Analiz

Konteynerlerin Ötesinde: 100 Milyar Dolarlık Türk-Amerikan Ticaret Hedefinin Görünmeyen İtici Gücü

Türkiye–ABD ticaretini 100 milyar dolara taşıyacak yeni büyüme alanı yalnızca mallar değil; yazılım, mühendislik, lojistik, fikrî mülkiyet ve diğer yüksek katma değerli hizmetlerdir.
Türkiye’nin hizmetler alanındaki temel sorunu kapasite eksikliğinden çok, mevcut kapasiteyi teknoloji yoğun ve sürekli gelir üreten ihracata dönüştürememesidir.
İki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin başarısı, yalnızca ticaret hacmiyle değil; ortak fikrî mülkiyet, sürekli hizmet sözleşmeleri, karşılıklı yatırımlar ve yaratılan nitelikli istihdamla ölçülmelidir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması hedefi, 2019 yılından bu yana ikili ekonomik ilişkilerin en görünür hedeflerinden biri olmayı sürdürmektedir. Nisan 2026’da gerçekleştirilen temaslarda da teyit edilen bu hedef, iki ülkenin mevcut ekonomik ilişkisinin gerçek potansiyelinin altında kaldığı yönündeki ortak kabulü yansıtmaktadır. Ancak hedef aynı kalırken, dünya ticaretinin yapısı değişmiştir. Ekonomik değer artık yalnızca limanlardan geçen konteynerlerde, gümrük beyannamelerinde kayıtlı makinelerde veya enerji sevkiyatlarında üretilmemektedir. Bir fabrikaya uzaktan sağlanan üretim analitiği, bir uçağın bakım hizmeti, bir şirketin kullandığı bulut yazılımı, bir markanın lisans geliri, çevrim içi eğitim platformu veya sınır ötesinde çalışan mühendislik ekibi de uluslararası ticaretin parçasıdır. Bu nedenle Türk-Amerikan ticaretini 100 milyar dolara taşıyacak yol haritasının temel sorusu, yalnızca “Hangi ürünleri daha fazla satabiliriz?” olmamalıdır. Aynı zamanda “Hangi bilgiyi, teknolojiyi ve uzmanlığı birlikte üretebilir, karşılıklı olarak ticarileştirebilir ve üçüncü pazarlara taşıyabiliriz?” sorusuna da cevap aranmalıdır.

Hedefe Giden Yolun Görünmeyen Çeyreği

ABD Ticaret Temsilciliği verilerine göre, Türkiye ile ABD arasındaki mal ve hizmet ticareti 2025 yılında yaklaşık 48,9 milyar dolara ulaşmıştır. Bunun 36,8 milyar doları mal, 12,2 milyar doları ise hizmet ticaretinden oluşmaktadır. Böylece hizmetler, toplam ekonomik alışverişin yaklaşık dörtte birini meydana getirmiştir.

Gösterge20242025Yaklaşık değişim
Mal ticareti32,1 milyar dolar36,8 milyar dolar%14,6
Hizmet ticareti10,8 milyar dolar12,2 milyar dolar%13
Toplam ticaret42,9 milyar dolar48,9 milyar dolar%14

Kaynak: ABD Ticaret Temsilciliği ve ABD Ticaret Bakanlığı. Yuvarlama nedeniyle alt kalemlerin toplamında küçük farklılıklar oluşabilir.

Bu tablo, iki önemli gerçeği ortaya koymaktadır: Birincisi, 100 milyar dolarlık hedefe ulaşmak için mevcut toplam ticaret hacminin iki katından daha fazla büyümesi gerekmektedir. İkincisiise hizmetler, kamuoyundaki görünürlüğünün aksine, ikili ekonomik ilişkinin tali değil, hâlihazırda önemli bir bileşenidir. Buna rağmen ikili ticarete ilişkin tartışmalar çoğunlukla çelik, otomotiv, tekstil, savunma, enerji ve tarım ürünleri üzerinden yürütülmektedir. Bu sektörlerin önemini koruduğu açıktır. Fakat yalnızca mal ticaretine dayanan bir büyüme stratejisi; gümrük tarifeleri, navlun maliyetleri, ticaret politikası önlemleri ve küresel talep dalgalanmaları karşısında kırılgan kalmaktadır. Hizmetler ise malların alternatifi değil, onların ekonomik değerini artıran tamamlayıcı unsurlardır. Bir Türk şirketinin ABD’ye makine satması tek bir ticari işlem yaratabilir. Ancak aynı makineye kurulum, personel eğitimi, uzaktan takip, bakım, veri analitiği ve yazılım aboneliği eklenmesi, tek seferlik satışı uzun süreli bir gelir ilişkisine dönüştürür. Benzer şekilde, bir Amerikan teknoloji şirketinin Türkiye’ye yalnızca lisans satması yerine Türk mühendislik ve entegrasyon şirketleriyle çalışması, söz konusu teknolojinin Türkiye’de derinleştirilmesini ve çevre pazarlara taşınmasını sağlayabilir. Dolayısıyla geleceğin ticaret politikası, yalnızca daha fazla ürün ihraç etmeyi değil, ihracatın “hizmetleşmesini” de hedeflemelidir.

