Analiz

ABD’nin UCM Doktrini Karşısında Çin’in Yeni Küresel Yönetişim Modeli

Küresel Güney devletleri, adalet arayışlarını artık Lahey veya New York merkezli kurumlarda aramamalıdır.
UCM, evrensel adaletin varlığını savunmaktan ziyade adaletin var olduğu illüzyonunu yaratmak için Batı tarafından desteklenmiştir.
Ne zaman ki UCM, simülasyonun dışına çıkarak gerçek bir yargı yetkisi kullanmaya çalışmış, o zaman sistemin illüzyonu çökmüştür.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

22 Eylül 2026 tarihinde 81. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Yüksek Düzeyli Haftası’nda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın kürsüden tüm üye devletleri Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden (UCM) derhal çekilmeye çağırması, uluslararası sistemin yapısal krizinin geri dönülemez bir eşiğe ulaştığının en somut manifestosudur. Kürsüde UCM’yi “haydut bir kurum” ve “kötü niyetli bir grup insan” olarak tanımlayan Trump, mahkemenin Amerikan askerleri veya müttefikleri üzerinde hiçbir yargı yetkisi olmadığını ilan ederek uluslararası hukukun evrensellik iddiasına ontolojik bir darbe vurmuştur. Bu durumu geçici bir diplomatik kriz olarak okumak doğru olmayacaktır. Bu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen liberal uluslararası düzenin “kurucu hegemonik gücü” tarafından bizzat tasfiye edilmesidir. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun mahkemeyi parçalama vaadiyle desteklenen bu yeni Amerikan doktrini, uluslararası hukukun artık küresel bir denge mekanizması olarak çalışmadığının en önemli söylemsel kanıtıdır. Uluslararası hukuk artık yapısı gereğince Washington’un çıkarlarıyla örtüştüğü sürece tolere edilen bir simülasyon haline gelmiştir.[i]

Liderlik Özellikleri Analizi (LTA) perspektifinden bakıldığında, Trump’ın bu agresif ve yıkıcı söylemi tesadüfi bir popülist çıkıştan ziyade sıfır toplamlı diplomasi ve narsistik siyasi retoriğin kurumsallaşmış halidir. Trump’ın dış politika vizyonu, uluslararası anlaşmaları ve çok taraflı kurumları, Amerikan egemenliğini kısıtlayan parazit yapılar olarak kodlamaktadır. Bu bağlamda UCM, adaleti sağlayan tarafsız bir aktör olarak görülmez, adeta siyah şekilde bölünür. UCM, Amerikan istisnacılığına meydan okuyan anti-Amerikan bir aparat olarak çerçevelenmektedir. Liderin dünyayı biz ve onlara karşı şeklindeki Derridacı ikili bir karşıtlık üzerinden okuması, Amerikan askerlerinin veya İsrailli liderlerin savaş suçları kapsamında soruşturulmasını, hukuki bir prosedür değildir. Bu durum, doğrudan Amerikan ulusal güvenliğine yöneltilmiş varoluşsal bir tehdit olarak algılamasına neden olmaktadır. Söylem, gücün hukuktan üstün olduğu bir neorealist orman kanununu, iç siyasette bir güç gösterisi olarak yeniden üretmektedir.[ii]

Bu söylem inşasının hukuki ve pratik altyapısı, Trump’ın henüz 6 Şubat 2025 tarihinde imzaladığı 14203 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile atılmıştır.[iii] Bu kararname, UCM’nin Gazze’deki savaş suçları iddiaları nedeniyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı yakalama kararlarına doğrudan bir misilleme olarak tasarlanmıştır. UCM yetkililerine, çalışanlarına ve hatta onlara destek veren kişi ve kurumlara yönelik vize kısıtlamaları ile finansal yaptırımları içeren bu belge, uluslararası hukukun icra mekanizmalarını felç etmeyi amaçlayan bir hukuk savaşı stratejisidir. Bir ulus-devletin, savaş suçlarını soruşturmakla görevli uluslararası bağımsız bir yargı organını ulusal acil durum ilan ederek yaptırım listesine alması, egemenliğin evrensel insan hakları normlarına karşı nasıl bir silaha dönüştürülebileceğinin en dramatik örneğidir.[iv]

Foucault’nun iktidar ve bilgi denklemi üzerinden mevcut uluslararası sisteme yaklaştığımızda, hukukun adalet arayışından ibaret bağımsız bir alan olmadığını hegemonik iktidar ilişkilerinin bir aygıtı olduğunu görebiliriz. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana uluslararası hukuk, Küresel Güney’i hizaya getirmek, post-kolonyal coğrafyalardaki krizleri disipline etmek ve Batılı güçlerin müdahalelerini meşrulaştırmak için bir biyo-iktidar mekanizması olarak kullanılmıştır. Trump’ın UCM’ye yönelik saldırısı, bu mekanizmanın namlusunun ilk kez onu kuran hegemonik ittifaka (ABD-İsrail eksenine) dönmesiyle patlak veren bir sistem krizidir. Foucaultcu anlamda UCM, hegemonun dışında bir hakikat üretmeye cüret ettiği an, bizzat hegemon tarafından suçlu ve gayrimeşru ilan edilerek söylemsel olarak yalıtılmıştır.

Bu bağlamda Trump ve Rubio’nun demeçleri incelendiğinde, dili manipüle ederek gücü meşrulaştırma çabası açıkça deşifre edilebilir. UCM’nin eylemlerinin “gayrimeşru”, “temelsiz” ve kurumu “haydut” olarak niteleyen dil, haklı ve adli bir eleştiri değildir. Söylemsel düzlemde bir güvenlikleştirme stratejisidir. Wodak’ın ötekileştirme stratejileri bağlamında, adaleti tesis etmekle yükümlü olan mahkeme bir anti-Amerikan mahkemesi olarak marjinalize edilmekte ve böylelikle bu kuruma saldırılması Amerikan halkının gözünde meşru, hatta vatansever bir savunma eylemi olarak kodlanmaktadır. Söylem, gerçeğin yerini almış, yargılayanlar yargılanan konumuna, savaş suçluları ise mağdur devlet adamları statüsüne söylemsel bir müdahaleyle taşınmıştır. Yıllardır kurallara dayalı uluslararası olarak sunulan sistem, esasında içi boşaltılmış bir hipergerçeklikten ibaret olmuştur. UCM, evrensel adaletin varlığını savunmaktan ziyade adaletin var olduğu illüzyonunu yaratmak için Batı tarafından desteklenmiştir. Ne zaman ki UCM, simülasyonun dışına çıkarak gerçek bir yargı yetkisi kullanmaya (Gazze bağlamında İsrailli liderleri hedef almaya) çalışmış, o zaman sistemin illüzyonu çökmüştür. Trump’ın eylemleri, uzun zamandır eleştirilen mevcut uluslararası ilişkiler düzeninde en başından beri var olmayan bir adaletin maskesini düşürerek sistemin çekirdeğindeki saf ve kaba gücü çıplak bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

Bu hegemonik parçalanmanın Asya-Pasifik ve Çin dış politikası açısından sonuçları ise uluslararası sistemin geleceğini belirleyecek asıl eksendir. ABD’nin uluslararası kurumları birer birer terk etmesi veya işlevsizleştirmesi (DSÖ, Paris İklim Anlaşması ve şimdi UCM), Çin’in küresel yönetişim liderliğini üstlenmesi için eşsiz bir stratejik boşluk yaratmaktadır. Çin diplomasisi, uzun süredir ABD’nin kurallara dayalı düzen söylemini bir “Batı ikiyüzlülüğü” olarak tanımlamakta ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile BRICS+ gibi platformlar aracılığıyla yeni bir “çok taraflılık” inşa etmektedir. Trump’ın UCM’ye yönelik saldırısı, Çin’in Küresel Güney ülkelerine sunduğu “Batı merkezli kurumlara güvenilmez” tezini bizzat ABD’nin kendi elleriyle kanıtlaması anlamına gelmektedir. Çin, bu söylemsel zaferi, kendi normatif altyapısını ve Asya merkezli güvenlik mimarisini tahkim etmek için kullanacaktır.

Küresel Güney’in bu krize yaklaşımı, uluslararası hukukun yapısal dönüşümünde kritik bir kırılmayı işaret etmektedir. Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkeleri, UCM’nin yıllardır sadece Afrika ülkelerindeki liderleri yargılamasına yönelik eleştirilerini saklı tutarken, mahkemenin ilk kez Batılı bir lidere karşı harekete geçmesinin ardından bizzat Batı’nın lideri tarafından yok edilmeye çalışılmasını bir çifte standart olarak tarihe not düşmektedir. Bu durum, post-kolonyal dünyanın uluslararası hukuka olan inancını tamamen sıfırlamakta ve çok kutupluluğa geçiş sürecini hızlandırmaktadır. Küresel Güney devletleri, adalet arayışlarını artık Lahey veya New York merkezli kurumlarda aramamalıdır. Çin’in uzun zamandır inşa etmeye çalıştığı kendi bölgesel ittifaklarında ve yeni güç merkezleriyle kuracakları pragmatik ve asimetrik olmayan ilişkilerde arayacaktır.

Küresel güvenlik bağlamında, UCM’nin Trump tarafından işlevsizleştirilmesi veya üye devletlerin mahkemeden koparılması, anarşik sistemin geri dönüşünü kanıtlayan bir söylemdir. Güvenlik ikileminin daha önce uluslararası normlar, anlaşmalar ve caydırıcı kurumlar aracılığıyla bir nebze olsun yumuşatıldığı dünya düzeni, yerini hiçbir kuralın geçerli olmadığı Hobbesyen bir doğa durumuna bırakmaktadır. Caydırıcılığın yerini cezasızlık kültürü aldığında, devletler arası anlaşmazlıklarda askeri güç kullanımı bir istisna olmaktan çıkıp temel dış politika enstrümanına dönüşür. BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto felcinin UCM gibi bağımsız yargı organlarının da çökertilmesiyle birleşmesi, savaş suçlarının ve saldırganlığın hiçbir diplomatik maliyet üretmediği bir uluslararası karanlık çağı başlatma potansiyeli taşımaktadır. ABD’nin kendi çıkarlarını korumak adına evrensel yargıyı iptal etmesi, diğer revizyonist güçlere kendi etki potansiyel ihlalleri için emsal bir meşruiyet sağlamaktadır.

Bu normatif boşluk, küresel yönetişimde uzun süredir yeni bir mimari inşa eden Çin dış politikasının stratejik hamleleriyle doldurulmaktadır. Pekin yönetimi, Batı’nın dikte edici ve koşullu demokrasi ve insan hakları ihracına karşı, devletlerin egemenliğine ve içişlerine saygı ilkesini merkeze alan yeni bir diplomatik dil kurmuştur. Küresel Güney devletleri, sistemdeki yeni konumlarını, Çin’in ŞİÖ, BRICS+ ve Küresel Kalkınma İnisiyatifi (GDI) aracılığıyla uzun zamandır inşa etmeye çalıştığı kendi bölgesel ittifaklarında ve yeni güç merkezleriyle kuracakları pragmatik, asimetrik olmayan ilişkilerde arayacaktır. Çin’in sunduğu bu model, hiyerarşik bir ast-üst ilişkisinden ziyade kazan-kazan söylemiyle çerçevelenmiş, ekonomik kalkınma ile siyasi bağımsızlığı eşgüdümlü yürüten bir Güney-Güney işbirliği tahayyülüdür.

Sonuç olarak yeni dönemde uluslararası düzen, kuralları tek bir hegemonun koyduğu ve ihlal ettiği bir evrensel illüzyondan çıkıp farklı bölgesel güç merkezlerinin kendi çıkarları ve normları etrafında şekillenen çok kutuplu bir realizme evrilmektedir. Küresel Güney, artık edilgen bir kurallara uyan statüsünden sıyrılarak Asya-Pasifik eksenli bu yeni diplomatik ve ekonomik çekim merkezleriyle entegre olan proaktif bir bloğa dönüşmektedir. Hukukun güçlünün çıkarlarını koruyan bir simülasyon olduğunun ifşa olmasıyla birlikte post-kolonyal dünya, güvenliğini artık Asya’nın yükselen ve birbirini dengeleyen yeni çok taraflı mekanizmalarının rasyonel zemininde inşa etmek zorundadır.


[i] “Trump yönetiminin UCM’ye yönelik kapsamlı yaptırımlar uygulamaya hazırlandığı öne sürüldü”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/trump-yonetiminin-ucmye-yonelik-kapsamli-yaptirimlar-uygulamaya-hazirlandigi-one-suruldu/4063001, (Erişim Tarihi: 22.09.2026); “Trump administration prepares sanctions against International Criminal Court, sources say”, Reuters, https://www.reuters.com/world/trump-administration-prepares-sanction-international-criminal-court-wsj-reports-2026-09-20/, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).

[ii] “UNGA: Trump Calls For All Countries To Quit ICC”, Channel’s, https://www.channelstv.com/2026/09/22/trump-at-un-calls-for-all-countries-to-quit-icc/, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).

[iii] “ABD’den, UCM’nin çalışmalarına katkı yaptıkları gerekçesiyle üç STK’ya yaptırım”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/ayrimcilik/abdden-ucmnin-calismalarina-katki-yaptiklari-gerekcesiyle-uc-stkya-yaptirim/1827018, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).

[iv] “IMPOSING SANCTIONS ON THE INTERNATIONAL CRIMINAL COURT”, White House, https://www.whitehouse.gov/presidential-actions/2025/02/imposing-sanctions-on-the-international-criminal-court/, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).

Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla Erin, 2020 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Feminist Perspective of Turkish Modernization” başlıklı bitirme teziyle ve 2020 yılında da İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. 2023 yılında Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında “Güney Kore’nin Dış Politika Kimliği: Küreselleşme, Milliyetçilik ve Kültürel Kamu Diplomasisi Üzerine Eleştirel Yaklaşımlar” başlıklı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. ANKASAM Asya & Pasifik Uzmanı olan Erin’in başlıca ilgi alanları; Asya-Pasifik, Uluslararası İlişkiler’de Eleştirel Teoriler ve Kamu Diplomasisi’dir. Erin iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesi Korece bilmektedir.

Benzer İçerikler