Rusya-Ukrayna Savaşı’nın uzaması, Avrupa güvenlik mimarisinde uzun süredir tartışılan birçok yaklaşımın yeniden değerlendirilmesine neden olmuştur. Özellikle Avrupa Birliği’nin (AB) doğu sınırına yönelik politikalarında güvenlik kaygılarının giderek daha belirleyici hale geldiği görülmektedir. Uzun yıllar boyunca demokratikleşme, ekonomik entegrasyon ve normatif dönüşüm ekseninde ilerleyen AB genişleme politikası, son dönemde daha jeopolitik ve güvenlik merkezli bir karakter kazanmaya başlamıştır.[i] Bu dönüşüm, AB’nin yalnızca ekonomik ve siyasi bir birlik olmanın ötesine geçerek daha fazla stratejik aktör gibi hareket etmeye başladığı yönündeki tartışmaları da güçlendirmektedir.
Ancak AB’nin güvenlik alanındaki kapasitesi hâlen sınırlıdır. Birliğin ortak savunma mekanizmalarının tam anlamıyla bütünleşmemiş olması, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) olan bağımlılığın devam etmesi ve üye devletler arasındaki stratejik öncelik farklılıkları, AB’nin güvenlik alanındaki kırılganlıklarını görünür kılmaktadır. Bu nedenle AB’nin doğuya yönelik genişleme süreci yalnızca normatif bir entegrasyon politikası değil aynı zamanda güvenlik açığını dış çevre üzerinden yönetme girişimi olarak da değerlendirilebilir. Başka bir ifadeyle AB, kendi güvenlik kapasitesindeki eksiklikleri doğu sınırında yeni stratejik alanlar oluşturarak telafi etmeye çalışmaktadır. Fakat bu durum aynı zamanda yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Çünkü AB’nin doğuya doğru genişlemesi, birliğin güvenlik sınırlarını genişletirken aynı zamanda daha kırılgan, ekonomik olarak zayıf ve güvenlik tehdidine açık bölgeleri de Avrupa sistemine yaklaştırmaktadır. Bu nedenle son dönemde AB politikalarında daha faydacı ve realist bir yaklaşımın güç kazandığı görülmektedir. Özellikle Moldova örneği, Polonya ve Baltık hattındaki güvenlik politikaları ve Rusya’ya yönelik çevreleme anlayışı, AB’nin geleneksel normatif kimliği ile yeni jeopolitik refleksleri arasındaki dönüşümü görünür kılmaktadır.
Bu çerçevede AB’nin doğu sınırında gelişen yeni güvenlik yaklaşımını Moldova, Polonya ve Letonya örnekleri üzerinden incelemek, savaşın uzamasının ve doğu hattındaki entegrasyon sürecinin Avrupa’nın sistem içindeki rolünü nasıl dönüştürdüğünü tartışmak adına anlamlı olacaktır. Bu bağlamda Moldova ve Ukrayna’ya aday ülke statüsü verilmesi, yalnızca demokratik dönüşüm perspektifiyle açıklanabilecek bir süreç değildir. Bu hamleler aynı zamanda Rusya’nın Avrupa çevresindeki nüfuz alanını sınırlandırmayı hedefleyen jeopolitik kararlar olarak da değerlendirilmektedir. Bununla birlikte AB’nin güvenlik aktörü haline gelme süreci kendi içinde önemli çelişkiler barındırmaktadır. Birlik, doğuya doğru genişleyerek stratejik derinlik kazanmaya çalışırken aynı zamanda daha savunmasız bölgeleri Avrupa güvenlik sistemine dahil etmektedir. Özellikle ekonomik kırılganlıkları yüksek, enerji bağımlılığı bulunan ve hibrit tehditlere açık devletlerin entegrasyonu, AB’nin yönetmesi gereken güvenlik yükünü de artırmaktadır. Dolayısıyla ortaya paradoksal bir durum çıkmaktadır. AB, güvenliğini artırmak amacıyla genişlerken aynı zamanda daha fazla güvenlik riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Moldova, AB’nin doğu politikasındaki dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biridir. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Moldova’nın Avrupa güvenliği açısından daha kritik bir konuma yerleştiği görülmektedir. Özellikle Transdinyester Sorunu, Rusya’nın bölgedeki etkisi, enerji bağımlılığı ve ülkenin jeopolitik kırılganlığı, Moldova’yı Avrupa açısından stratejik bir güvenlik alanına dönüştürmektedir. Bu süreçte AB’nin Moldova’ya yönelik siyasi ve askeri desteği de belirgin şekilde artmıştır. Radar sistemleri, güvenlik yardımları, mali destek paketleri ve adaylık sürecinin hızlandırılması, Moldova’nın yalnızca siyasi olarak değil güvenlik perspektifi üzerinden de Avrupa sistemine entegre edilmeye çalışıldığını göstermektedir.[ii]
AB açısından Moldova, Avrupa’nın doğusunda oluşabilecek güvenlik boşluklarını engelleyecek önemli bir tampon alan işlevi görmektedir. Kısa vadede Moldova’nın AB ile yakınlaşması, ülkeye güvenlik garantileri ve uluslararası destek sağlayabilir. Ancak Moldova’nın ekonomik kapasitesi, enerji bağımlılığı ve iç siyasi kırılganlıkları dikkate alındığında Avrupa entegrasyonunun ciddi maliyetler yaratma ihtimali de bulunmaktadır. Özellikle Rus enerji sisteminden uzaklaşma süreci ve ekonomik dönüşüm baskıları, Moldova içerisinde sosyal ve ekonomik gerilimleri artırabilir. Diğer taraftan Moldova’nın “tampon bölge” işlevi kazanması, ülkenin uzun vadede kalıcı bir jeopolitik baskı alanına dönüşmesine de neden olabilir. Çünkü AB ve Rusya arasındaki stratejik rekabetin sertleşmesi durumunda Moldova, yalnızca bir aday ülke değil aynı zamanda iki güç alanı arasında sıkışmış bir güvenlik sahası haline gelebilir. Bu durum hem Moldova’nın iç istikrarını zorlayabilir hem de AB’nin doğu sınırında kalıcı bir güvenlik yükü oluşturabilir. Dolayısıyla Moldova örneği, AB’nin güvenlik merkezli genişleme stratejisinin kısa vadeli kazanımlarla birlikte uzun vadeli kırılganlıklar da üretebileceğini göstermektedir.
AB’nin doğu sınırında güvenlik tehditlerinin en yoğun hissedildiği ülkelerin başında Polonya ve Letonya gelmektedir. Bu ülkeler açısından “Rusya tehdidi” yalnızca askeri bir mesele değildir. Tarihsel hafıza, Sovyet geçmişi, sınır güvenliği, kimlik politikaları ve rejim güvenliği gibi unsurlar, tehdit algısının çok daha derin ve yapısal hale gelmesine neden olmaktadır. Özellikle Polonya’da son dönemde hibrit saldırılar, siber tehditler, sınır krizleri ve Rusya bağlantılı güvenlik tartışmaları daha görünür hale gelmiştir.[iii] Benzer şekilde Baltık hattında da hava sahası ihlalleri, insansız hava araçları ve dezenformasyon faaliyetleri, bölgesel güvenlik kaygılarını artırmaktadır.[iv] Bu gelişmeler, Polonya ve Baltık ülkelerini NATO ile daha yakın güvenlik işbirliklerine yöneltirken; Avrupa’nın doğu sınırında daha sert bir savunma hattı oluşmasına neden olmaktadır.
Ancak bu süreç yalnızca mevcut savaşla sınırlı değildir. Rusya ile savaşın sona ermesi durumunda dahi Polonya ve Letonya gibi ülkelerde güvenlik algısının kolay kolay değişmeyeceği görülmektedir. Çünkü bu devletlerin tarihsel deneyimleri, Rusya’yı geçici değil yapısal bir tehdit olarak algılamalarına yol açmaktadır. Bu nedenle bugün alınan savunma kararları ve artan militarizasyon, savaş sonrasında dahi Rusya’yla ilişkilerin normalleşmesini zorlaştırabilir. Ayrıca AB’nin doğu hattında güvenlik reflekslerini sertleştirmesi, Avrupa-Rusya ilişkilerinde uzun vadeli bir “Soğuk Barış” döneminin ortaya çıkmasına ve sistemde yeni bir “Demir Perde” oluşmasına da neden olabilir. Bu durum, Avrupa güvenlik mimarisinde kalıcı kutuplaşmaları derinleştirirken özellikle Polonya ve Baltık ülkelerinin Washington’a daha fazla yaklaşması ve ABD güvenlik şemsiyesine bağımlılığının artması, AB’nin stratejik özerklik hedefleri açısından da yeni tartışmalar yaratmaktadır.
Sonuç olarak Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte AB’nin doğu sınırında ortaya çıkan güvenlik ortamı, birliğin geleneksel normatif genişleme anlayışını giderek daha jeopolitik ve güvenlik merkezli bir yapıya dönüştürmektedir. Moldova’nın Avrupa sistemine hızla entegre edilmeye çalışılması, Polonya ve Letonya hattında artan savunma refleksleri ve hibrit tehdit algıları, AB’nin doğu cephesinde yeni bir güvenlik kuşağı oluşturma arayışına işaret etmektedir. Ancak bu süreç, AB’ye stratejik derinlik kazandırırken ekonomik olarak kırılgan, güvenlik riski yüksek ve yönetilmesi zor alanları da Avrupa sistemine dahil etmektedir. Bununla birlikte Polonya ve Baltık ülkelerinde derinleşen güvenlik kaygıları, Rusya’yla savaş sonrası dönemde dahi kalıcı bir güvensizlik ortamının devam edebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla AB’nin doğu cephesinde inşa edilen yeni güvenlik mimarisi, Avrupa’yı kısa vadede daha korunaklı hale getirebilir, ancak uzun vadede kıtayı daha sert ve kalıcı bir jeopolitik rekabet alanına da dönüştürebilir.
[i] L’EXPRESS, “Au lieu d’attendre que la guerre nous rassemble, unissons-nous pour la prévenir: l’appel de 25”, L’Express, https://www.lexpress.fr/monde/europe/au-lieu-dattendre-que-la-guerre-nous-rassemble-unissons-nous-pour-la-prevenir-lappel-de-25-2RWQP5FBGRCPHKLUQF23MVVD5Y/, (Erişim Tarihi: 10.05.2026).
[ii] EEAS, “Moldova: Press remarks by High Representative/Vice-President Kaja Kallas at the joint press conference with President Maia Sandu”, European Union External Action, https://www.eeas.europa.eu/eeas/moldova-press-remarks%C2%A0-high-representativevice-president-kaja-kallas-joint-press-conference-maia_en, (Erişim Tarihi: 10.05.2026).
[iii] FRANCEINFO, “En Pologne, une montée sans précédent des attaques hybrides russes, selon la sécurité intérieure”, Franceinfo, https://www.franceinfo.fr/monde/europe/en-pologne-une-montee-sans-precedent-des-attaques-hybrides-russes-selon-la-securite-interieure_7989512.html, (Erişim Tarihi: 10.05.2026).
[iv] CELSALAB, “Ukraine – Russie: Des drones russes s’écrasent en Lettonie, Moscou évoque une attaque massive ukrainienne”, CelsaLab, https://celsalab.fr/2026/05/07/ukraine-russie-des-drones-russes-secrasent-en-lettonie-moscou-evoque-une-attaque-massive-ukrainienne/, (Erişim Tarihi: 10.05.2026).
