresel güç rekabetinde bir taraf olmaktan çıkıp kendi çıkarlarını önceleyen bağımsız bir blok olma yolundaki kararlılığını simgelemektedir.
Bölgesel entegrasyonun en ileri aşaması, Karl Deutsch tarafından kavramsallaştırılan güvenlik topluluğu modelidir. Bu model, üye devletlerin sorunlarını şiddet içilmeden çözme konusundaki mutabakatını ve birbirlerine karşı silahlı çatışma ihtimalini gündemden çıkarmalarını ifade eder. Mart 2025 tarihinde Kırgızistan ve Tacikistan arasında varılan kapsamlı sınır anlaşması, bu teorik çerçevenin Orta Asya özelinde hayata geçtiği en kritik dönüm noktasıdır. Yıllardır can kayıplarına yol açan bu uyuşmazlığın, Moskova veya diğer dış aktörlerin aktif hakemliğine gerek duyulmadan çözülmesi, bölgenin siyasi olgunluk düzeyindeki artışı kanıtlamaktadır.
Nisan 2025 tarihinde gerçekleştirilen Orta Asya İstihbarat ve Güvenlik Servisleri Başkanları Toplantısı, işbirliğinin sadece siyasi değil, teknik ve operasyonel düzeyde de derinleştiğini göstermiştir. Afganistan’daki belirsizlikler, sınır ötesi radikalleşme ve siber güvenlik tehditleri gibi ortak riskler karşısında geliştirilen ortak stratejik çerçeve, bölgenin kendi güvenlik mimarisini inşa etme iradesini yansıtmaktadır. Bu tür somut adımlar, bölgenin iç bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve dış kaynaklı hibrit tehditlere karşı kolektif bir direnç oluşturmaktadır. Güvenlik alanındaki bu senkronizasyon, iktisadi ve siyasi entegrasyonun sürdürülebilirliği için gerekli olan temel güven zeminini sağlamlaştırmaktadır.
Orta Asya’daki yeni entegrasyon dalgası, soyut siyasi söylemlerden ziyade rasyonel ve pragmatik iktisadi faydalar üzerine temellenmektedir. Uzman analizleri, entegrasyonun başarısının büyük ölçüde ulaştırma koridorlarının birleştirilmesi ve enerji şebekelerinin entegrasyonu gibi somut projelerle ölçüleceğini vurgulamaktadır. Bölge, sahip olduğu devasa hidrokarbon ve yenilenebilir enerji kaynaklarını ortak bir havuzda değerlendirerek enerji güvenliğini kolektif hale getirmeyi hedeflemektedir.
Özellikle Orta Koridor (Trans-Hazar Uluslararası Taşıma Güzergahı), bölgenin jeopolitik kaderini değiştirebilecek bir potansiyele sahiptir. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Kuzey Koridoru’nun riskli hale gelmesiyle stratejik önemi artan bu güzergâh, Çin ile Avrupa arasındaki ticaret akışında Orta Asya’yı vazgeçilmez bir transit merkez haline getirmektedir. Bu bağlantısallık hamlesi, bölgenin kara kilidi konumundan kurtularak küresel pazarlara doğrudan erişim sağlamasına olanak tanımaktadır. İktisadi entegrasyonun bu pragmatik odaklanması, siyasi fikir ayrılıklarını arka plana iterek devletleri ortak refah paydasında birleştirmektedir. Ayrıca tarım-sanayi ortaklıkları ve gümrük birliği gibi mikro düzeydeki işbirliği alanları, entegrasyonun toplumsal tabana yayılmasını ve kalıcı hale gelmesini desteklemektedir.
Özbekistan’ın 2026 vizyonu; esnek, çok katmanlı ve proje bazlı bir işbirliği modelini temsil etmektedir. Bu yapı, her devletin kendi dış politika önceliklerini ve egemenlik haklarını korumasına izin verirken, bölgesel çıkarların söz konusu olduğu durumlarda senkronize hareket etme kabiliyetini artırmaktadır. Üçüncü Yol olarak tanımlanan bu model, bölgeyi ne Batı’nın ne Rusya’nın ne de Çin’in münhasır nüfuz alanı haline getirmektedir. Aksine bu model, tüm küresel aktörlerle dengeli ancak otonom bir ilişki kurmayı hedeflemektedir.
Nihai tahlilde, 2025 yılından bu yana atılan adımlar, Orta Asya’nın küresel jeopolitik sahnesinde bağımsız ve ağırlığı olan bir aktör olarak konumlanması için gerekli kurumsal ve psikolojik zemini hazırlamıştır. Özbekistan’ın liderliğinde önerilen bu entegrasyon modeli, bölgenin tarihsel olarak kendisine biçilen rekabet alanı rolünü reddederek kendi stratejik kaderini tayin ettiği proaktif bir güç merkezine dönüşme sürecini hızlandırmaktadır. Bu değişim, küresel jeopolitik dengelerin yeniden tanımlandığı bu kritik dönemde, Orta Asya için sürdürülebilir bir istikrar ve kalkınma paradigması sunmaktadır.
