Birleşik Krallık Hükümeti’nin Londra’da yeni bir Çin Büyükelçiliği’nin açılışını onaylamasından kısa süre sonra Başbakan Keir Starmer’in Pekin’e büyük bir iş heyetiyle çalışma ziyareti gerçekleştireceği açıklanmıştır.[1] Yeni ekonomik işbirliği anlaşmalarıyla sonuçlanması beklenen bu ziyaret, Çin’le ilişkilerde “Altın Çağ” dönemine geri dönüleceği şeklinde yorumlanmıştır. Hatırlatmak gerekir ki 2010-2016 yılları arasında David Cameron başbakanlığındaki Muhafazakar Parti hükümeti, Çin’le Kuşak ve Yol Girişimi dahil olmak üzere ekonomik alanda yakın işbirliği arayışında olmuş ve bu dönem, ilişkilerde “Altın Çağ” olarak adlandırılmıştı. Fakat 2017 yılından sonra İngiliz hükümeti, küresel konjonktürün değiştiğini vurgulayarak Çin’le ilişkilere mesafe koymuş ve 2022 yılından itibaren Çin’i “sistemik rakip” veya “bir numaralı tehdit” olarak nitelendirmeye başlamıştı.[2]
2017 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump sonrası Batı dünyası içerisindeki dinamikler de hızla değişmiştir. Bu noktadan itibaren Trump yönetimi, Avrupalı müttefiklerine “Çin’le ilişkilerde dikkatli olunması” gerektiğini söyleyerek onları uyarmış ve Batı dünyasını Pekin’e karşı cephe almaya zorlamıştı. Bu süreçte Çin telekomünikasyon devi Huawei, önce ABD’de ve ardından Kanada, İngiltere ve Avustralya gibi Anglosakson ülkelerde 5G ağlarından yasaklanmıştı. Yine 2019 yılından itibaren ABD ile birlikte Avrupalı güçler, giderek daha fazla Asya-Pasifik’e yönelmeye başlamış ve Çin’in çevrelenmesi konusunda Washington’ın stratejisiyle uyumlu hareket etmeye başlamışlardır. Yine son yıllarda ABD ve İngiltere, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) küresel güvenlik meseleleriyle ilgilenmesi gerektiğini savunan başlıca aktörler olmuştur. Bu doğrultuda 2022 yılında NATO’nun Stratejik Konsepti’nde revizyon yapılmış ve bu belgede ilk kez Çin’den bahsedilmişti.[3]
ABD ve İngiltere, Batı dünyasının hem Rusya hem Çin’e karşı koyabilmesi için küresel düzeyde stratejiler geliştiren “hegemonik güçler” olarak dikkat çekmektedirler. Öyle ki bu mücadele, son zamanlarda transatlantik ilişkilerde de somut şekilde gözlemlenmektedir. Trump’ın Grönland’ı ele geçirmek için yürüttüğü politikalara Avrupa’da sert tepki gösteren aktörlerden biri de İngiltere olmuştur. Avrupa’dan politik düzeyde Grönland’a verilen güçlü destek, Trump’ın mevcut aşamada temkinli hareket etmesine neden olmaktadır. Bu konuda özellikle İngiltere’nin hamleleri dikkat çekmektedir. Bu bağlamda Londra yönetimi, ABD’nin stratejik “Diego Garcia” askeri üslerinin de bulunduğu Hint-Pasifik’teki Chagos Takımadaları’nın mülkiyetini Mauritos’a devretmiş ve Trump, bu gelişmeyi “büyük bir aptallık” olarak eleştirmiştir.[4] Bu gelişme, transatlantik ilişkilerde ciddi bir görüş ayrılığına işaret etmektedir.
Grönland üzerinden büyüyen tartışmayla ilgili olarak Starmer, “Trump’a boyun eğmeyeceğini” söyleyerek[5] aslında İngiltere’nin Amerikan planlarına karşı çıktığını net şekilde ifade etmiştir. Bu çıkış, yalnızca transatlantik bölünme değil, aynı zamanda Anglosakson ülkeleri arasındaki açık bir rekabetin de yansıması olmaktadır. Ayrıca İngiltere, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de katılma ihtimalini göz önünde bulundurarak Trump’ın Barış Kurulu’na katılmayacağı mesajını vermektedir.
Trump’ın hem birinci hem ikinci döneminde Kıta Avrupası ile ABD arasındaki görüş ayrılıkları belirginleşmiş ve bu dönemlerde İngiltere, bir “köprü vazifesi” görerek transatlantik bağların sürdürülmesinde kritik rol oynamıştır. Fakat Grönland Krizi sonrası İngiltere ile ABD arasında yaşanan açık görüş ayrılıkları, söz konusu bağların “kopma noktasına gelmesi” tehlikesini doğurmuştur. Eğer İngiltere ve ABD, krizi yatıştıracak bazı çözümler bulamazlarsa Kıta Avrupası’nın NATO’ya desteği iyice azalacak ve Avrupa ülkeleri kendi ordularını kurmak için somut adımlar atmaya başlayacaklardır.
Grönland, Avrupa’nın güvenliğiyle yakından ilişkilidir. Ukrayna örneğinde görüldüğü üzere İngiltere, Avrupa’nın güvenliğini savunan başlıca aktörlerdendir. Benzer durum Arktik ve Grönland meselesi için de geçerlidir. Yakın çevresinde Rusya veya Çin gibi aktörlerin varlığına karşı çıkan İngiltere, bu konuda Batı dünyasının birlik-dayanışma göstermesi gerektiğini savunmaktadır. Burada Londra, güçlü bir Avrupa ve NATO vurgusu yapmaktadır. Aynı şekilde Londra, Washington dahil olmak üzere Batı’nın kolektif şekilde Asya-Pasifik’teki güvenlikle ilgilenmesi gerektiği düşüncesindedir. Fakat Trump’ın Grönland çıkışı, Batı’nın birlik-berberliğine vurulan önemli bir darbe niteliğindedir. Bu yüzden İngiltere, hem Grönland meselesinde hem de Chagos Adaları örneğinde görüldüğü gibi ABD’ye doğrudan mesajlar verme gayretindedir. Bu mesajların niteliği sembolik, gerçek, dolaylı veya doğrudan olabilir. Bunların niteliği, ilerleyen zaman diliminde daha net anlaşılacaktır.
Fakat Londra’nın özellikle Chagos Adaları üzerinden Washington’a verdiği mesaj şu açıdan net görünmektedir: “Eğer Avrupa’nın güvenliğine yeterli desteği vermezsen Asya-Pasifik’te ihtiyaç duyduğun desteği bulamayacaksın.” Bu adım, Trump’ın öfkeli bir şekilde tepki vermesine neden olmuştur. Çünkü ABD, Grönland meselesinde Avrupa’ya karşı havuç-sopa oyununa başvururken, benzer havuç-sopa yöntemini bu kez İngiltere’nin ABD’ye karşı kullanması, Trump’ın öfkesine neden olmuştur. Zira Chagos Takımadaları’nın bir parçası olan Diego Garcia’daki üs, ABD’nin başta İran olmak üzere Ortadoğu’daki muhtemel operasyonlarında stratejik bir rol üstlenebilir. Bu adım, dolayısıyla İngiltere’nin başta İran olmak üzere Ortadoğu ve Orta Asya politikalarının belirlenmesinde ABD’nin kendisine ihtiyaç duyacağını hatırlatan önemli bir mesaj vazifesi görmektedir.
Benzer şekilde Starmer’in Pekin ziyareti de ekonomik anlamda İngiltere-Çin ilişkilerinde yeni bir ivmenin yakalanmasına vesile olabilir. Londra’nın bu adımları, Trump’ın Çin hakkındaki düşünce, strateji ve uyarılarını görmezden gelen bir davranış olarak dikkat çekebilir. Bunlar, esasında İngiltere’nin kendi küresel vizyonunu hayata geçirmek için attığı adımlar olarak yorumlanabilir. Dolayısıyla Çin’e karşı mücadelede Batı dünyasının geleceğini, büyük oranda ABD-İngiltere rekabeti şekillendirecek gibi durmaktadır.
[1] “Keir Starmer to visit China with British business leaders next week, say reports”, The Guardian, https://www.theguardian.com/politics/2026/jan/21/keir-starmer-visit-china-british-business-leaders, (Erişim Tarihi: 22.01.2025).
[2] “UK PM hopeful Sunak: China ‘number one threat’ to Britain, world”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2022/7/25/uk-pm-hopeful-sunak-china-number-one-threat-to-britain-world, (Erişim Tarihi: 22.01.2025).
[3] “NATO declares China a security challenge for the first time”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2022/6/30/nato-names-china-a-strategic-priority-for-the-first-time, (Erişim Tarihi: 22.01.2025).
[4] “‘Act of great stupidity’: Trump launches another tirade against a NATO ally. This time it’s the UK”, CNBC, https://www.cnbc.com/2026/01/20/trump-uk-chagos-davos-starmer-nato.html, (Erişim Tarihi: 22.01.2025).
[5] “UK’s Starmer: I will not yield to Donald Trump”, Politico, https://www.politico.eu/article/uk-keir-starmer-will-not-yield-to-donald-trump-greenland/, (Erişim Tarihi: 22.01.2025).
