Analiz

Dublin Sistemi ve Göç Paktı Ekseninde AB’nin İkincil Göç Krizi

Dublin sistemi, göç yükünü coğrafi konuma bağlarken; yeni sistem, dayanışmayı finansal bir pazarlığa dönüştürmüştür.
İtalya’nın on binlerce iadeyi reddetmesi, AB içinde kurumsal tıkanıklığın ve dayanışmanın zayıfladığının en somut kanıtıdır.
Avrupa Birliği, göç politikalarında kurumsal bir kırılganlık yaşarken; krizin maliyetini sınırlarının ötesine devreden bir strateji benimsemektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Almanya, Avusturya, İsveç ve Finlandiya gibi Orta ve Kuzey Avrupa ülkeleri, kendi topraklarına ulaşan sığınmacıları, Dublin Tüzüğü kapsamında iade etme sürecini hızlandırmaktadır.[i] Sığınmacıları ilk varış noktası olan İtalya ve Yunanistan gibi ülkelere iade etme planı, Avrupa Birliği (AB) içerisindeki göç politikalarını yeniden tartışma konusu hâline getirmiştir. Özellikle merkez-sağ koalisyonlarının iktidarda olduğu ülkeler, iç kamuoylarında yükselen göçmen karşıtı söylemleri uzaklaştırabilmek adına uluslararası hukuk kurallarını esas alarak sığınmacıları güney sınırlarına iade etme yolunu benimsemektedir.

Öte yandan İtalya, ulusal kabul kapasitesinin yeterli olmadığını sebep göstererek Avrupa genelinden gelen bu baskıya dirençle karşılık vermektedir. Göçmenlere ve sığınmacılara yönelik bu sorumluluğun üye devletler tarafından birbirine devredilme çabası, sorunun sıradan bir göç politikası tartışmasının ötesinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dublin Tüzüğü hükümlerince sığınmacıların iade edilmesi, üye devletlerin dayanışma olgusunun sahadaki çıkar çatışmalarıyla zedelendiğini gösterirken; AB hükümetleri arasındaki yapısal kırılmaları derinleştirmektedir.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, lojistik eksiklikleri öne sürerek Dublin kapsamındaki iade taleplerine ve sınır ülkelerinin tek taraflı olarak sorumluluk üstlenmesi fikrine karşı çıkmaktadır. İtalya, Yunanistan ve İspanya gibi Güney Avrupa sınır ülkeleri, coğrafi konumları nedeniyle aktif ve yoğun göç rotalarının doğal varış noktası olarak yer almaktadır. Dublin Tüzüğü’ne göre; göçmenlerin ilk giriş ülkesine transfer edilmesi planı, hâlihazırda AB dışından gelen sığınmacı akınıyla birleştiğinde sınır ülkeleri için çifte yük oluşturmaktadır. 12 Haziran 2026 tarihinde tüm AB üye devletlerinde uygulanmaya başlanan Göç ve İltica Paktı; Avrupa sınırlarını daha güvenli hâle getirmeyi, üye devletler arasında dayanışmayı artırmayı, iltica ve geri gönderme prosedürlerini daha verimli hâle getirmeyi amaçlamaktadır.[ii]

AB’nin güncel göçmen krizlerini çözmesi hedefiyle hayata geçirilen Göç ve İltica Paktı, söz konusu soruna karşı tam anlamıyla etkili olamamaktadır. Dublin sistemi ile göçmenlerin sorumluluğu, biyometrik verilerinin kaydedildiği ilk giriş ülkesine devredilirken; bu ülkeler coğrafi konumlarının dezavantajıyla yüzleşmek zorunda bırakılmaktadır. Yeni Pakt, zorunlu dayanışma mekanizması kapsamında, sığınmacı kabul etmek istemeyen üye devletlere kişi başına 20 bin avro karşılığında sorumluluktan kaçma imkânı tanımaktadır.[iii] Göç ve İltica Paktı, iltica süreçlerinde katı kurallar geliştirse dahi, sınır ülkeleri üzerindeki çifte sorumluluğu devam ettirmektedir. Dublin sistemi, göç yükünü coğrafi konuma bağlarken; yeni sistem, dayanışmayı finansal bir pazarlığa dönüştürmüştür.