İstatistiklerde Henüz Ortak Bir Dil Oluşmadı

Hizmet ticaretinin geliştirilmesinden önce çözülmesi gereken ilk sorunlardan biri, ilişkinin nasıl ölçüldüğüdür. Amerikan verileri, ABD’nin 2025 yılında Türkiye’den yaptığı hizmet ithalatını 5,4 milyar dolar olarak göstermektedir. Türkiye Ticaret Bakanlığı ise Türkiye’nin aynı yıl ABD’ye seyahat hariç hizmet ihracatını 8,3 milyar dolar olarak açıklamaktadır. İki veri arasındaki fark; hizmetin üretildiği ülkenin belirlenmesi, şirketlerin yerleşiklik statüsü, işlem zamanı, bağlı şirketler üzerinden yapılan satışlar ve hizmet sınıflandırmaları gibi metodolojik nedenlerden kaynaklanabilir. Uluslararası hizmet ticaretinde benzer “ayna veri” farklılıkları görülmekle birlikte, 100 milyar dolarlık ortak bir hedefi bulunan iki ülkenin hangi ekonomik faaliyeti nasıl ölçtüğü konusunda daha uyumlu bir çerçeveye ihtiyacı vardır. Aksi hâlde taraflar aynı hedefi savunurken farklı büyüklüklerden söz edebilir. Bu nedenle Türkiye ve ABD tarafından her yıl ortak bir “Ekonomik İlişkiler Bilançosu” hazırlanmalıdır. Söz konusu bilançoda mal ve hizmet ticareti birbirinden ayrılmalı; dijital olarak sunulabilen hizmetler, karşılıklı doğrudan yatırımlar, şirket satın almaları, ortak girişimler, lisans gelirleri ve yaratılan istihdam ayrı göstergeler hâlinde yayımlanmalıdır. Böyle bir bilanço yalnızca istatistiksel şeffaflık sağlamayacaktır. Aynı zamanda hangi sektörlerin büyüdüğünü, hangi düzenlemelerin ticareti sınırlandırdığını ve kamu desteklerinin gerçek sonuç üretip üretmediğini gösterecektir. Böylece başarı, gerçekleştirilen toplantıların sayısıyla değil, ortaya çıkan ekonomik değerle ölçülebilecektir.

Türkiye’nin Sorunu Kapasite Değil, Katma Değer Bileşimidir

Türkiye, hizmet ticaretinde sıfırdan başlayan bir ülke değildir. Ticaret Bakanlığının açıkladığı verilere göre Türkiye’nin hizmet ihracatı 2025 yılında yüzde 6,5 artarak 124,9 milyar dolara ulaşmış ve 63 milyar dolar fazla vermiştir. ABD ise seyahat hariç hizmet ihracatında Türkiye’nin en büyük pazarı olmuştur.

Gösterge2025 bulgusuStratejik anlamı
Toplam hizmet ihracatı124,9 milyar dolarTürkiye’nin büyük ölçekli hizmet üretim kapasitesi
Hizmet ticareti dengesi63 milyar dolar fazlaCari dengeye ve döviz gelirlerine katkı
Seyahat hizmetleri60 milyar dolar; toplamın %48,1’iTürkiye’nin yerleşik hizmet ihracatı gücü
Lojistik ve taşımacılık42,6 milyar dolar; toplamın %34,1’iCoğrafi ve operasyonel ağ kapasitesi
Telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetleriYıllık %25,3 büyümeTeknoloji yoğun hizmetlerde yükselen potansiyel
İnşaat hizmetleriYıllık %16,2 büyümeMühendislik ve proje yönetimi kapasitesi
Fikrî mülkiyet kullanım gelirleriYıllık %15,4 büyümeLisans ve teknoloji üretimine geçiş potansiyeli

Kaynak: Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, 2025 yılı uluslararası hizmet ticareti sonuçları.

