Analiz

“Mini-Orta Güçler” Olarak Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan

Bu üç “mini-orta gücün” gerçek önemi, sahip oldukları farklı ve birbirini tamamlayan kaldıraç unsurlarının etkileşiminde yatmaktadır.
Yapay zekâ rekabetinin ve kritik kaynaklara yönelik mücadelenin yoğunlaştığı günümüzde, büyük güçler üç ülkenin sahip olduğu çeşitli stratejik unsurlara ihtiyaç duymaktadır.
Kazakistan’ın Rusya ile Çin arasındaki coğrafi konumu, Moskova’dan ve Pekin’den tamamen stratejik bir kopuşu gerçekçi olmaktan çıkarmıştır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Orta Asya ve Güney Kafkasya’nın jeopolitik önemi, geleneksel olarak büyük güçlerin bölgedeki etkisi üzerinden yorumlanmıştır. Rusya’nın tarihsel nüfuzu, Çin’in ekonomik genişlemesi ve Batı ile Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeye yönelik artan ilgisi; Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan’ın büyük güç rekabetinin nesneleri olduğu yönündeki yaklaşımı güçlendirmiştir. Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan’ın Rusya, Çin veya diğer büyük güçlerle kıyaslandığında aynı düzeyde ekonomik ya da askerî kapasiteye sahip olmadığı doğrudur. Ancak yapay zekâ alanındaki rekabetin ve kritik kaynaklara yönelik mücadelenin giderek yoğunlaştığı günümüzde, büyük güçler söz konusu üç ülkenin sahip olduğu çeşitli unsurlara ihtiyaç duymaktadır. Enerji kaynakları, stratejik coğrafya, ulaştırma güzergâhları ve genişleyen pazarlar, bu ülkelere geleneksel ulusal güç göstergelerinin ötesinde bir stratejik kaldıraç sağlamaktadır. Bu nedenle Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan geleneksel anlamda orta güçlere dönüşmekten ziyade stratejik açıdan önemli ancak sınırlı varlıklarını büyük devletlerin kolaylıkla ikame edemeyeceği etki araçlarına dönüştürerek “mini-orta güçler”[i] olarak gelişmektedir.

Bağımsızlıklarının ardından Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan, stratejik açıdan önemli bir coğrafyaya sahip olmalarına rağmen bu konumu etkin biçimde değerlendirme kapasitesi bakımından sınırlı durumdaydı. Ekonomileri ve altyapıları Sovyet sistemi içerisinde şekillenmişti. Demiryolları bölgeyi ağırlıklı olarak kuzeye bağlarken, boru hatları enerji üretimini Sovyet ağlarına entegre etmekteydi. Sanayi tedarik zincirleri de büyük ölçüde Sovyet pazarına göre yapılandırılmıştı. Dolayısıyla bu ülkeler, değerli toprakları üzerinde egemenliğe sahip olsalar da altyapılarının önemli bir bölümü Rusya’ya bağlılığını sürdürmekteydi. 

Bu düzeni dönüştürmek amacıyla üç ülke farklı stratejiler izlemiştir. Azerbaycan, enerji kaynaklarını kullanarak Rusya’yı bypass eden güzergâhlar geliştirmiştir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, 2006 yılından bu yana Hazar petrolünü Gürcistan ve Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşımaktadır. Güney Gaz Koridoru ise daha sonraki dönemde Azerbaycan gazını Avrupa pazarlarına bağlamıştır. Böylece Azerbaycan, diğer devletlerin alternatif güzergâhlara yönelik bağımlılıklarını azaltabilecekleri önemli bir geçiş ülkesi hâline gelmiştir.