Avrupa içindeki ikincil göç dalgasının engellenmesi sürecine İsviçre, Almanya ve Avusturya’nın yanı sıra Hollanda, Finlandiya ve İsveç’in de dahil olması İtalya ve diğer sınır ülkeleri üzerindeki baskı bloğunu genişletmiştir. Sığınmacıların iade süreci ülkeler arası diplomatik gerilimlere ek olarak iç politika dinamiklerinde de etkisini göstermektedir. Bu bağlamda özellikle İtalya; AB genelinde sığınmacı iadesiyle, iç politikada ise muhalefet baskısıyla karşı karşıya kalmaktadır.[iv] Başbakan Meloni, yeni AB Göç ve İltica Paktı’nın getirdiği adil yük paylaşımı ve mali hedefleri savunmaktadır. Öte yandan İtalya’nın 2023 yılından itibaren yaklaşık 80 bin geri kabul talebini reddetmiş olması Birlik içerisindeki dayanışma ağının ve Göç Paktı’nın verimliliği hakkındaki şüpheleri açıkça yansıtmaktadır. İtalya’nın on binlerce iadeyi reddetmesi, AB içinde kurumsal tıkanıklığın ve dayanışmanın zayıfladığının en somut kanıtıdır.

AB, göç politikalarında kurumsal bir kırılganlık yaşarken; krizin maliyetini sınırlarının ötesine devreden bir strateji benimsemektedir. Almanya, Avusturya, Hollanda, Danimarka ve Yunanistan öncülüğünde, sınır ötesi göçmen merkezleri kurma amacıyla Uganda’yla diplomatik temaslar gerçekleştirilmektedir.[v] Bu plan doğrultusunda sığınmacıların Uganda’ya gönderilmektense gönüllü olarak kendi ülkelerine dönmeyi tercih edeceği öngörülmektedir. Uganda geri dönüş merkezlerine yönelik girişim, üye devletler arasındaki göç politikalarına yönelik sorumluluğun Avrupa sınırları dışına devredildiğini gözler önüne sermektedir. 2027 yılında faaliyete geçmesi planlanan geri dönüş merkezleri arasında Uganda’nın yanı sıra Ruanda ve Özbekistan da yer almaktadır.[vi] Sığınma ve iltica sürecinin üçüncü ülkelere devredileceği bir senaryonun ortaya çıkması, AB’nin kendi kurumları ve dayanışma mekanizmasının mevcut göç krizine karşı yetersiz kaldığını ortaya çıkarmaktadır.

İtalya’nın ve diğer sınır ülkelerinin Dublin sistemi doğrultusunda iadelere yönelik karşı tutumları, Yeni Göç Paktı’nın sorumluluğu ticari bir zeminde çözme ve esnek sorumluluk temelli modeli, üçüncü ülkelerde geri dönüşüm merkezleri kurulmasına yönelik planlarla birlikte ele alındığında, Avrupa Birliği göç politikalarının yapısal olarak kırılganlığa müsait olduğu açıkça görülmektedir. Göç ve sığınmacı yükünün güney sınırındaki ülkelerde bırakılması veya Birlik dışındaki ülkelere devredilmesi, stratejik birer adım gibi görünse de krizi tamamen çözüme kavuşturamamaktadır. Ayrıca bu adımlar, sığınma ve iltica rejiminin yükünü AB içerisinde hafifletmeyi hedef almasına rağmen pratikte devletlerin ortak hareket etme iradesini zedelemekte ve Avrupa entegrasyonunun en büyük kazanımı olan Schengen serbest dolaşım alanının yapısal bütünlüğünü içeriden tehdit etmektedir.

Tüm dinamikler bir araya geldiğinde AB içindeki ikincil göç dalgası ve Dublin sisteminin getirdiği kriz, basit bir diplomatik anlaşmazlıktan öte Birlik içerisindeki kurumsal bir çıkmazı açıkça yansıtmaktadır. Dublin sisteminin pratikte uygulanamaması, Göç Paktı ile dayanışma olgusunun normatif değerini yitirerek ticari bir zemine taşınması ve krizin yükünün Uganda gibi AB sınırlarının ötesine taşınmasına yönelik planlar, AB’nin göçmen krizi karşısında kolektif politikalar uygulayamadığını göstermektedir. Üye devletler, sorumluluktan kaçmak için tüm hukuki ve ticari çözümleri benimserken; bu durumdan yalnızca göçmenler etkilenmemekte, AB içerisinde güven olgusu ve dayanışma ağı da zedelenmektedir. AB kimliği, Dublin Tüzüğü ve Göç Paktı gibi hukuki çözümlerin yanı sıra dışsallaştırma politikaları benimsenmesine ve uygulanmasına rağmen devam eden krizler ve iç siyasi baskılar doğrultusunda yıpranmaktadır. Dolayısıyla AB’nin kurumsal değeri olarak dayanışma, ulusal çıkarların ardında kaybolmaktadır. Kurumsal kırılganlığın yanı sıra dışsallaştırma uygulamaları doğrultusunda mevcut göç politikaları, devletler arasında idare krizlerine neden olmakta ve AB’nin yapısal bütünlüğüne yönelik doğrudan bir tehdit hâline gelmektedir.


[i] “Finland joins EU countries returning asylum seekers to Italy as debate on fairness continues”, InfoMigrants, https://www.infomigrants.net/en/post/73250/finland-joins-eu-countries-returning-asylum-seekers-to-italy-as-debate-on-fairness-continues, (Erişim Tarihi: 22.08.2026).

[ii] “Pact on Migration and Asylum enters into application on 12 June”, European Commission,http://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_26_1285, (Erişim Tarihi: 22.08.2026).

[iii] “Avrupa Parlamentosu’nun onayladığı ‘reform’ olarak anılan yeni göç anlaşması neler içeriyor?”, BBC News Türkçe, https://www.bbc.com/turkce/articles/c72pn5v03pko, (Erişim Tarihi: 22.08.2026).

[iv] “Dispute over “Dublin Cases”-Meloni defends migration policy”, Bluewin, https://www.bluewin.ch/en/news/dispute-over-dublin-cases-meloni-defends-migration-policy-li.3571055, (Erişim Tarihi: 22.08.2026).

[v] “Uganda emerges as migration hub”, Ekathimerini, https://www.ekathimerini.com/politics/foreign-policy/1312244/uganda-emerges-as-migration-hub/, (Erişim Tarihi: 22.08.2026).

[vi] “EU countries eye Rwanda, Uganda, Uzbekistan for first return hubs by 2027”, Hungarian Conservative, https://www.hungarianconservative.com/articles/current/eu-return-hubs-deportation-migration-rwanda-uzbekistan-uganda/, (Erişim Tarihi: 22.08.2026).

Rumeysa İpeksu AYDIN
Rumeysa İpeksu AYDIN
2025 yılında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan İpeksu Aydın, TED Üniversitesi Göç Çalışmaları yüksek lisans programında öğrenimine devam etmektedir. Akademik odağını; AB-Türkiye ilişkileri, güvenlik dinamikleri, göç politikaları ve insan hakları alanları oluşturmaktadır. AB hibeli projeler ve uluslararası gençlik programlarında eğitmen, grup lideri ve proje yürütücüsü olarak aktif deneyime sahiptir. Sivil toplum bünyesinde gönüllü proje koordinatörlüğü yürütmekte; toplumsal fayda, gençliğin güçlendirilmesi ve kültürlerarası diyaloğun teşvik edilmesine yönelik hak temelli girişimlerde rol almaktadır. İleri düzeyde İngilizce bilmekte olup başlangıç seviyesinde İspanyolca öğrenmektedir.

Benzer İçerikler