Analiz

Çin’in Sağlık Diplomasisi: Küresel Güney’de Yumuşak Güç

Çin, sağlık diplomasisini insani yardımın ötesine taşıyarak küresel sağlık yönetişiminde daha etkili bir aktör olmayı hedeflemektedir.
Sağlık İpek Yolu, Pekin’in kalkınma deneyimini uluslararası iş birliği ağlarına taşıyan ve yumuşak gücünü destekleyen stratejik bir araç olarak öne çıkmaktadır.
Çin’in sağlık diplomasisindeki kalıcı başarısı, yardım faaliyetlerinin büyüklüğünden çok, ortak ülkelerde sürdürülebilir sağlık kapasitesi oluşturmasına bağlı olacaktır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Pekin’in sağlık alanında geliştirdiği uluslararası ortaklıklar, insani yardımın ötesinde küresel yönetişimde söz sahibi olma, kalkınma deneyimini ihraç etme ve uluslararası meşruiyetini güçlendirme stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Küreselleşmenin devletler arasındaki ekonomik, toplumsal ve siyasal ilişkileri iç içe geçirmesiyle birlikte sağlık, ulusal kamu politikalarının bir parçası olmaktan çıkarak uluslararası güvenlik, kalkınma ve diplomasi alanlarının kesiştiği stratejik bir konu haline gelmiştir. Salgın hastalıklar, sağlık altyapısındaki eşitsizlikler, ilaç ve aşı üretimindeki kapasite farklılıkları ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar, uluslararası sistemin birbirine bağımlı yapısını somut biçimde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda sağlık diplomasisi, devletlerin sağlık alanındaki bilgi, teknoloji, insan kaynağı ve finansal kapasitesini sınır ötesi işbirliği için kullanmasının yanı sıra uluslararası ilişkilerde güven ve meşruiyet oluşturmasına imkan tanıyan bir dış politika aracı olarak değerlendirilebilir. Sağlığın evrensel bir insani ihtiyaç olması, bu alandaki işbirliğini ekonomik çıkarlarla açıklamayı yetersiz kılmaktadır; insani sorumluluk, kalkınma hakkı ve uluslararası dayanışma gibi normatif unsurları da tartışmanın merkezine yerleştirmektedir.[i]

Çin’in uluslararası sağlık ortaklıklarını güçlendirme girişimleri bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biridir. Çinli sağlık ekiplerinin Benin, Seyşeller ve Zimbabve gibi ülkelerde yürüttüğü faaliyetler; acil cerrahi müdahaleler, yerel sağlık personelinin eğitimi, klinik kapasite oluşturulması ve hastane altyapısının geliştirilmesi üzerinden ele alınmaktadır. Çin, yaklaşık altmış yıllık süreçte 77 ülke ve bölgeye 31 bin sağlık personeli göndermiş ve yaklaşık 300 milyon hastaya hizmet sunmuştur. Bu rakamlar Çin Ulusal Sağlık Komisyonu’nun verilerine dayandırılmaktadır ve bağımsız bir etki değerlendirmesiyle aynı şey olarak görülmemelidir. Bununla birlikte söz konusu örnekler, Çin’in sağlık yardımlarını dönemsel insani müdahalelerin ötesine taşıyarak uzun vadeli mesleki eğitim ve kurumsal kapasite oluşturma faaliyetleriyle bütünleştirmeye çalıştığını göstermektedir.[ii]

Çin’in uluslararası sağlık alanındaki girişimlerini anlamak için Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) kapsamında geliştirilen “Sağlık İpek Yolu” kavramına odaklanmak gerekmektedir. Sağlık İpek Yolu, 2016 yılından itibaren Çin’in sınır ötesi sağlık işbirliğini geliştirme, tıbbi kaynaklara erişimi kolaylaştırma ve ortak ülkelerin sağlık sistemlerini destekleme hedefleriyle ilişkilendirilmiştir. Girişim, Çin’in ekonomik bağlantısallık ve altyapı yatırımları üzerinden geliştirdiği uluslararası ilişkiler ağının sağlık alanındaki uzantısı olarak değerlendirilebilir. Özellikle sağlık personelinin eğitimi, hastaneler arası işbirliği, salgın hastalıklarla mücadele, ilaç üretimi ve tıbbi teknoloji transferi gibi faaliyetler, kalkınma diplomasisinin fiziksel altyapıya dayanmadığını göstermektedir. Bununla birlikte Sağlık İpek Yolu’nun başarısı, gerçekleştirilen faaliyetlerin sayısından ziyade ortak ülkelerde sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğine, yerel kurumların bağımsız kapasitesine ve sağlık hizmetlerine erişimde yarattığı ölçülebilir değişime bağlıdır.[iii]

Sağlık İpek Yolu’nun uluslararası ilişkiler literatürü bakımından önemi, Çin’in kalkınma deneyimini farklı toplumsal ve ekonomik koşullara sahip ülkelere aktarabilme arayışıyla da bağlantılıdır. Batılı kalkınma modellerinin uzun yıllar boyunca sağlık sistemlerinin modernleşmesi konusunda temel referans olarak kabul edildiği düşünüldüğünde, Çin’in kamu sağlığı, salgın izleme ve tıbbi üretim alanlarındaki deneyimini uluslararası işbirliği yoluyla paylaşması Batı-dışı kalkınma yaklaşımlarının görünürlüğünü artırmaktadır. Ancak burada Çin modelinin evrensel olarak uygulanabilir olduğu sonucuna varmak doğru olmayacaktır. Sağlık sistemleri finansman yapısı, nüfus özellikleri, mesleki standartlar, hukuki düzenlemeler ve yerel ihtiyaçlar bakımından birbirinden farklılaşmaktadır. Dolayısıyla Çin’in deneyimlerinin uluslararası ölçekte değer kazanması, bunların doğrudan kopyalanmasından ziyade yerel koşullara uyarlanmasına ve ortak ülkelerin karar alma süreçlerine etkin biçimde katılmasına bağlıdır.[iv]

Joseph Nye’ın yumuşak güç yaklaşımı çerçevesinde değerlendirildiğinde sağlık diplomasisi, bir devletin uluslararası aktörler üzerindeki etkisini ekonomik veya askeri kapasitesi üzerinden ölçmez; güven oluşturma, işbirliği geliştirme ve olumlu bir imaj üretme becerisi üzerinden de artırabilmektedir. Sağlık hizmetleri, doğrudan insanların yaşam kalitesiyle bağlantılı olduğundan, diplomatik söylemlerin ötesinde somut toplumsal deneyimler yaratma potansiyeline sahiptir. Bir ülkede görev yapan sağlık ekiplerinin yerel personelle bilgi paylaşması, hastanelerin klinik kapasitesini geliştirmesi veya önlenebilir hastalıklarla mücadeleye katkı sunması, yardım sağlayan ülkenin algılanış biçimini etkileyebilir. Çin açısından bu faaliyetler, kalkınma ortaklığı ve uluslararası dayanışma söylemini somut uygulamalarla destekleme imkanı sunmaktadır. Bununla birlikte sağlık yardımlarının otomatik olarak yumuşak güce dönüşeceği varsayılmamalıdır. Söz konusu etkinin kalıcı hale gelmesi, yardım alan toplumların deneyimlerine, hizmetlerin niteliğine ve işbirliğinin karşılıklı yarar üretip üretmediğine bağlıdır.[v]

Bu çerçevede Çin’in sağlık diplomasisi, insani yardım ile stratejik çıkarlar arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Devletlerin dış politikalarında ekonomik, siyasi ve normatif hedeflerin aynı anda bulunması olağan bir durumdur; bu nedenle Çin’in sağlık ortaklıklarını özgeci bir yardım faaliyeti ya da jeopolitik nüfuz aracı olarak tanımlamak analitik açıdan eksik kalacaktır. Sağlık alanında kurulan ilişkiler, Çin’in yerel ortaklarla uzun vadeli bağlar geliştirmesine, tıbbi teknoloji ve ürünlerinin uluslararası dolaşımını kolaylaştırmasına ve uluslararası kuruluşlardaki görünürlüğünü artırmasına katkıda bulunabilir.

Küresel sağlık yönetişimi, devletlerin tek başına çözmekte yetersiz kaldığı sorunların uluslararası kuruluşlar, ulusal hükümetler, araştırma kurumları ve sağlık alanında faaliyet gösteren diğer aktörler aracılığıyla ele alındığı çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Dünya Sağlık Örgütü bu yapının temel kurumlarından biri olarak teknik standartların geliştirilmesi, hastalıkların izlenmesi ve uluslararası koordinasyonun sağlanması açısından önemli bir rol üstlenmektedir. Bununla birlikte küresel sağlık politikalarının uygulanması maddi güçten ziyade finansman kaynaklarına, devletlerin siyasi iradesine ve uluslararası kurumların meşruiyetine de bağlıdır. Çin’in sağlık diplomasisini genişletmesi bu nedenle ikili yardım ilişkilerinden daha fazlasıdır. Bu diplomasi, uluslararası sağlık kurumlarının geleceği ve küresel kamu mallarının sağlanması bakımından da önem taşımaktadır. Sağlık alanında etkili olabilmek, teknik kapasitenin yanı sıra finansman, araştırma, veri paylaşımı ve uluslararası standartların belirlenmesi süreçlerine katkı sunmayı gerektirmektedir.