Kazakistan’ın Rusya ile Çin arasındaki coğrafi konumu, Moskova’dan ve Pekin’den tamamen stratejik bir kopuşu gerçekçi olmaktan çıkarmıştır. Astana, Çin, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken çok yönlü bir dış politika izlemiştir. Özbekistan ise bağımsızlığının ilk dönemlerinde farklı bir yol takip etmiştir. Taşkent, egemenliğe ve dış taahhütlerin sınırlandırılmasına öncelik vermiştir. Bu yaklaşım siyasi özerkliğin korunmasını sağlarken, bölgesel ekonomik entegrasyonu da sınırlandırmıştır. 2016 sonrasında Mirziyoyev yönetimi, komşu ülkelerle ilişkileri geliştirmeye, ticareti artırmaya ve ekonomiyi dışa açmaya başlamıştır. Daha geniş çerçevede yaşanan dönüşüm, coğrafyayı dış etkilerden koruma anlayışından, coğrafyayı ekonomik bir varlık olarak kullanma anlayışına doğru kademeli bir geçiş şeklinde değerlendirilebilir. 

Günümüzde Azerbaycan, Hazar Denizi, Güney Kafkasya, Türkiye ve Avrupa arasında önemli bir geçiş noktası konumundadır. Kazakistan ise sahip olduğu önemli enerji ve maden kaynaklarını, Çin ile Hazar Denizi arasındaki başlıca kara bağlantısıyla birleştirmektedir. Özbekistan, Orta Asya’nın en büyük nüfusuna ve bölgenin en büyük pazarlarından birine sahip olmakla birlikte, bölgesel kara ulaşım ağının merkezinde yer almaktadır. Bu ülkelerin hiçbiri geleneksel bir orta gücün veya büyük gücün kapsamlı kapasitesine sahip değildir. Bununla birlikte, günümüzdeki stratejik önemleri genel ölçeklerinden ziyade kaynakların, coğrafyanın ve bağlantısallığın belirli alanlarda yoğunlaşmasından kaynaklanmaktadır. 

Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan üçgeni, Avrasya jeopolitiğinde önemli bir dönüşümü ortaya koymaktadır: Coğrafi önem, giderek stratejik özerkliğe ve aktörlüğe dönüştürülmektedir. Geleneksel ulusal güç ölçütleri genellikle Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH), askerî kapasite, nüfus ve diplomatik erişim gibi unsurlara odaklanmaktadır. Ancak bu göstergeler, görece küçük bir devletin kendisinden çok daha büyük aktörler açısından neden stratejik açıdan değerli hâle gelebildiğini tam olarak açıklayamamaktadır. Son dönemde ortaya çıkan “mini-orta güçler” kavramı, üç ülkenin önemli aktörler olarak yükselişini ve genel güç kapasitesi ile işlevsel stratejik kaldıraç arasındaki farkı açıklamak açısından önemli bir çerçeve sunmaktadır. Mini-orta güçler, geleneksel orta güçler kadar kapsamlı biçimde uluslararası gündemi şekillendiremeyen; ancak enerji, ulaştırma, coğrafya, bölgesel güvenlik, arabuluculuk veya önemli aktörlere erişim gibi belirli alanlarda kayda değer bir kaldıraç kapasitesine sahip devletlerdir.[ii]

Bir mini-orta gücün, daha büyük devletlere kendi tercihlerini kabul ettirebilmek için kapsamlı bir güç kapasitesine sahip olması gerekmemektedir. Bunun yerine söz konusu büyük devletlerin işbirliğini sürdürmek konusunda çıkar sahibi olmasını sağlayacak ölçüde stratejik öneme sahip olması yeterlidir. Mini-orta güçlerin etkisi bu nedenle büyük ölçüde belirli meselelerle sınırlı, koşullu ve ilişkisel niteliktedir. Mini-orta güçlerin en ayırt edici unsurlarından biri “ihtiyaç” faktörüdür. Bir mini-orta gücün stratejik etkisi, diğer aktörlerin onun sağlayabileceği ve başka kaynaklardan kolaylıkla temin edemeyeceği bir unsura ihtiyaç duymasıyla artmaktadır. Azerbaycan’ın petrol ve doğal gaz kaynaklarının önemi, alıcıların alternatif enerji kaynakları aradığı dönemlerde daha da artmaktadır. Orta Koridor da Rusya üzerinden gerçekleşen ticarette yaşanan aksamalardan faydalanmıştır. Bununla birlikte güzergâh üzerindeki hükümetler, Batı ile Rusya arasındaki ticari ilişkilerin yeniden güçlenmesi hâlinde yük taşımacılığının bir bölümünün yeniden kuzey güzergâhına kayabileceğinin farkındadır. Bu ülkeler, bir sonraki uluslararası düzenin koşullarını tek başlarına belirleyemeyecektir. Ancak uluslararası düzeni şekillendirmeye çalışan aktörler çoğu zaman bu ülkelerin güzergâhlarına, kaynaklarına veya diplomatik erişim imkânlarına ihtiyaç duyacaktır. Büyük güçlerin söz konusu ülkelerin iş birliği olmaksızın hedeflerine ulaşması daha zor hâle gelecektir.[iii]

Bu üç “mini-orta gücün” gerçek önemi, sahip oldukları farklı ve birbirini tamamlayan kaldıraç unsurlarının etkileşiminde yatmaktadır. Azerbaycan, enerji altyapısı ve Hazar Denizi ile Avrupa pazarları arasındaki konumu sayesinde bir geçiş noktası gücü niteliğindedir. Kazakistan, doğal kaynakları ve kıtasal coğrafyası sayesinde kaynak gücünü transit gücüyle birleştirmektedir. Özbekistan ise ekonomik ölçeği, demografik kapasitesi ve Orta Asya’nın merkezindeki konumu aracılığıyla pazar ve demografik güç sunmaktadır. Bu bağlamda, her bir ülkenin stratejik varlıklarını daha değerli hâle getirebilecek unsur güçlü işbirliğidir. Zira işleyen bir demiryolu, liman, pazar, enerji altyapısı ve lojistik merkezler ağı, tek tek güzergâhların bypass edilmesini daha zor hâle getirecektir. Bu nedenle söz konusu devletlerin temel hedeflerinden biri, sahip oldukları ulusal varlıkların birbirine bağlanmasını sağlamaktır. Bu başarılırsa bölgenin stratejik değeri de değişecektir. Büyük güçler yalnızca Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan üzerinde rekabet etmekle kalmayacak; aynı zamanda bu ülkelerin kontrol ettiği ağlara erişebilmek için onlarla iş birliği yapmak ve müzakere etmek zorunda kalacaktır.

Sonuç olarak Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan, toplam kapasitesi sınırlı devletlerin büyük güçlerin değer verdiği varlıklara odaklanarak daha yüksek düzeyde stratejik etki elde edebileceğini göstermektedir. Azerbaycan’ın enerji kaynakları ve geçiş noktası konumu, Kazakistan’ın doğal kaynakları ve kıtasal coğrafyası ile Özbekistan’ın pazar büyüklüğü ve demografik ağırlığı, her ülkeye kendine özgü bir stratejik kaldıraç sağlamaktadır. Bu ülkelerin uzun vadeli etkisi, söz konusu avantajları ne ölçüde birbirine bağlayabildiklerine ve sürdürülebilir hâle getirebildiklerine bağlı olacaktır. İşbirliği, ülkelerin bireysel konumlarının değerini artırabilirken, işlevsel önemi bölgesel bir hiyerarşiye dönüştürmeye yönelik girişimler çeşitlendirme eğilimlerini güçlendirebilir ve mevcut karşılıklı bağımlılığı zayıflatabilir. Üç ülkenin önemi, büyük güçlerle aynı kapasiteye ulaşmalarından değil, söz konusu güçlerin Avrasya’daki çıkarlarını takip ederken hareket etmek zorunda oldukları koşulları şekillendirebilme kapasitesinden kaynaklanmaktadır.


[i] “Don’t dismiss the mini-middle powers”, Financial Times, https://www.ft.com/content/c2ee0910-ee7d-4a36-bf5e-697c7ade93a2, (Erişim Tarihi: 23.09.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] Aynı yer.

Nodirjon MURODOV
Nodirjon MURODOV
Nodirjon Murodov, İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimine devam etmektedir. Aynı zamanda Türkiye Bursları programının bursiyeridir. Çalışmaları; Orta Asya, Rusya ve Avrasya başta olmak üzere dış politika, göç politikaları, bölgesel işbirliği, güvenlik ve ekonomik diplomasi alanlarına yoğunlaşmaktadır. Nodirjon, Özbekçe, Türkçe, Rusça ve İngilizce dillerini bilmektedir.

Benzer İçerikler