Analiz

SVR’nin Söylem Mühendisliği ve Paris’in Stratejik İkilemi

Modern enformasyon harbinde gerçeğin kendisi onun yarattığı şüphe ikliminden daha az ehemmiyet taşımaktadır.
Moskova sömürge geçmişinin yarattığı haklı öfkeyi diplomatik bir silaha dönüştürerek rakibini ahlaki ve vicdani bir zeminde yargılamaktadır.
Bu yeni cephede mühimmat top veya barut unsurundan ziyade toplumların hafızasına işlenen sömürge karşıtı anlatılardır.

Paylaş

Moskova’nın Afrika kıtasındaki nüfuz arayışı ve stratejik hamleleri, 2026 yılının Ocak ayı itibarıyla diplomatik salonların güvenli atmosferinden istihbarat servislerinin gri ve hesaplı koridorlarına kaymıştır. Rusya Dış İstihbarat Servisi’nin (SVR) Paris yönetimini kıtada “neokolonyal darbe mühendisliği” icra etmekle ve “istenmeyen liderleri” tasfiye etmeye yönelik planlar yapmakla itham eden son çıkışı, kıtadaki güç mücadelesinin konvansiyonel sınırları aştığının en net ilanıdır.[i] Bu hamle, sahadaki somut askeri rekabeti, toplumların hafızası ve travmaları üzerinden yürütülen çok katmanlı bir psikolojik savaşa dönüştürmüştür. Savaşın merkezi artık fiziki coğrafyadan, karar vericilerin ve halkın zihin haritalarına kaymıştır.

SVR’nin çizdiği projeksiyonda Burkina Faso’da 3 Ocak tarihinde gerçekleşen başarısız kalkışma girişimi veya Mali’de kritik enerji altyapısını hedef alan sabotajlar münferit asayiş hadiseleri olarak görülmemektedir. Moskova’ya göre bu olaylar Elysee Sarayı’nın “siyasi intikam” planının sahaya yansıyan operasyonel parçalarıdır.[ii] İddiaların merkezinde Paris’in kaybettiği nüfuzu ve stratejik derinliği geri kazanmak adına terör gruplarını dahi birer vekil unsur olarak sahaya sürdüğü tezi işlenmektedir. Bu yaklaşım Fransa’yı jeopolitik bir rakip olmaktan çıkarıp bölgenin istikrarını dinamitleyen bir “kaos mimarı” statüsüne indirgemektedir.

Orta Afrika Cumhuriyeti’nden Madagaskar’a uzanan geniş hatta BRICS eksenine yakın duran ve Batı’nın yörüngesinden kopan liderlerin tasfiyesine yönelik senaryoların varlığı öne sürülmektedir. SVR’nin anlatısına göre bu tablo tesadüfi bir şiddet dalgası olmaktan uzaktır. Aksine merkezinde Fransa’nın bulunduğu Ukrayna üzerinden temin edilen insansız hava araçları ve eğitmenlerle desteklenen geniş ölçekli bir projeye işaret etmektedir. Burkina Faso’da İbrahim Traoré’nin ve Mali’de Assimi Goïta’nın hedef tahtasına oturtulması bu projenin somut hedefleri olarak sunulmaktadır. Moskova bu iddialarla kıtadaki varlığını bir tercih olmaktan öte bir güvenlik zorunluluğu olarak kodlamaktadır.

Metnin dil kodları ve semantik yapısı incelendiğinde, teknik ve soğuk bir istihbarat raporundan ziyade ideolojik tonu yüksek bir manifesto ile karşılaşılmaktadır. “Parazitik metropol”, “yurtsever güçler” ve “özgürlükçü öncü” gibi kavram setleri, Sahel’deki askeri rejimleri tarihsel bir meşruiyet zeminine oturturken, Fransa’yı “halk düşmanı” olarak tanımlamaktadır. Bu terminoloji seçimi sahadaki operasyonel gerçeklikten çok zihinlerdeki algıyı yönetmeye ve yeniden inşa etmeye odaklıdır. Moskova, sömürge geçmişinin yarattığı haklı öfkeyi diplomatik bir silaha dönüştürerek rakibini ahlaki ve vicdani bir zeminde yargılamakta ve mahkûm etmektedir.

Ortaya atılan iddiaların somut bağımsız ve doğrulanabilir delillerden yoksun olması Moskova’nın stratejik hesabı açısından ikincil planda kalmaktadır. Modern enformasyon harbinde ve post-truth çağda gerçeğin kendisi, onun yarattığı şüphe ikliminden daha az ehemmiyet taşımaktadır. Kanıt yükümlülüğünü reddeden bu agresif yaklaşım, Fransa’yı sürekli savunma pozisyonunda tutarak Paris’in stratejik inisiyatif geliştirmesini ve yeni politikalar üretmesini engellemektedir. Bir tarafın sürekli ve yüksek perdeden suçladığı, diğer tarafın ise sürekli inkâr etmek zorunda kaldığı bu asimetrik denklemde inisiyatif üstünlüğü sesi daha gür çıkana geçmektedir.

Bu tablo, enformasyon savaşının yalnızca karşı tarafa yöneltilen bir suçlama repertuarı üzerinden yürüdüğünü de ima etmektedir. Sahada nüfuz kazanmaya çalışan aktörler, sosyal medya ağları, yerel etki kanalları ve hedefli mesajlaşma kullanarak kamuoyunu etkilemeye çalışıyor ve rakibini “meşruiyet dışı” olarak göstermek için içerikler yaymaktadır. Bu tür operasyonlar, tartışmayı kanıt ekseninden çıkarıp aidiyet ve öfke eksenine taşıdığı için kısa vadede etki üretmekte, uzun vadede ise güven krizini derinleştirmektedir. Bu noktada SVR’nin metni, Fransa’yı savunmaya zorlayan bir hamle olmanın ötesinde Afrika’da bilgi alanının daha sert ve daha kirli bir rekabet zeminine dönüştüğünü göstermektedir.

Rusya bu hamleyle kendisini Afrika’nın “antikolonyal hamisi” ve “güvenlik garantörü” olarak konumlandırma sürecini hızlandırmaktadır. Sahel kuşağındaki askeri rejimlere sağlanan bu retorik kalkan Bamako, Niamey veya Vagadugu’daki yönetimlerin iç kamuoyunu konsolide etmesini ve muhalefeti bastırmasını kolaylaştırmaktadır. 

Moskova, Africa Corps üzerinden sağladığı sert güvenlik ihracatının yanına bu tür söylemlerle yumuşak güç ihracatını da ekleyerek kıtadaki varlığını derinleştirmektedir.[iii] Bu strateji Rusya’nın kıtadaki askeri varlığını bir işgal veya yayılma hamlesi olarak görülmesini engellemekte, aksine tarihsel bir “kurtuluş reçetesi” gibi sunulmasına imkân tanımaktadır.

Rusya’nın “güvenlik garantörü” iddiası, sahadaki uygulamaları sorgulanabildiği sürece kalıcı bir meşruiyet kazanabilir. Wagner’den Africa Corps’a dönüşen güvenlik yapısı etrafında, sivil kayıplar, keyfî gözaltılar, yerel ekonomiler üzerindeki gölge baskı ve hesap verilebilirlik eksikliği gibi konuların tartışılması, “kurtarıcı” imajını zayıflatmaktadır. Bu zayıflık, Moskova’nın anti-kolonyal etik üstünlük iddiasını güçlü bir söylemden sahada sürekli test edilen bir vaade dönüştürmektedir. Bu nedenle SVR’nin söylemleri Rusya’nın kendi performansına dair soruları da gizleyememektedir.

Paris yönetimi için bu asimetrik ve çok cepheli taarruzu savuşturmak konvansiyonel bir askeri operasyonu yönetmekten çok daha meşakkatli ve maliyetlidir. Fransa’nın vereceği her rasyonel diplomatik ve bürokratik yanıt, sömürge geçmişinin ağır gölgesinde kaybolmakta ve bölge halkları nezdinde inandırıcılık sorunu yaşamaktadır. Rusya, rakibini tam da bu tarihsel bagajın yarattığı yumuşak karına vurarak köşeye sıkıştırmakta ve hareket alanını daraltmaktadır. Strateji belgelerinde Rusya’yı “dezenformasyon aktörü” veya “istikrarsızlaştırıcı güç” olarak tanımlamak, sahadaki bu agresif söylem dalgasını kırmaya ve yerel dinamikleri değiştirmeye yetmemektedir.

Kıta başkentlerindeki yansımasını ise tek boyutlu romantik bir Rusya hayranlığı veya kayıtsız şartsız bir teslimiyet olarak okumak doğru olmayacaktır. Yerel aktörler ve askeri elitler, büyük güçlerin bu sert rekabetini kendi manevra alanlarını genişletmek ve iktidarlarını sürdürmek için pragmatik bir araç olarak kullanmaktadır. Fransa karşıtı dalganın yükselmesi ve Rusya’nın sağladığı söylem desteği, bu ülkelerin güvenlik ve ekonomi politikalarında çok taraflı pazarlık şansını artırmaktadır. SVR’nin açıklaması bu başkentlere Batı ile ilişkileri yeniden tanımlamak, sınırlandırmak veya koparmak için güçlü bir normatif ve siyasi gerekçe sunmaktadır.