2026 yılında yayımlanan “Globalization and Health” dergisindeki bir araştırma, Çin’in Dünya Sağlık Örgütü üzerinden yürüttüğü sağlık diplomasisini ve COVID-19 sonrası dönemde değişen kurumsal ilişkileri incelemektedir. Çalışma, Çin’in çok taraflılığa yönelik söylemini sürdürmesine rağmen uluslararası sağlık faaliyetlerinde ikili ilişkilerin ve pragmatik çıkarların önemini koruduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre; Çin, küresel sağlık yönetişiminde daha etkili bir konum elde etmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda Pekin, uluslararası kurumların finansman, temsil ve karar alma mekanizmalarındaki değişimlerden yararlanabilir. Bu durum, sağlık diplomasisinin büyük güç rekabetinden bağımsız olmadığını, ancak devletlerin ortak çıkarlar doğrultusunda işbirliği yapabileceği alanları da bütünüyle ortadan kaldırmadığını göstermektedir.[vi]

Çin’in sağlık diplomasisinin kapsamını somutlaştıran göstergelerden biri, Afrika ülkelerinde yürütülen sağlık hizmetleri ve mesleki kapasite geliştirme faaliyetleridir. Çin devlet medyasında yayımlanan verilere göre; Benin’de 1978 yılından bu yana 28 Çinli sağlık ekibi toplam 662 personelle görev yapmış ve Afrika’daki ortak hastaneler aracılığıyla 26 temel klinik uzmanlık merkezinin kurulmasına katkı sağlanmıştır. Zimbabve’de ise solunum hastalıkları ve yoğun bakım alanlarında bir yıl içerisinde 180’den fazla yerel sağlık çalışanının eğitildiği bildirilmektedir. Bu göstergeler, Çin’in sağlık diplomasisinin doğrudan hasta tedavisine dayanan bir yardım modeli olmadığını, mesleki bilgi aktarımı ve klinik kapasite geliştirme gibi uzun vadeli faaliyetleri de içerdiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte sağlık personelinin sayısı, eğitim faaliyetlerinin kapsamı veya kurulan merkezlerin toplamı, söz konusu girişimlerin sağlık sistemleri üzerindeki etkisini tek başına ölçmek için yeterli değildir. Bu faaliyetlerin gerçek başarısı, yerel sağlık çalışanlarının eğitim sonrasında hizmet sunmaya devam edip etmediği, oluşturulan klinik merkezlerin finansal ve teknik açıdan sürdürülebilir olup olmadığı ve sağlık hizmetlerinin toplumun daha geniş kesimlerine ulaşıp ulaşmadığı gibi göstergelerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu bakımdan Çin’in sağlık ortaklıklarının nicel büyüklüğü kadar bu ortaklıkların yerel kurumlarda kalıcı bir kapasite oluşturma derecesi de önem taşımaktadır.

Çin’in küresel sağlık alanındaki etkisinin sağlık personeli gönderimi ve hastane işbirlikleriyle sınırlı değildir. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve sağlık politikalarının uluslararası ölçekte paylaşılması üzerinden de görülmektedir. Bu bağlamda sıtma, Çin’in ulusal ölçekte geliştirdiği uygulamaların uluslararası sağlık yönetişimiyle ilişkilendirilmesi bakımından önemli bir örnektir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, artemisinin temelli kombinasyon tedavilerinden Sahra Altı Afrika’da yaklaşık 240 milyon kişinin yararlandığı belirtilmektedir. Çin’in sıtma vakalarının tespiti ve müdahale süreçlerinde geliştirdiği “1-3-7” yaklaşımı ise vakaların bir gün içinde bildirilmesi, üç gün içinde epidemiyolojik incelemenin gerçekleştirilmesi ve yedi gün içinde gerekli müdahalenin tamamlanması ilkelerine dayanmaktadır. Bu yaklaşımın uluslararası teknik rehberlerle ilişkilendirilmesi, Çin’in sağlık alanındaki deneyimini uluslararası norm ve uygulamaların oluşumuna taşıyabildiğini göstermesi açısından önemlidir. Bununla birlikte yaklaşık 240 milyon kişiye ilişkin rakamın Çin’in tek başına yarattığı etki olarak yorumlanması mümkün değildir. Sıtmayla mücadelede ulusal sağlık sistemleri, uluslararası kuruluşlar, araştırma kurumları ve ilaç tedarik ağları birlikte rol oynamaktadır. Dolayısıyla söz konusu örnek, Çin’in katkısını görünür kılarken ayrıca küresel sağlık çıktılarının çok aktörlü niteliğini de ortaya koymaktadır.

Çin’in sağlık diplomasisinin uzun vadeli sonuçlarını değerlendirirken faaliyet göstergeleri ile sonuç göstergeleri arasında analitik bir ayrım yapılması gerekmektedir. Gönderilen sağlık personeli, kurulan klinik merkezler, düzenlenen eğitim programları ve gerçekleştirilen hasta muayeneleri, işbirliğinin ölçeğini ortaya koyan faaliyet göstergeleridir; buna karşılık önlenebilir hastalıklardan kaynaklanan ölüm oranlarının azalması, temel sağlık hizmetlerine erişimin genişlemesi, yerel sağlık çalışanı açığının giderilmesi ve sağlık altyapısının dış desteğe bağımlı olmadan işleyebilmesi daha kapsamlı sonuç göstergeleridir. Çin’in Sağlık İpek Yolu kapsamındaki faaliyetlerinin sürdürülebilirliği de bu ikinci gruptaki göstergeler üzerinden incelenmelidir. Sağlık İpek Yolu küresel sağlık yönetişimi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları bakımından taşıdığı potansiyelin yanı sıra düzenleyici çerçevelerin parçalı yapısı, tıbbi yeterliliklerin tanınması ve standartların uyumlaştırılması gibi güçlükleri de tartışmaktadır. Bu sorunlar, sağlık alanındaki uluslararası işbirliğinin kaynak aktarımına dayanamayacağını hukuki uyum, kurumsal koordinasyon, şeffaflık ve ortak ülkelerin karar alma süreçlerine katılımını da gerektirdiğini göstermektedir. Bu çerçevede Çin’in sağlık diplomasisinin etkisi, sağlanan yardımın büyüklüğünden ziyade yerel ihtiyaçlarla ne ölçüde örtüştüğü ve işbirliğinin sona ermesinden sonra dahi sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir biçimde devam etmesine katkıda bulunmaktadır.

Çin’in uluslararası sağlık diplomasisine ilişkin mevcut göstergeler, Pekin’in sağlık alanındaki faaliyetlerini geçici insani yardım uygulamalarının ötesine taşıyarak küresel yönetişimdeki konumunu güçlendirmeye yönelik daha kapsamlı bir dış politika aracına dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Yaklaşık altmış yıldır sürdürülen sağlık personeli gönderimleri, Afrika ülkelerinde oluşturulan klinik merkezler, yerel sağlık çalışanlarına yönelik eğitim programları ve sıtmayla mücadelede geliştirilen uygulamaların uluslararası düzeyde görünürlük kazanması, Çin’in bu alandaki varlığının kurumsal bir süreklilik kazandığına işaret etmektedir.

Sağlık hizmetlerinin sunulması ve yerel kapasitenin geliştirilmesi, Çin’e ortak ülkelerle uzun vadeli ilişkiler kurma, teknik bilgi ve uygulama paylaşımı yoluyla uluslararası standartların oluşumuna katkıda bulunma ve kalkınma alanındaki deneyimini küresel ölçekte görünür kılma imkanı sağlamaktadır. Bu faaliyetlerin diplomatik karşılığını yardım hacmi üzerinden ölçmek de yanıltıcı olacaktır. Asıl belirleyici unsur, sağlanan desteğin ortak ülkelerin sağlık sistemlerinde kalıcı bir kapasite oluşturup oluşturmadığı ve Çin’in güvenilir bir ortak olarak algılanmasına ne ölçüde katkıda bulunduğudur. Bu ayrım, Çin’in sağlık diplomasisinin maddi kaynaklara dayanan boyutuyla uluslararası meşruiyet üretme kapasitesi arasındaki ilişkiyi anlamak bakımından önem taşımaktadır.

Uluslararası sistemdeki güç dağılımı açısından değerlendirildiğinde, Çin’in sağlık diplomasisi mevcut küresel sağlık düzenini bütünüyle ikame etmeye yönelik bir girişimden ziyade bu düzen içerisindeki temsilini, hareket alanını ve norm oluşturma kapasitesini genişletme stratejisi olarak öne çıkmaktadır. Pekin’in ikili sağlık ortaklıklarını sürdürürken Dünya Sağlık Örgütü gibi çok taraflı kurumlarla ilişkilerini geliştirmesi, uluslararası sağlık yönetişiminde daha etkili bir aktör olma arayışının iki tamamlayıcı boyutunu oluşturmaktadır. İkili ortaklıklar, Çin’e doğrudan işbirliği kurma, ihtiyaçlara yönelik projeler geliştirme ve uzun vadeli diplomatik ilişkiler oluşturma imkanı sunarken, çok taraflı kurumlar aracılığıyla yürütülen faaliyetler bu ilişkilerin uluslararası standartlar ve kurumsal meşruiyet çerçevesinde daha geniş bir etki alanına taşınmasını sağlayabilir. Daha belirleyici gelişme, Çin’in uluslararası sağlık politikalarının belirlenmesinde uygulayıcı veya finansman sağlayıcı bir aktörden fazlası olmasıdır. Çin, sorunların tanımlanmasına, çözüm yöntemlerinin geliştirilmesine ve teknik standartların oluşumuna katkı sunan bir aktör olarak kabul görme arayışıdır. Dolayısıyla Pekin’in stratejik kazanımı, mevcut kurumların yerini alabilmesinden çok bu kurumların işleyişinde daha fazla söz sahibi olabilmesi ve kendi önceliklerinin uluslararası politika süreçlerinde daha görünür hale gelmesiyle ilişkilidir.

Mevcut veriler, bu politikanın süreklilik kazandığını ve özellikle Afrika ülkeleriyle geliştirilen ilişkiler üzerinden kurumsal bir boyut edindiğini göstermektedir. Sonuç olarak Çin’in uluslararası sağlık diplomasisi, mevcut eğilimler doğrultusunda küresel yönetişimde daha fazla söz sahibi olma arayışını desteklemeye devam edecektir. Ancak bu etkinin kalıcı uluslararası meşruiyete dönüşmesi, söylem ile uygulama arasındaki tutarlılığa ve ortak ülkelerde ortaya çıkan somut sonuçlara bağlı olacaktır. Dolayısıyla Çin’in sağlık diplomasisi, küresel güç ilişkilerinin bilgi, sağlık kapasitesi ve uluslararası kurumlar üzerinden yeniden şekillendiği bir süreç olarak ele alınabilir. Bu süreçte Pekin’in elde edeceği en önemli stratejik kazanım, diğer aktörlerin yerine geçmekten ziyade küresel sağlık sorunlarının tanımlanması ve çözülmesinde vazgeçilmez ortaklardan biri haline gelmek olacaktır.


[i] Martinez, E., Rosskam, E., Aslanyan, G., Baines, L., Komatsu, R., Darabos, N., … & Nordstrom, A. (2026). Preparing current and emerging health leaders: An innovative competency-based framework for health diplomacy. PLOS Global Public Health, 6(9), e0004974.

[ii] “Bridging medicine and care: How China is strengthening international health partnerships”, CGTN, https://news.cgtn.com/news/2026-10-14/How-China-is-strengthening-international-health-partnerships-1ReccUx51GE/p.html, (Erişim Tarihi: 14.10.2026).

[iii] Wang C, Huang S, Lassi N and Zhang X (2025) A decade of China’s health silk road: policy review for global health governance and SDG partnerships. Front. Public Health 13:1676960. doi: 10.3389/fpubh.2025.1676960

[iv] “CHINA-WHO Country Cooperation Strategy 2022–2026”, World Health Organization, https://iris.who.int/server/api/core/bitstreams/74d363e7-eef0-4a5d-9585-eeb8f2890d3f/content, (Erişim Tarihi: 14.10.2026).

[v] Nye, J. S. (2004). Soft power: The means to success in world politics. Public affairs.

[vi] Shang, Z., Huang, Y. China’s global health diplomacy through the World Health Organization: a qualitative study. Global Health 22, 25 (2026). https://doi.org/10.1186/s12992-025-01165-w

Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla Erin, 2020 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Feminist Perspective of Turkish Modernization” başlıklı bitirme teziyle ve 2020 yılında da İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. 2023 yılında Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında “Güney Kore’nin Dış Politika Kimliği: Küreselleşme, Milliyetçilik ve Kültürel Kamu Diplomasisi Üzerine Eleştirel Yaklaşımlar” başlıklı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. ANKASAM Asya & Pasifik Uzmanı olan Erin’in başlıca ilgi alanları; Asya-Pasifik, Uluslararası İlişkiler’de Eleştirel Teoriler ve Kamu Diplomasisi’dir. Erin iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesi Korece bilmektedir.

Benzer İçerikler