10-11 Şubat 2026 tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkan Yardımcısı James David Vance, Ermenistan ve Azerbaycan ziyaretlerinde bulunmuş ve bu temaslar esnasında enerjiden ulaştırmaya, ticaretten stratejik ortaklığa kadar çeşitli alanlarda kritik önemde anlaşmalar imzalanmıştır. ABD’nin Güney Kafkasya’da “Zengezur Koridoru” olarak da nitelendirilen “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası (TRIPP)” planlarını ilerlemesi, devamında doğu-batı ve kuzey-güney yönlü uluslararası ticaret koridorlarındaki dengeleri de etkilemektedir. Bu ekonomik koridorlar, yalnızca Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’ın ekonomi, güvenlik ve dış politika gündemlerini etkilememekte, fakat aynı zamanda büyük güçler arasındaki rekabetin ve ittifakların da belirginleşmesine yol açmaktadır.
Rusya’nın azalan etkisiyle Ermenistan’da oluşan güç boşluğundan faylanmak isteyen bazı yabancı aktörlerin Erivan’la işbirliklerini genişletme arzusu dikkat çekmektedir. Bu bakımdan ABD’nin yanı sıra Fransa ve Hindistan gibi aktörlerin, Ermenistan’ın dış politika tercihleriyle uyumlu şekilde Güney Kafkasya jeopolitiğine aktif şekilde dahil olmaya başladıkları görülmektedir. İkinci Karabağ Savaşı sonrası Fransa ve Hindistan’la askeri işbirlikleri ve savunma sanayi ticaretinde önemli ortaklıklar geliştiren Ermenistan’ın dış ve güvenlik politikalarında görülen değişim, Güney Kafkasya’daki büyük güç rekabetinin derinleşmesine neden olmaktadır.
Ermenistan’ın hem Fransa hem Hindistan’la ilişkileri 2022 yılı sonrası hız kazanmış ve bilhassa askeri alanda kurulan işbirlikleriyle somut hale bürünmüştür. Aynı dönemde Azerbaycan’ın enerji ve ulaştırma alanında Avrupa nezdinde stratejik bir ortak konumuna yükselmesi, diğer yandan Hindistan ve Çin’in Güney Kafkasya jeopolitiğine aktif katılımları, bölgede birden fazla güç denklemi veyahut ittifakın ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bu denklemde hesaba katılması gereken en önemli faktörlerinden biri de Rusya, Türkiye ve İran gibi komşu aktörlerin Güney Kafkasya güç dengelerine olan etkileridir. Bu aktörlerin konumlanışları, devamında ABD, Avrupa Birliği (AB), Fransa, Yunanistan, İsrail, Pakistan, Hindistan, Orta Asya ülkeleri ve Çin başta olmak üzere dünya güçlerinin Güney Kafkasya politikalarını büyük oranda etkilemektedir. Örneğin Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan arasındaki işbirlikleri, Hindistan, Ermenistan ve Yunanistan arasında doğrudan veya dolaylı ittifakların oluşmasına veya ortak projelerin yürütülmesinde etkili olabilmektedir.
Diğer yandan Rusya, İran ve Hindistan arasında yaklaşık yirmi beş yıldır süregelen kuzey-güney yönlü ulaştırma (INSTC) işbirliği, bu aktörler arasında jeopolitik bir yakınlaşma oluşturmuştur. Bu jeopolitik hat üzerindeki aktörler, çoğu zaman doğu-batı yönlü koridorları geliştirme arayışında olan aktörlerle rekabet etme eğiliminde olmuşlardır. Bu bağlamda AB, Türkiye, Çin ve Orta Asya ülkeleri arasında Hazar geçişli Orta Koridor hattının geliştirilmesi, küresel güç rekabetinin şekillenmesinde büyük bir etkene sahip olmaktadır.
Çin’in Orta Koridor üzerinden Hazar ve Güney Kafkasya’ya açılma çabaları, devamında ABD, Hindistan, İran ve Yunanistan’ın bölgeye yaklaşımlarını etkileyen önemli bir faktöre dönüşmüştür. Bu açıdan bakıldığında ABD’nin TRIPP vasıtasıyla Ermenistan ve Azerbaycan’la kurduğu olumlu ilişkiler, çoğunlukla Çin, Rusya ve İran gibi aktörlerin Güney Kafkasya’daki varlıklarını sınırlandıran bir faktör olarak değerlendirilmektedir.
Güney Kafkasya’daki güç dengeleri, aynı zamanda Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan yeni jeopolitik denklemden de etkilenmektedir. Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomi Koridoru (IMEC) üzerinden inşa edilen jeopolitik hat, Ermenistan’ın hem Yunanistan hem Hindistan’la ilişkilerini şekillendiren önemli bir faktör haline gelmiştir. Bu jeopolitik ekseni daha geniş bir perspektiften ele aldığımızda Fransa, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Hindistan ve İran’ın Güney Kafkasya jeopolitiğinde Ermenistan’a daha yakın konumlandıkları görülmektedir.
Güney Kafkasya’ya dönük politikalar açısından ele alındığında, İsrail’in diğer birçok aktörden farklılaşan konumu dikkat çekmektedir. Jeopolitik olarak İsrail, hem Rusya hem ABD ile birlikte çalışabilmektedir. Aynı şekilde Tel Aviv, eş zamanlı olarak hem Pekin’le hem Yeni Delhi’yle ortaklıklar geliştirebilmektedir. Güney Kafkasya jeopolitiği açısından bakıldığında ise İsrail, Azerbaycan’a yakın bir duruş sergilerken, ABD’yle işbirliği yapabilmekte ve İran’ın karşı cephesinde konumlanmaktadır.
Güney Kafkasya’daki ittifaklar/bloklaşmalar, genellikle bölgeye sıfır toplamlı oyun mantalitesiyle yaklaşan bazı aktörlerden kaynaklanmaktadır. Bunlar içerisinden en dikkat çekenler şunlardır; ABD, Hindistan ve İran. Bunlara daha geniş perspektiften bakıldığında Fransa ve Yunanistan da dahil edilebilir. Diğer yandan Türkiye, uzun çabalar sonucunda 3+3 Güney Kafkasya Bölgesel İşbirliği Platformu gibi geniş katılımlı bir işbirliği mekanizması oluşturmuş ve kazan-kazan yaklaşımıyla bölgenin barış, güvenlik ve istikrarına önemli katkılar yapmıştır.
ABD’nin Güney Kafkasya’ya daha fazla angaje olmasıyla birlikte bloklaşma düşüncesinin bölgede yayılması ve ittifakların belirginleşmesi tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Zira benzer kutuplaşmalar, Trump yönetiminin hedef aldığı tüm coğrafyalarda hissedilmektedir. Trump’ın politikalarından rahatsızlık duyan Avrupa ülkelerinin, ABD’yle farklı coğrafyalarda daha fazla rekabet etmeye çalıştığı görülmektedir. Bu bakımdan, örneğin Fransa’nın son dönemde Ermenistan’la olan işbirliğini genişletmeye çalıştığı söylenebilir. ABD’nin bölgeye angajmanı, bir domino etkisiyle Fransa, Rusya, Hindistan, İran ve Çin’in Güney Kafkasya politikalarında önemli değişikliklere neden olabilir. En nihayetinde bu bloklaşmaların önlenmesinde başta bölge devletleri Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın kolektif çabaları ve ayrıca Türkiye, Rusya ve İran gibi komşu aktörlerin izleyeceği politikalar büyük önemde olacaktır.