Mevcut konjonktürde, Rusya-Ukrayna Savaşı ile Afrika’daki gerilim arasındaki paralellik ve geçişkenlik dikkat çekicidir. SVR’nin Fransa’nın Ukrayna üzerinden temin ettiği insansız hava araçları ve eğitim desteğiyle Afrika’da operasyon yaptığını iddia etmesi iki farklı cepheyi stratejik olarak birleştirme gayretidir. Bu söylem, Küresel Güney nezdinde Ukrayna Savaşı’nı Rusya’nın bir işgali şeklindeki Batı tezinden uzaklaştırıp bir “Batı emperyalizmi” sorunu olarak çerçeveleme amacına hizmet etmektedir. Böylece Moskova, uluslararası arenada üzerindeki izolasyon baskısını kırarak Afrika’da kendisine yeni meşru ve ahlaki bir cephe açmaktadır.

Bölgedeki güvenlik mimarisinin değişimi sadece askeri personel sayısıyla veya üslerin el değiştirmesiyle açıklanamayacak kadar derin bir dönüşüme işaret etmektedir. Fransa’nın çekildiği alanlarda oluşan boşluk, Rus askerlerinden ziyade Rusya’nın inşa ettiği “kurtarıcı” miti tarafından doldurulmaktadır. Bu mitin inşasında kullanılan harç ise SVR’nin açıklamasında görüldüğü üzere Batı’nın sömürgeci geçmişi ve mevcut politikalarının yarattığı hayal kırıklığıdır. Batı’nın demokrasi ve insan hakları söylemi güvenlik ve ekmek kaygısı taşıyan Sahel halkları için soyut kalırken, Rusya’nın sunduğu “güvenlik ve egemenlik” vaadi daha somut bir karşılık bulmaktadır.

İstihbarat örgütlerinin devletlerarası iletişimde üstlendiği bu yeni ve proaktif rol diplomasinin doğasını da geri dönülemez biçimde değiştirmektedir. Geçmişte perde arkasında kalması ve sessiz ve derinden ilerlemesi tercih edilen bu kurumlar, günümüzde kamu diplomasisinin ve psikolojik harekâtın birincil aktörleri haline gelmiştir. SVR örneğinde görüldüğü üzere, istihbaratın sağladığı veriler veya kurguladığı iddialar diplomatik notaların yerini alan sert güç gösterilerine dönüşmektedir. Bu yöntem devletlerin resmi sorumluluk almadan “gri alan” stratejileriyle rakiplerini yıpratmasına olanak tanıyan tehlikeli bir emsal oluşturmaktadır.

Önümüzdeki dönemde Afrika’daki rekabetin dozunun artmasıyla birlikte bu tür istihbarat kaynaklı açıklamaların ve suçlamaların sıklaşacağı öngörülebilir. Fransa’nın ve Batılı müttefiklerinin bu yeni savaş türüne verecekleri yanıt, kıtadaki varlıklarını ve küresel güç dengesindeki konumlarını doğrudan etkileyecektir. Batı başkentleri sadece Rusya’yı suçlayan reaktif bir tutum sergilediği takdirde inisiyatifi tamamen Moskova’ya kaptırma riskiyle yüzleşecektir. Afrika’nın ihtiyaçlarına yönelik somut, kapsayıcı ve eşitlikçi bir politika üretilmediği sürece SVR’nin ürettiği bu tür anlatılar her zaman alıcı bulmaya devam edecektir.

Sonuç olarak Afrika jeopolitiğinde tankların gürültüsü ve diplomatik nezaket yerini kelimelerin savaşına ve istihbarat servislerinin düellosuna bırakmaktadır. SVR’nin açıklaması kıtadaki çatışmanın fiziksel sahadan bilişsel sahaya taşındığının en net ve en sert kanıtıdır. Bu yeni cephede mühimmat top veya barut unsurundan ziyade toplumların hafızasına işlenen korkuları ve umutları tetikleyen sömürge karşıtı anlatılardır. Fransa veya Batı Bloku, bu söylem üstünlüğünü ve anlatı tekelini dengeleyemediği sürece askeri veya ekonomik hamlelerinin etkisi sınırlı kalmaya mahkûmdur. Moskova, Afrika satranç tahtasında şahı tehdit etmek yerine tahtanın zeminini ve oyunun kurallarını değiştirmeyi tercih etmiştir.


[i] “France preparing neo-colonial coups in Africa — Russian intelligence service (SVR)”, TASS, 2 Şubat 2026, https://tass.com/politics/2080207, (Erişim Tarihi: 03.02.2026).

[ii] “France is preparing neocolonial coups in Africa, Russian Foreign Intelligence Service (SVR) says”, Sputnik Africa, 2 Şubat 2026, https://en.sputniknews.africa/20260202/1083049650.html, (Erişim Tarihi: 03.02.2026).

[iii] “Russia’s repositioning in the Sahel: From Wagner to Africa Corps”, Timbuktu Institute, 29 Temmuz 2025, https://timbuktu-institute.org/index.php/toutes-l-actualites/item/1262-report-russia-s-repositioning-in-the-sahel-from-wagner-to-africa-corps, (Erişim Tarihi: 03.02.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler