Analiz

Pakistan’daki Saldırılar ve Güney Asya’da Değişen Güç Dengeleri

Pakistan-Afganistan-Hindistan hattındaki güç dengelerinin son dönemde hızla değiştiği göze çarpmaktadır.
Güney Asya jeopolitiğindeki dinamikler, çok değişken ve birbiriyle çoğu zaman bağlantılıdır.
İran’daki istikrarsız yapı, başta komşu ülkeler Pakistan ve Afganistan olmak üzere Güney Asya jeopolitiğinde büyük kırılmalar yaratabilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

1 Şubat 2026 tarihinde Pakistan’ın güneybatısındaki Belucistan eyaletinde düzenlenen eşgüdümlü saldırılar neticesinde en az 31 sivil ve 17 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiştir. Saldırıyı Beluç Kurtuluş Ordusu (BLA) üstlenirken; Pakistan, örgütün Hindistan tarafından desteklendiğini iddia ederek Yeni Delhi’yi suçlamıştır.[1] Hindistan ise bu suçlamaları reddetmiş ve Pakistan’ın dikkatleri başka yöne çekmek istediğini belirtmiştir.[2] Bir yandan İran içerisinde protestolar yükselirken ve ABD’nin saldırı tehdidi devam ederken, diğer yandan Pakistan’da terör saldırısının yaşanması, bölgedeki jeopolitik dengelerin hızla sarsıldığını göstermektedir.

Beluç örgütlerin Pakistan-İran sınırındaki saldırıları uzun yıllardır devam etmektedir. Bu mesele, özellikle Tahran-İslamabad arasında büyük siyasi gerilimlere yol açmaktadır. Özellikle İran, kendi topraklarında gerçekleşen Beluç saldırılarıyla ilgili Pakistan’ı suçlarken, çoğu zaman bu saldırılar iki ülke arasında diplomatik krize yol açmaktadır. Her ne kadar İran cephesinde Beluç örgütlerin faaliyetleri büyük oranda bastırılmış olsa da Pakistan cephesinde aynı durum söz konusu değildir. Beluç örgütler, Pakistan’da özellikle güvenlik güçlerini, Gvadar ve çevresindeki Çinli çalışanları ve altyapı projelerini hedef almasıyla dikkat çekmektedir. Pakistan, Beluç örgütlerin çoğunlukla Pakistan Talibanı (TTP) ile bağlantılı olduğunu, TTP’nin ise Afgan Talibanı’ndan destek aldığını, son saldırıdaki militanlardan bazılarının Afgan uyruklu olduğunu, ayrıca Hindistan’ın bu saldırının arkasında olduğu ileri sürmüştür.[3]

İran’ın Sistan-Belucistan eyaletinde, Pakistan’ın Belucistan bölgesinde, Orta Asya’da Fergana Vadisi’nde, Afganistan coğrafyasında ve tartışmalı Keşmir bölgesindeki örgütlerin çoğu zaman birbirleriyle bağlantılı olduğu veyahut ortak çıkarları doğrultusunda işbirliği yapabildikleri düşünülmektedir. Bu eleştiriler, bölge devletleri tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Bu yüzden bölge devletleri arasında söz konusu örgütlere karşı işbirliği yapılmasına son derece ihtiyaç duyulmaktadır. Bahsi geçen örgütlerin arasındaki simbiyotik bağlar sebebiyle Güney Asya jeopolitiğindeki dinamikler de çok değişken ve birbiriyle çoğu zaman bağlantılıdır. Bu bakımdan İran dahil olmak üzere Pakistan, Afganistan, Orta Asya ülkeleri, Bangladeş, Hindistan, Myanmar ve Çin hattı boyunca yaşanan gelişmelerin, coğrafyanın tamamında bir “domino etkisi” yaratma potansiyeli yüksektir.

Pakistan-Afganistan-Hindistan hattındaki güç dengelerinin son dönemde hızla değiştiği göze çarpmaktadır. Özellikle Taliban’ın 2025 yılında Hindistan’la ilişkilerini geliştirmeye başlaması, bölgede gözlemlenen en önemli jeopolitik değişimlerden biridir. Fakat bu işbirliği,[4] Pakistan tarafından şüpheyle karşılanmaktadır. Öyle ki İslamabad yönetimi, Taliban ve Hindistan’ın kendisine karşı güç birliği yaptığını ileri sürmekte, her ikisine karşı da suçlamalar yöneltmekte ve onlara karşı mücadelesini kararlılıkla ve eşzamanlı olarak sürdüreceğini söylemektedir.[5]

Bu gelişmeler, şüphesiz İran jeopolitiğiyle de yakından ilgilidir. Hindistan’ın Orta Asya’ya artan ilgisi, İran ve Afganistan’a yönelik ulaştırma projelerini hayata geçirme arzusu, Yeni Delhi’nin bölgesel politikalarında belirleyici faktörlerdendir. Bu bağlamda Hindistan’ın İran, Afganistan ve Orta Asya’ya ulaşma projesi, bölgesel güç dengelerinde Pakistan’ın elini zayıflatan bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla Hindistan, ABD’nin İran’a yönelik “saldırganca” tutumunu endişeyle takip etmektedir. Nitekim Hindistan’ın Çabahar Limanı Projesi de yavaş ilerlemekte ve Amerikan baskıları nedeniyle Yeni Delhi’nin bu projeden çekildiği de sıkça dile getirilmektedir.[6] Genel manada Hindistan, İran’daki ulaştırma altyapısının modernize edilmesini desteklemekte ve ekonomik açıdan güçlü ve istikrarlı bir İran’ın ortaya çıkmasını arzulamaktadır.

Bu jeopolitik denklem nedeniyle İran, Sistan-Belucistan bölgesindeki terör saldırılarından sonra bu örgütlerin Pakistan topraklarına sığındığı gerekçesiyle çoğunlukla İslamabad Hükümeti’ni suçlamaktadır. Fakat bölgedeki bazı Beluç terör örgütleri de Pakistan topraklarında büyük saldırılar gerçekleştirmektedir. İslamabad yönetimi, bu örgütlerin TTP, Afgan Talibanı ve bölgedeki diğer köktendinci gruplardan destek aldığını ileri sürmektedir.

Bölgesel açıdan bakıldığında Pakistan ve Hindistan arasındaki güç dengelerinin çok hassas bir çizgide ilerlediği, özellikle İran’daki dinamiklerin bozulması halinde bu durumun domino etkisiyle Güney Asya’yı sarsabileceği söylenebilir. Bu yüzden komşu ülkeler Pakistan, Hindistan ve Çin’in İran’daki olası bir Amerikan müdahalesine karşı birlikte bir tutum sergilemeleri, bu devletlerin ortak çıkarlarına uygun görünmektedir. Öyle ki İran’daki istikrarsız yapı, başta komşu ülkeler Pakistan ve Afganistan olmak üzere Güney Asya jeopolitiğinde büyük kırılmalar yaratabilir. Örneğin, bu konuda potansiyel risklerin farkında olan Türkiye, ABD ile İran arasında arabuluculuk yapmaya çalışmaktadır. Diğer yandan Pakistan, Hindistan ve Çin arasındaki anlaşmazlıklar, bu ülkelerin batı komşuları olan İran’a yönelik yaklaşımlarında ortak-kolektif bir strateji geliştirmelerini zorlaştırmaktadır.

Halbuki İran’daki gelişmeler, devamında bir domino etkisiyle Pakistan’daki dinamikleri etkiyebilir, aynı zamanda Hindistan’ın Çabahar Projesi ve Afganistan’a ulaşma çabaları tamamen suya düşebilir ve Çin’in İran’dan geçen Kuşak ve Yol Girişimi projeleri (güney koridoru) başarısızlığa uğrayabilir. Dolayısıyla ABD’nin İran’a yönelik tehdidi, esasında Asya jeopolitiğinde yeni bir dizayn çabasına işaret edebilir. Fakat bu tehlike hakkında uyanık-ihtiyatlı olması gereken bölge aktörleri, birbirleriyle politik kavgaya girişmekte ve çoğunlukla terör örgütleri üzerinden gerçekleşen “bölgeyi dizayn çabalarına” karşı kolektif bir strateji geliştirememektedirler.

Sonuç olarak, son bir yıllık periyotta Taliban-Hindistan arasında gelişen ilişkiler, ABD’nin İran’a yönelik artan tehdidi ve Beluç örgütlerin Pakistan’daki terör saldırılarında görülen artış, Güney Asya’daki güç dengelerinin hızla değiştiğine işaret etmektedir. Bu dengelerin hızla değişmesi karşısında bölge devletlerinin izleyeceği politikalar ve önleyici stratejiler son derece önem kazanmaktadır. Bu bağlamda Pakistan, İran, Hindistan ve Çin gibi bölge devletleri arasındaki istişarelerin artırılması ve kolektif stratejilerin geliştirilmesi, bölgesel güvenlik ve istikrar adına oldukça faydalı olacaktır. Nihayetinde “bölgenin geleceğine yine bölge ülkelerinin karar vermesi” ilkesi, Avrasya coğrafyasında takip edilmesi gereken en temel dış politika prensibi olarak karşımıza çıkmaktadır.   

[1] “Pakistan: 145 militants killed after suicide and gun attacks”, DW, https://www.dw.com/en/pakistan-145-militants-killed-after-suicide-and-gun-attacks/a-75750607, (Erişim Tarihi: 02.02.2026).

[2] Aynı yer.

[3] “Pakistan: Belucistan’da 145 ‘Hindistan destekli terörist’ öldürüldü”, Euronews, https://tr.euronews.com/2026/02/02/pakistan-belucistanda-145-hindistan-destekli-terorist-olduruldu, (Erişim Tarihi: 02.02.2026).

[4] “Taliban-Hindistan Yakınlaşması ve Güney Asya’nın Değişen Jeopolitiği”, ANKASAM, https://www.ankasam.org/anka-analizler/taliban-hindistan-yakinlasmasi-ve-guney-asyanin-degisen-jeopolitigi/

[5] “Asif says Pakistan ready to confront Taliban and India simultaneously”, Amu tv, https://amu.tv/220087/, (Erişim Tarihi: 02.02.2026).

[6] “Did India just withdraw from Iran’s Chabahar Port under US pressure?”, Trt World, https://www.trtworld.com/article/e9605c09d611, (Erişim Tarihi: 02.02.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler