Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Küba arasındaki ilişkiler, uzun yıllardır yaptırımlar, ideolojik rekabet ve güvenlik tartışmaları üzerinden şekillenmiştir. Son dönemde yaşanan gelişmeler ise iki ülke arasındaki gerilimin yeni bir boyuta taşındığını göstermiştir. Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe’ın Havana’da Kübalı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşme, Washington’un Küba’ya yönelik politikasında hem baskı hem de kontrollü diyalog stratejisini aynı anda uygulamaya çalıştığını ortaya koymaktadır. Ancak aynı süreçte Küba’nın eski Lideri Raul Castro hakkında dava hazırlığı yapılması, ilişkilerde tansiyonun yeniden yükselebileceğini göstermektedir.
ABD’nin Küba’ya yönelik 100 milyon dolarlık yardım teklifini yenilemesi, ilk bakışta insani bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte Washington yönetiminin yardımın dağıtımını Küba Hükümeti yerine Katolik Kilisesi ve bağımsız kuruluşlar aracılığıyla yapmak istemesi, bu yardımın aynı zamanda siyasi bir araç olarak görüldüğünü göstermektedir. ABD yönetimi, yardım mekanizmasını doğrudan devlet yapısının dışına çıkararak Küba Hükümeti’nin meşruiyetini zayıflatmayı hedeflememektedir. Bu yaklaşım, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin çeşitli ülkelerde uyguladığı “insani baskı diplomasisi” yöntemlerinin devamı niteliğinde görülebilir.
Küba tarafı ise sorunun temel kaynağının yardım eksikliği değil, ABD’nin uyguladığı enerji ve ekonomik ambargo olduğunu savunmaktadır.[i] Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, Washington’un yardım teklifinden önce yaptırımları hafifletmesi gerektiğini belirtmiştir. Özellikle petrol ambargosunun ülke ekonomisi üzerinde yarattığı baskı son aylarda kritik seviyeye ulaşmıştır. Dizel ve fuel-oil stoklarının tükenmesi, elektrik üretim sisteminin ciddi şekilde zarar görmesine neden olmuştur. Bunun sonucunda ülke genelinde uzun süreli elektrik kesintileri yaşanmıştır.
Enerji krizinin derinleşmesi yalnızca ekonomik alanı değil, toplumsal hayatı da doğrudan etkilemektedir. Hastanelerin normal kapasitede çalışamadığı, okulların ve bazı kamu kurumlarının geçici olarak kapatıldığı belirtilmektedir. Küba gibi merkezi planlamaya dayalı bir ekonomide enerji altyapısının aksaması, tüm kamu hizmetlerinin zincirleme biçimde etkilenmesine yol açmaktadır. Bu durum halkın günlük yaşamında ciddi bir memnuniyetsizlik yaratmaktadır.
Son haftalarda Havana başta olmak üzere çeşitli bölgelerde protestoların görülmesi, ekonomik sıkıntının siyasal sonuçlar doğurmaya başladığını göstermektedir. Elektrik kesintileri nedeniyle sokaklara çıkan yüzlerce kişi yolları kapatmış ve hükümet karşıtı sloganlar atmıştır. Bu gösteriler, 2021 protestolarından sonra Küba’da görülen en dikkat çekici toplumsal hareketliliklerden biri olarak değerlendirilmiştir. Özellikle “ışıkları açın” sloganlarının öne çıkması, protestoların doğrudan yaşam koşullarına bağlı geliştiğini göstermektedir.
Washington yönetimi ise Küba’yı Batı yarımkürede “güvenli liman” olmaktan çıkarmak istediğini ifade etmiştir. CIA Direktörü Ratcliffe’in Havana ziyaretinde güvenlik işbirliği, ekonomik istikrar ve istihbarat konularının ele alındığı açıklanmıştır. ABD açısından mesele yalnızca Küba’nın iç durumu değildir. Washington, Çin, Rusya ve İran gibi aktörlerin Karayipler’de artan etkisini de dikkate almaktadır. Bu nedenle Küba’nın tamamen çökmesi ya da rakip güçlerin nüfuz alanına dönüşmesi, ABD açısından stratejik risk olarak görülmektedir.[ii]
Washington’un Havana’yla diyalog kurarken aynı anda Raul Castro hakkında dava hazırlığı yürütmesi dikkat çekmiştir. 1996 yılında “Yardıma Koşan Kardeşler” isimli örgüte ait iki uçağın Küba savaş uçakları tarafından düşürülmesi ve dört kişinin ölmesi, ABD’de uzun yıllardır tartışılan bir konu olmuştur. Şimdi bu olay üzerinden Raul Castro’ya yönelik suçlama hazırlanması, yalnızca hukuki değil aynı zamanda siyasi bir mesaj olarak değerlendirilmektedir.
Bu gelişme, Donald Trump döneminde yeniden sertleşen Küba politikasının devamı niteliğinde görülmektedir. Trump yönetimi özellikle ikinci döneminde Latin Amerika’daki sol hükümetlere karşı daha agresif bir yaklaşım benimsemektedir. Küba’ya petrol gönderen ülkelere yönelik tarife tehditleri de bu stratejinin parçası olmaktadır. Özellikle Venezuela ve Meksika üzerinden gelen petrol akışının azalması, Küba’daki enerji krizini daha da ağırlaştırmaktadır.
Küba yönetimi ise ABD’nin yaptırımlarını “ekonomik savaş” olarak tanımlamaktadır.[iii] Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, Washington’un uyguladığı politikaların yasa dışı ve kötü niyetli olduğunu ifade etmiştir. Havana yönetimine göre ABD, bir taraftan ambargoyu sertleştirirken diğer taraftan yardım teklif ederek siyasi baskıyı artırmaya çalışmıştır. Bu nedenle yardım önerisinin Küba kamuoyunda tam anlamıyla olumlu karşılık bulmadığı görülmektedir.
ABD’nin yardım teklifini tamamen reddetmeyen bir yaklaşım da dikkat çekmektedir. Kübalı yetkililer, “iyi niyetli ve gerçek işbirliği amaçlı” yardımların prensip olarak reddedilmediğini açıklamıştır.[iv] Bu ifade, Havana’nın tamamen kapıları kapatmak istemediğini göstermektedir. Ancak yardımın hangi şartlarda ve hangi kurumlar aracılığıyla dağıtılacağı konusu temel anlaşmazlık noktası olmaya devam etmektedir.
Latin Amerika açısından bakıldığında ise Küba’daki enerji krizinin bölgesel etkiler yaratma ihtimali bulunmaktadır. Uzun süreli ekonomik çöküş ve toplumsal huzursuzluk, Karayipler’den yeni düzensiz göç hareketlerini tetikleyebilir. Özellikle ABD kıyılarına yönelik deniz göçlerinin artması ihtimali, Washington’un güvenlik hesaplamalarında önemli yer tutmaktadır. Bu nedenle ABD’nin tamamen rejim değişikliği odaklı değil, kontrollü baskı ve sınırlı istikrar yaklaşımı geliştirdiği görülmektedir.
Raul Castro’ya yönelik olası dava süreci ise iki ülke arasındaki müzakereleri yeniden çıkmaza sokabilir. Küba devriminin sembol isimlerinden biri hakkında dava açılması, Havana yönetimi tarafından doğrudan siyasi saldırı olarak yorumlanabilir. Bu durum, son dönemde başlayan güvenlik ve istihbarat diyaloğunu da sekteye uğratabilir.
Sonuç olarak ABD ile Küba arasındaki ilişkiler yeni bir geçiş dönemine girmiştir. Washington yönetimi, bir yandan ekonomik baskıyı artırırken diğer yandan kontrollü diyalog ve yardım mekanizmaları üzerinden Havana üzerinde nüfuz kurmaya çalışmaktadır. Küba ise enerji krizinin ağır etkileri altında yaptırımların kaldırılmasını temel öncelik olarak görmektedir. Ancak Raul Castro’ya yönelik olası dava hamlesi, iki ülke arasındaki gerilimin yeniden sertleşmesine neden olabilecek önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Önümüzdeki süreçte enerji krizi, toplumsal protestolar ve ABD’nin baskı politikalarının Karayipler’de yeni jeopolitik kırılmalar yaratma ihtimali artmaktadır.
[i] Gribben, Paul, and Tom McArthur. “CIA Chief Visits Cuba as Energy Crisis Worsens”, BBC News, https://www.bbc.com/news/articles/cd7pyrj0vx7o, (Erişim Tarihi: 17.05.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] Aynı yer.
[iv] Aynı yer.
