Analiz

Pekin’in Yeni Maden Doktrini: “Afrika’nın Kaynağı Afrika’nındır”

Pekin’in yeni maden yaklaşımının inandırıcılığı, Afrika’da çıkarılan cevherin kıta içinde işlenmesine ve yerel sanayiye bağlanmasına göre değerlendirilecektir.
Botsvana’nın elmas sektöründeki mülkiyet hamlesi, kaynak sahibi ülkelerin gelir paylaşımından üretim ve pazarlama üzerindeki denetime doğru ilerlediğini göstermektedir.
Büyük güçler arasındaki mineral rekabeti, Afrika ülkeleri ortak sanayi politikaları geliştirdiğinde kalıcı bir pazarlık gücüne dönüşebilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 13 Ekim 2026 tarihinde Botsvana Cumhurbaşkanı Duma Boko’yu Pekin’de kabul ederken kullandığı “Afrika’nın kaynakları Afrika’ya aittir” sözü, Çin’in kıtadaki madencilik politikasına yeni bir yön verme arayışını yansıtmaktadır. Görüşmede açıklanan dört maddelik yaklaşım; Afrika ülkelerinin kendi şartlarına uygun maden planları hazırlamasını, yeşil teknolojilerin aktarılmasını ve daha bütünlüklü değer zincirlerinin kurulmasını öngörmektedir.[i] Bu ifade, yıllardır hammadde çıkarımı etrafında süren tartışmayı doğrudan mülkiyet, egemenlik ve kalkınma alanına taşımaktadır.

Afrika’nın maden zenginliği artık yer altında duran büyük bir servetten ibaret görülmemektedir. Kıta, enerji dönüşümü açısından kritik kabul edilen rezervlerin yaklaşık yüzde 30’una sahip olmasına rağmen bunlarla bağlantılı katma değerin yüzde 5’inden azını elde etmektedir.[ii] Aradaki fark, madenin bulunduğu yer ile ekonomik kazancın toplandığı yer arasındaki mesafeyi göstermektedir. Kobalt Kongo’da, manganez Gabon’da veya elmas Botsvana’da çıkarılabilir; cevher işleme, teknoloji üretimi ve nihai satış başka ülkelerde gerçekleştiğinde gelirin büyük bölümü de kıtanın dışına taşınmaktadır.

Pekin’in yeni söylemi, bu eski düzenin yarattığı rahatsızlığı doğru okumaktadır. Afrika hükümetleri artık kaç ton cevher ihraç ettiklerinden çok kendi ülkelerinde kaç fabrika kurulduğunu, kaç mühendisin yetiştiğini ve ne kadar vergi geliri oluştuğunu önemsemektedir. Bu nedenle Çin’in sunduğu ortaklık, maden sahasına ulaşan yol veya limanla sınırlı kalırsa beklentiyi karşılamayacaktır. Gerçek değişim, cevherin yerel tesiste ayrıştırılması, rafine edilmesi ve mümkün olduğunda sanayi ürünü hâline getirilmesiyle başlayabilir.

Çin açısından da yeni bir dil kurmak ihtiyaç hâline gelmiştir. Batılı ülkeler kritik mineraller için Afrika’yla daha fazla anlaşma yaparken Pekin’in uzun süredir devam eden ticari varlığı tek başına yeterli güvence sağlamamaktadır. Yerel toplumlar istihdam, çevre ve gelir paylaşımı konularında daha açık şartlar istemekte, hükümetler ise dış ortaklar arasındaki rekabeti daha elverişli sözleşmeler elde etmek için kullanmaktadır. “Kaynaklar Afrika’nındır” ifadesi, bu değişime verilmiş siyasi bir cevap olarak okunabilir.

Botsvana, bu yaklaşımın sınanabileceği uygun ülkelerden biridir. Elmas gelirleri ülkenin eğitim, sağlık ve altyapı yatırımlarında belirleyici rol oynamış, buna karşın ham taşa bağımlılık ekonomiyi fiyat dalgalanmalarına açık bırakmıştır. Gaborone yönetiminin De Beers’teki payını yaklaşık yüzde 25’e çıkaracak bir anlaşmaya yaklaştığı bildirilmektedir.[iii] Böyle bir adım, devletin gelirden daha büyük pay almasını sağlayabilir; yine de kalıcı kazanç kesim, parlatma, mücevher tasarımı ve satış kanallarının ülkede gelişmesine bağlıdır.

Yerel işleme fikri kâğıt üzerinde kolay görünse de sanayi altyapısı ciddi maliyet doğurmaktadır. Bir rafineri düzenli elektrik, bol su, güvenilir ulaşım ve eğitimli işgücü istemektedir. Bu imkânlardan biri aksadığında çıkarılan madenin en yakın limana gönderilmesi şirket açısından daha ucuz kalmaktadır. Bu nedenle maden politikasının enerji, ulaşım ve mesleki eğitim programlarıyla birlikte hazırlanması gerekmektedir. Ayrı kurumların birbirinden kopuk yatırımları, pahalı bir tesisin aylarca düşük kapasiteyle çalışmasına yol açabilir. Çin’in teknoloji ve planlama desteği, söz konusu darboğazları aşmaya yöneldiği ölçüde anlam kazanacaktır. Aksi hâlde yeni tesis vaatleri gecikebilir, Afrika ülkeleri yine düşük işlenmiş ürün satan tedarikçiler olarak kalabilir.