Yukarıdaki veriler, Türkiye’nin hizmet ihracatındaki temel gücünün seyahat ile lojistik ve taşımacılıktan kaynaklandığını göstermektedir. Bu iki alan, toplam hizmet ihracatının yüzde 82’sinden fazlasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin hizmet ihracatı güçlü olmakla birlikte belirli sektörlerde yoğunlaşmaktadır. Bununla beraber telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetlerindeki yüzde 25,3’lük büyüme, yeni bir dönüşüm alanına işaret etmektedir. Benzer şekilde inşaat hizmetleri ile fikrî mülkiyet kullanım gelirlerindeki çift haneli artışlar, Türkiye’nin yalnızca turizm ve taşımacılık hizmeti satan bir ekonomi olarak kalmak zorunda olmadığını göstermektedir. Asıl mesele, Türkiye’nin mevcut hizmet kapasitesini teknoloji yoğun, ölçeklenebilir ve sürekli gelir üreten alanlara taşımasıdır. Türk-Amerikan ekonomik ilişkileri bu dönüşüm için güçlü bir uygulama zemini oluşturabilir.

Üç Stratejik Hizmet Koridoru

İlk büyüme alanı; yazılım, yapay zekâ, siber güvenlik ve kurumsal teknoloji hizmetleridir. Türkiye’nin genç mühendislik insan kaynağı ve gelişen teknoloji girişimleri ile ABD’nin sermaye, küresel müşteri erişimi ve ölçek oluşturma kapasitesi birbirini tamamlamaktadır. Ancak bu modelin hedefi Türkiye’yi düşük maliyetli dış kaynak merkezi yapmak olmamalıdır. Türk şirketleri ürün geliştirme, patent, lisans ve gelir paylaşımı süreçlerinde fikrî mülkiyet ortağı hâline gelmelidir.

İkinci alan, endüstriyel hizmetler ile mühendisliktir. Türkiye’nin otomotiv, makine, tekstil, beyaz eşya ve savunma sanayisindeki üretim tecrübesi; üretim analitiği, robotik entegrasyon, enerji verimliliği ve tahmine dayalı bakım hizmetleriyle birleştirilebilir. Böylece Amerikan teknolojisi Türkiye’de uygulanabilir, maliyet ve performans açısından geliştirilebilir ve Türk şirketlerinin bölgesel saha deneyimiyle üçüncü ülkelere sunulabilir. Burada, sivil havacılık ve bakım-onarım hizmetleri de bu kapsamda özel önem taşımaktadır. Türkiye’nin coğrafi konumu, genişleyen havacılık ekosistemi ve teknik personel kapasitesi; Amerikan havacılık teknolojileriyle birleştiğinde Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya hizmet veren bir bakım, eğitim ve mühendislik merkezi oluşturabilir.

Üçüncü alan ise lojistik ve tedarik zinciri teknolojileridir. Türkiye’nin 42,6 milyar dolarlık lojistik ve taşımacılık hizmeti ihracatı önemli bir ölçek sunmaktadır. Ancak geleceğin lojistik rekabeti yalnızca kamyon, gemi, liman veya demiryolu kapasitesiyle kazanılmayacaktır. Dijital gümrük sistemleri, yük izleme, liman yazılımları, siber güvenlik, elektronik belgeler ve yapay zekâ destekli rota optimizasyonu da belirleyici olacaktır. Türkiye’nin fiziksel ağları ile Amerikan dijital teknolojilerinin birleşmesi, Türkiye’yi yalnızca transit ülke değil, bölgesel lojistik sistemlerin yönetildiği bir merkez hâline getirebilir.

Üç Engel, Üç Uygulanabilir Çözüm

Hizmet ticaretinin potansiyelini ortaya koymak tek başına yeterli değildir. Bu potansiyelin neden bugüne kadar tam olarak ticarileştirilemediği de açıklanmalıdır.

İlk sorun, düzenleyici belirsizlikler ve dijital ticaret maliyetleridir. Sınır ötesi veri aktarımı, dijital hizmetlerin vergilendirilmesi, lisanslama ve yerel bulunma şartları şirketler açısından ek maliyet yaratabilmektedir. OECD’nin 2026 Hizmet Ticareti Kısıtlılık Endeksi’nde Türkiye’nin genel seviyesinin OECD ortalamasının üzerinde olduğu belirtilmektedir. OECD Türkiye Ekonomik İncelemesi’nde atıf yapılan bir tahmine göre, Türkiye’de iş hizmetlerine yönelik düzenleyici engellerin maliyeti yüzde 78’lik bir gümrük vergisine eşdeğer olabilmektedir. Bu soruna karşı bir “Türkiye–ABD Dijital Ticaret ve Hizmetler Çalışma Grubu” oluşturulabilir. Yapı; veri transferi, dijital vergilendirme, fikrî mülkiyet, çevrim içi ödeme ve lisanslama konularında ortak teknik rehberler hazırlamalıdır. Başarı; düzenlenen toplantı sayısıyla değil, şirketlerin uyum maliyetindeki azalma, veri transferi süreçlerinin kısalması ve sınır ötesi dijital sözleşmelerin değeriyle ölçülmelidir.

İkinci sorun, uzman hareketliliği ve mesleki yeterliliklerin tanınmasıdır. Hizmet ticaretinde ürün çoğu zaman insanın bilgisi ve uzmanlığıdır. Mühendis, yazılım uzmanı, danışman veya teknik personelin proje sahasına zamanında ulaşamaması, hizmetin teslimini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle ortak projelerde çalışan uzmanlar için hızlandırılmış iş seyahati süreçleri ve belirli mesleklerde karşılıklı yeterlilik tanıma pilotları geliştirilebilir. Üniversiteler, meslek kuruluşları ve şirketler tarafından ortak sertifika programları oluşturulabilir.

Üçüncü sorun ise hizmet ihracatının finansmanı ve ABD pazarına giriş maliyetidir. Yazılım ve danışmanlık şirketlerinin temel varlıkları makine veya gayrimenkul değil; insan kaynağı, müşteri sözleşmeleri ve fikrî mülkiyettir. Bu nedenle geleneksel teminat sistemi, hizmet ihracatçısının finansman ihtiyacına her zaman cevap vermemektedir. Bu noktada, Türk Eximbank ve ilgili kurumlar aracılığıyla hizmet ihracatı alacak sigortası, sözleşmeye dayalı işletme sermayesi ve ilk müşteri finansmanı gibi araçlar geliştirilebilir. Bunun yanında Türk şirketleri için ABD eyaletlerinde “destekli pazara giriş”, diğer bir ifadeyle “soft-landing” programları kurulabilir. Bu programlar; şirket kuruluşu, hukuk, vergi, ofis, personel, müşteri doğrulama ve eyalet teşvikleri konularında tek noktadan destek sunmalıdır. OECD’nin ülkeler arası modellemesi, hizmet ticareti kısıtlılık endeksinde 0,05 puanlık iyileşmeyle eşdeğer reformların orta ve uzun vadede hizmet ticaretini sektöre göre yüzde 20 ile yüzde 50 arasında artırabildiğine işaret etmektedir. Aynı çalışma, hizmet reformlarının bağlantılı imalat sektörlerinde ortalama emek verimliliğini hava taşımacılığı senaryosunda yüzde 8,4, telekomünikasyonda yüzde 6,5 ve finansal hizmetlerde yüzde 2,3 artırabileceğini tahmin etmektedir. Bu oranlar Türkiye’ye ilişkin kesin tahminler değildir. Bununla birlikte hizmet ticareti reformlarının yalnızca hizmet şirketlerini değil, lojistik, finans, telekomünikasyon ve havacılık hizmetlerini girdi olarak kullanan imalat sanayisini de güçlendirebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla hizmet ticaretinin kolaylaştırılması, aynı zamanda bir sanayi ve ihracat rekabetçiliği politikası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç: 100 Milyar Dolarlık Hedefi Yeniden Tasarlamak

100 milyar dolarlık hedef, tek bir toplam rakam olmaktan çıkarılarak mal ticareti, hizmet ticareti, dijital hizmetler ve yatırımlar için ayrı göstergelere bölünmelidir. Doğrudan yatırımlar ticaret hacmine eklenmemeli, ancak ekonomik ilişkinin kalitesini gösteren ayrı bir sütun olarak izlenmelidir. Yeni performans tablosunda şu sorulara cevap aranmalıdır:

  • İki ülke arasında kaç uzun vadeli hizmet sözleşmesi imzalandı?
  • Kaç Türk şirketi ABD’de sürekli müşteri ve gelir elde etti?
  • Kaç Amerikan teknolojisi Türkiye’de yerelleştirildi?
  • Kaç ortak patent ve lisans üretildi?
  • Ortak girişimler üçüncü ülkelerde ne kadar gelir oluşturdu?
  • İki ülkede kaç nitelikli istihdam yaratıldı?
  • Hizmet ticaretinin ne kadarı teknoloji yoğun sektörlerden geldi?

Bu yaklaşım, 100 milyar dolarlık hedefi siyasi bir temenniden ölçülebilir bir ekonomik dönüşüm programına çevirebilir. Ticaret hacmindeki artışın yalnızca küresel fiyatlardan veya birkaç yüksek değerli ürün kaleminden kaynaklanması, ikili ilişkilerin derinleştiği anlamına gelmeyebilir. Buna karşılık ortak yazılım ürünleri, bakım sözleşmeleri, mühendislik projeleri ve lisans gelirleri, siyasi dalgalanmalara karşı daha dayanıklı bir karşılıklı bağımlılık oluşturabilir.

Türkiye’nin hizmet ticaretinde önemli bir üretim kapasitesi, ABD’nin ise sermaye, teknoloji ve küresel ölçek oluşturma gücü bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemin temel görevi bu iki kapasiteyi aynı ticari mimari içerisinde buluşturmaktır. Bunun için daha fazla genel niyet açıklamasından çok, ortak veri sistemlerine, düzenleyici uyuma, finansman araçlarına ve şirketlerin pazara girişini kolaylaştıran kurumsal mekanizmalara ihtiyaç vardır. Türk-Amerikan ekonomik ilişkilerinin geleceği yalnızca limanlardan geçen konteynerlerin sayısıyla değil; iki ülke arasında dolaşan kodun, bilginin, mühendisliğin, lisansların ve uzun vadeli hizmet sözleşmelerinin değeriyle ölçülmelidir.

Kaynakça

  1. Office of the United States Trade Representative, Republic of Türkiye Trade Summary
  2. T.C. Ticaret Bakanlığı, ABD ile 100 Milyar Dolarlık Ticaret Hedefinin Teyit Edilmesi
  3. T.C. Ticaret Bakanlığı, Türkiye’nin 2025 Yılı Hizmet İhracatı Sonuçları
  4. U.S. Bureau of Economic Analysis, International Services Tables
  5. OECD, Services Trade Restrictiveness Index 2026: Türkiye
  6. OECD Economic Surveys: Türkiye 2025
  7. OECD, New Evidence on the Economic Effects of Services Trade Reform
  8. USTR, 2026 National Trade Estimate Report on Foreign Trade Barriers
  9. SelectUSA, 2025 Investor Guide
Ebrar Akif EROL
Ebrar Akif EROL
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme (İngilizce) & State University of New York (SUNY) – Business Management Çalışmalarını Private Equity (PE), kurumsal finans ve stratejik yatırımlar üzerine yoğunlaştıran Erol; uluslararası yatırım ekosistemleri, teknoloji girişimciliği, Türkiye-ABD ekonomik ilişkileri, iş geliştirme stratejileri ve küresel ticaret dinamikleri alanlarında faaliyetlerini sürdürmektedir. Eğitim teknolojileri ve yazılım alanlarında faaliyet gösteren aile şirketinde iş geliştirme çalışmalarını sürdüren Erol, bu kapsamda yeni iş ortaklıklarının geliştirilmesi, stratejik büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi ve teknoloji odaklı projelerin ticarileştirilmesi süreçlerinde görev almaktadır. Erol, Türk-Amerikan ilişkileri ağırlıklı olmak üzere, ulusal ve uluslararası bazda (Avrupa ve ABD ağırlıklı) Sivil Toplum Örgütleri faaliyetlerinde de önemli görevler üstlenmektedir. İlgi alanlarını satış organizasyonlarının yönetilmesi, liderlik geliştirme ve uluslararası ekip koordinasyonu, yatırım politikaları, teknoloji ekonomisi, girişimcilik, lobicilik, uluslararası ekonomi, organizasyon faaliyetleri ve stratejik yönetim oluşturmaktadır. Ebrar Akif Erol, çok iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Benzer İçerikler