Analiz

Meloni’nin Bakü Ziyareti: AB Enerji Jeopolitiğinde Eksen Kayması mı?

2022 yılında başlayan savaş, Berlin-Moskova merkezli Avrupa enerji politikasının kırılganlığı görünür hale getirmiştir.
AB, alternatif ve siyasi olarak daha yönetilebilir güvenli koridorlara yönelmek zorunda kalmıştır.
Avrupa’nın yeni enerji stratejisinde kaynak güvenliği ile koridor güvenliği birlikte ele alınmaktadır.

Paylaş

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 4 Mayıs 2026 tarihinde Erivan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesine katıldıktan sonra Bakü’yü ziyaret etmiştir. Temaslar esnasında enerjiden ekonomiye ve altyapıdan güvenliğe kadar geniş bir alanda işbirliği konuşulmuştur. Bu konuda Meloni, “Çevremizde istikrarsızlık ne kadar artarsa sahip olduğumuz güvenilir ilişkileri güçlendirmek o kadar önemli hale geliyor. İtalya ile Azerbaycan arasındaki ilişki de bu güvenilirliklerden biridir.”açıklamasında bulunmuştur.[i] Aynı tarihlerde Bakü’yü ziyaret eden Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da Azerbaycan’ı “güvenilir ve değerli enerji ortağı” olarak tanımlamıştır.[ii]

Her iki liderin açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde Rusya sonrası Avrupa enerji mimarisinin yeniden inşasında Avrupa’nın Güney Kafkasya’ya, bilhassa Azerbaycan’a yönelik ilgisinin arttığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Meloni’nin Bakü ziyareti yalnızca İtalya’nın Azerbaycan gazına duyduğu ilgiyi göstermemekte; aynı zamanda AB’nin uzun yıllar Berlin-Moskova ekseni etrafında şekillenen kuzey merkezli enerji düzeninin Hazar-Anadolu-Adriyatik olmak üzere güney eksenli jeopolitik mimariye evrilmeye başladığını göstermektedir. Zira Rusya-Ukrayna Savaşı’na kadar Avrupa enerji politikası, Almanya ve Rusya karşılıklı bağımlılığı üzerinden şekillenmiştir. 

Almanya için Rus gazı, sanayi rekabetçiliğini koruyacak ve AB içinde siyasi ağırlığını pekiştirecek bir araç; Rusya için ise AB pazarına erişim ve AB içinde siyasi nüfuzunu derinleştirecek fırsat oluşturmaktadır. Bu karşılıklı bağımlılığın somut çıktısı ise Kuzey Akım projesiyle sağlanmıştır. Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 projesi ile Almanya ulaşması planlanan 110 milyar metreküp,[iii] birçok AB üyesinin yıllık gaz tüketiminden daha fazladır. AB’nin birincil enerji kaynağının doğalgaz olduğu göz önünde bulundurulduğunda Kuzey Akım projesi, Almanya’yı Rus gazının dağıtımında koordinasyon merkezi haline geldiğini göstermektedir. 

Ancak 2022 yılında başlayan savaş Berlin-Moskova merkezli Avrupa enerji politikasının kırılganlığı görünür hale getirmiştir. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, enerji bağımlılığın neden olduğu riskleri; Kuzey Akım sisteminin devre dışı kalması, fiziksel altyapının ne kadar hassas olduğunu; enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, enerji güvenliğinin siyasi istikrarı da etkilediğini, dolayısıyla Avrupa’nın enerji güvenliğinde tek merkezli kuzey modelinin sürdürülemez olduğunu göstermiştir. Yaşanan bu kırılmayla beraber AB, alternatif ve siyasi olarak daha yönetilebilir güvenli koridorlara yönelmek zorunda kalmıştır. Bu noktada sıvılaştırılmış doğal gaz terminallerine yaptığı yatırımlar, Dedeağaç çevresindeki altyapı, Balkan ülkelerine uzanan bağlantı projeleri ve Doğu Akdeniz diplomasisiyle ilk bakışta Yunanistan, Avrupa’nın güneydoğusunda enerji giriş kapısı olarak öne çıkmıştır.[iv] Ancak enerji jeopolitiğinde giriş noktası olmak ile enerji akışını yöneten merkez aktör olmak aynı şey değildir. 

Enerji merkezi olacak ülkenin, geçiş coğrafyasına sahip olmasının ötesinde farklı kaynaklardan gelen enerjiyi bir araya getirebilmesi, bu enerjiyi büyük bir iç pazarla destekleyebilmesi ve Avrupa’nın diğer sanayi merkezlerine yeniden yönlendirebilmesi gerekmektedir. Bu özellikler göz önünde bulundurulduğunda, kuzeyde uzun yıllar Almanya’nın üstlendiği enerji koordinasyon rolünü üstlenecek en güçlü adayın büyük iç pazarı, çoklu kaynak erişimi ve Avrupa içi yeniden dağıtım kapasitesi nedeniyle İtalya olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İtalya, son iki yıldır Cezayir, Libya, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve son olarak Azerbaycan ile yoğun enerji diplomasisi yürütmekte ve Cezayir ve Libya üzerinden Kuzey Afrika gazını, Katar ve Körfez ülkeleri üzerinden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) kapasitesini, Azerbaycan üzerinden Hazar havzasını aynı enerji denklemine bağlamaya çalışmaktadır. Bu çok yönlü girişim, Avrupa enerji jeopolitiğinde Berlin-Moskova ekseni şekillenen kuzey merkezli düzenin sarsılmasıyla meydana gelen boşluğun güneyden doldurulabileceğini göstermektedir. 

Bu bağlamda Meloni’nin Bakü ziyareti, Akdeniz’den Hazar’a uzanan zincirin önemli bir halkasını tamamlama girişimi olarak değerlendirilebilir. Çünkü Avrupa enerji jeopolitiğinde yaşanan eksen kayması yalnızca kuzeyden güneye doğru bir geçişi ifade etmemektedir; aynı zamanda Rusya merkezli hacmi yüksek, siyasi olarak kırılgan tedarik modelinden çeşitlendirilmiş ve jeopolitik olarak daha güvenilir bir enerji mimarisine geçişi ifade etmektedir. Bu dönüşüm sürecinde Azerbaycan, Avrupa açısından tedarikçi ülke olmanın ötesinde; Rusya’ya alternatif bir kaynak, Rusya sonrası Avrupa enerji güvenliğinin kırılganlığını azaltan güvenli bir koridor ve ihtiyaç halinde kapasitesi arttırılabilecek bir altyapı sunmaktadır. 

Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz de açıkça göstermiştir ki Avrupa için artık esas mesele enerji açığını sayısal olarak karşılamak değil; enerjiyi siyasi krizlere, deniz güvenliği risklerine ve küresel fiyat dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı güzergahlar üzerinden temin edebilmektir. Bu bağlamda Meloni’nin Bakü’de enerji ve bağlantısallığı aynı madalyonun iki yüzü olduğunu vurgulaması, Roma’nın kendisini Hazar gazı için Avrupa’ya açılan siyasi ve ekonomik geçit olarak konumlandırması ve İtalya-Azerbaycan savunma işbirliğinin gündeme getirmesi,[v]Avrupa’nın yeni enerji stratejisinde kaynak güvenliği ile koridor güvenliğinin birlikte ele alındığını göstermektedir. Dolayısıyla Hazar gazının Güney Kafkasya üzerinden Türkiye’ye oradan Avrupa iç pazarına kesintisiz bir şekilde ulaşıyor olması, Bakü’yü enerji üreten ülke olmanın yanı sıra Avrupa’da savaş sonrası şekillenen güney eksenli enerji mimarisinin başlangıç noktalarından biri haline getirmektedir. 

Bu noktada Avrupa’nın Azerbaycan gazıyla birlikte Azerbaycan üzerinden şekillenebilecek daha büyük bir enerji coğrafyasını hedeflediğini belirtmek gerekmektedir. Bilhassa dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerinden birine sahip olan Türkmenistan’ın ağırlıklı olarak doğuya yönelen doğalgaz rotasının batıya çevrilmesinde Azerbaycan, üç açıdan önemli aktör haline gelmektedir. Birincisi, halihazırda Azerbaycan gazının Avrupa’ya ulaştığı mevcut ve işleyen bir sistem vardır ve bu altyapı genişletilebilir. İkincisi Azerbaycan, 1992 yılından beri Avrupa enerji şirketleri, boru hattı konsorsiyumları ve bölgedeki transit ülkelerle çalışan yani kurumsal deneyimi olan bir ortaktır. Üçüncüsü ise Azerbaycan’a Türkmenistan gibi yüksek rezervli yeni kaynaklar bağlandığında Güney Koridoru’nun stratejik ağırlığı artabilir. Dolayısıyla Azerbaycan, Avrupa’nın enerji güvenliğinde kaynak ülke olmanın ötesinde Hazar’dan Orta Asya’ya uzanan daha geniş enerji coğrafyasını Avrupa’ya bağlayabilecek jeopolitik bir düğüm noktasıdır.

Peki bugün Hazar havzasından, ilerleyen dönemlerde Türkmenistan gazı ya da daha geniş pencereden Orta Asya hidrokarbonlarını sisteme dahil etmek ihtimali göz önünde bulundurulduğunda Avrasya enerji coğrafyasından kaynaklar, Avrupa’ya hangi güvenilir jeopolitik güzergah üzerinden ulaştırılacak? Bu sorunun sahadaki en somut ve işler cevabı mevcut altyapı, siyasi tecrübe ve coğrafi süreklilik açısından Hazar-Kafkasya-Türkiye-Avrupa güzergahı yani Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru Hattı’dır. Bir başka ifadeyle güney eksenli şekillenen yeni Avrupa enerji stratejisinin enerji kaynaklarından biri olan Azerbaycan ile Avrupa içi dağıtım ve koordinasyon merkezi olmayı hedefleyen İtalya’yı birbirine bağlayan, sistemi işler hale getiren ve gelecekte Türkmenistan gibi yeni kaynakların Avrupa’ya entegrasyonunu sağlayan jeopolitik güzergahın kilit noktası Türkiye’dir. Dolayısıyla Avrupa’nın Bakü’ye artan ilgisiyle beraber Rusya sonrası şekillenen yeni enerji ekseninde Ankara’nın Avrupa açısından vazgeçilmezliği görünür hale gelmektedir. 

Sonuç olarak Meloni’nin Bakü ziyaretini, yalnızca İtalya-Azerbaycan arasında gerçekleşen diplomatik bir temas olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır. Söz konusu ziyaret, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası başlayan Avrupa enerji jeopolitiğinde güç dağılımının sahadaki yansıması olarak okunabilir. Zira uzun yıllar Baltık üzerinden şekillenen Avrupa enerji jeopolitiğinin Hazar’a kaydığı; enerji koordinasyon rolünün Almanya’dan güneydeki en güçlü aday olan İtalya’ya geçme olasılığının güçlendiği; Anadolu üzerinden Roma’ya uzanan güney koridorunun Avrupa enerji güvenliğinin yeni ekseni olarak öne çıktığı yapısal bir dönüşüm yaşanmaktadır.


[i] Esmira Aliyeva & Saida Rustamova, “İtalya Başbakanı Meloni’den Bakü ziyareti: Enerji tedariki gündemde”, Euronews, https://tr.euronews.com/2026/05/05/italya-basbakani-meloniden-baku-ziyareti-enerji-tedariki-gundemde, (Erişim Tarihi:12.05.2026).

[ii] “Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev Kallas’ı kabul etti: Enerji ve stratejik ortaklık mesajı”, Haber Global, https://haberglobal.com/gundem/azerbaycan-cumhurbaskani-aliyev-kallasi-kabul-etti-enerji-ve-stratejik-ortaklik-mesaji-522671, (Erişim Tarihi:12.05.2026).

[iii] “Russia’s Nord Stream 2 Natural Gas Pipeline to Germany Halted”, Congress.gov, https://www.congress.gov/crs-product/IF11138, (Erişim Tarihi:12.05.2026).

[iv] “Guilfoyle: Greece emerging as key energy gateway to Europe”, Ekathimerini, https://www.ekathimerini.com/economy/energy/1295669/guilfoyle-greece-emerging-as-key-energy-gateway-to-europe/, (Erişim Tarihi:12.05.2026).

[v] “Aytan Farhadova, Italy’s Meloni visits Baku, talks energy cooperation with Aliyev”, OC Meida, https://oc-media.org/italys-meloni-visits-baku-talks-energy-cooperation-with-aliyev/, (Erişim Tarihi:12.05.2026).

Gamze BAL
Gamze BAL
Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Akabinde Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda başladığı yüksek lisans eğitimini “1992 Sonrası Avrupa Birliği’nin Filistin-İsrail Sorununa Yaklaşımı” başlıklı teziyle tamamlamıştır. 2021-2022 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği Anabilim Dalı’nda doktora ders dönemini tamamlamıştır. Halihazırda Bal, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine devam etmektedir. İleri derecede İngilizce bilen Bal’ın başlıca çalışma alanları, Avrupa Birliği, güvenlik, etnik çatışmalar ve çatışma çözümü yöntemleridir.

Benzer İçerikler