Üstelik her ülkenin bütün üretim aşamalarını tek başına kurması ekonomik açıdan gerçekçi görünmemektedir. Daha uygulanabilir yol, bölgesel uzmanlaşmayı geliştirmektir. Bir ülkede çıkarılan bakır komşu ülkedeki tesiste işlenebilir, başka bir ülkedeki limandan ihraç edilebilir ve ortak eğitim merkezlerinde yetişen personel bütün zincire hizmet verebilir. Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Alanı, bu bağlantıları kolaylaştırırsa maden zenginliği ülkeler arasında rekabet üreten bir unsurdan bölgesel sanayiyi besleyen ortak bir kaynağa dönüşebilir.

Teknoloji aktarımının niteliği de dikkatle izlenebilir. Hazır bir tesisi anahtar teslim biçimde kurmak kısa sürede üretim sağlayabilir; ancak bakım yazılımı, laboratuvar bilgisi ve kritik ekipman sürekli dışarıdan geliyorsa teknolojik bağımlılık devam eder. Ortak girişimlerde Afrikalı mühendislerin karar süreçlerine katılması, mesleki eğitimin sözleşmeye bağlanması ve yerel tedarik oranlarının aşamalı biçimde artırılması daha kalıcı sonuç üretebilir. Böylece transfer edilen unsur makineden ibaret kalmaz, o makineyi geliştirebilecek bilgi de yerleşir.

Finansman meselesi bu dönüşümün hızını belirleyecektir. Dünya Bankası, 2026-2030 döneminde kritik minerallere ayırdığı finansmanı önceki beş yıllık 3,6 milyar dolardan 19 milyar dolara çıkarmayı ve yirmi ülkeyle çalışma yürütmeyi hedeflemektedir.[iv] Çin kredileri, çok taraflı kalkınma bankaları ve özel sermaye aynı projelerde buluşabilir. Buna rağmen borcun kim tarafından üstlenildiği, gelir garantisinin nasıl verildiği ve fiyat düşüşü hâlinde zararın kime kaldığı açıklığa kavuşmadan büyük rakamlar kalkınma güvencesi oluşturmaz.

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Çin arasındaki rekabet, Afrika ülkelerine yeni pazarlık alanları açmaktadır. Bu alanın verimli kullanılabilmesi, hükümetlerin bir ortağı diğerine karşı öne sürmesinden daha kapsamlı bir maden diplomasisi gerektirmektedir. Uzun vadeli alım sözleşmeleri yerel işleme şartına bağlanabilir, kamu gelirleri bağımsız biçimde denetlenebilir ve komşu ülkeler ortak fiyat veya ihracat politikaları geliştirebilir. Ortak tutum kurulamadığında dış aktörlerin rekabeti sözleşmeleri iyileştirmek yerine ülkeler arasındaki taviz yarışını hızlandırabilir.

Madenciliğin toplumsal ve çevresel maliyeti de yeni doktrinin güvenilirliğini belirleyecektir. Yeşil enerji için çıkarılan bir mineralin üretimi köylerin suyunu azaltıyor, tarım alanlarını kirletiyor veya insanların geçim kaynaklarını ortadan kaldırıyorsa enerji dönüşümü yerel halk açısından adil sayılmaz. Ruhsat süreçlerinde toplumların görüşünün alınması, gelirlerin üretim bölgelerine yansıması ve maden kapandıktan sonra arazinin nasıl onarılacağının önceden belirlenmesi ekonomik ortaklığın ayrılmaz parçasıdır.

Pekin’in “Afrika’nın kaynakları Afrika’ya aittir” sözü güçlü bir başlangıçtır. Bu sözün değeri sahadaki sözleşmelerle ölçülecektir. Afrika ülkeleri kendi sanayi hedeflerini belirler, bölgesel üretim bağlantıları kurar ve teknoloji aktarımını somut yükümlülüklere bağlarsa Çin’le işbirliği ham madde ticaretinin alışılmış sınırlarını aşabilir. Böyle bir dönüşüm gerçekleştiğinde kıta madenlerini başkalarının sanayisini besleyen bir servet olarak göndermek yerine kendi üretim gücünü kuran stratejik bir imkân olarak kullanacaktır.


[i] “China, Botswana Establish Comprehensive Strategic Partnership”, The State Council of the People’s Republic of China, https://english.www.gov.cn/news/202610/13/content_WS6ace4358c6d00ca5f9a0da84.html, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

[ii] “Opening Remarks at the Ministerial Forum on Critical Minerals, Value Chain, and Beneficiation”, United Nations Economic Commission for Africa, https://www.uneca.org/stories/opening-remarks-by-ms.-hanan-morsy-at-the-ministerial-forum-on-critical-minerals%2C-value, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

[iii] “Botswana Nearing Deal to Raise De Beers Stake to About 25%”, Reuters, https://www.reuters.com/world/africa/botswana-nearing-deal-raise-de-beers-stake-about-25-bloomberg-reports-2026-10-13/, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

[iv] “World Bank’s Banga Sets Goal of Quintupling Critical Minerals Financing in Five Years”, Reuters, https://www.reuters.com/world/world-banks-banga-sets-goal-quintupling-critical-minerals-financing-five-years-2026-10-16/, (Erişim Tarihi: 18.10.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler