14 Ocak 2026 tarihli kararnamede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 12 kritik mineralde tamamen, 29 kritik mineralde ise %50’nin üzerinde ithalata bağımlı olduğu ifade edilmiştir.[i] İşlenmiş kritik mineraller ve bunlardan üretilen ürünlerde dışa bağımlılığın ulusal güvenlik, savunma sanayisi ve kritik altyapı sektörleri açısından oluşturduğu riskler, Washington’ın tedarik kaynaklarını çeşitlendirme arayışını hızlandırmaktadır. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’nun 2026 yılı raporu da Amerikan ekonomisinin stratejik öneme sahip minerallerde farklı ülkelere bağımlılığını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede ABD, Avustralya ve Kanada gibi geleneksel ortaklarının yanı sıra Latin Amerika, Afrika ve Orta Asya ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini güçlendirmeye yönelmektedir.[ii] Söz konusu arayış, alternatif hammadde kaynaklarına ulaşma ihtiyacının yanı sıra kritik minerallerin çıkarılması, işlenmesi ve sanayide kullanılmasına kadar uzanan süreçte güvenilir ortaklıklar oluşturma hedefini yansıtmaktadır.
Bu arayış içerisinde Orta Asya, sahip olduğu doğal kaynaklar, Asya ile Avrupa arasındaki coğrafi konumu nedeniyle öne çıkmaktadır. Ancak bölgede Çin’in ekonomik varlığı, uzun bir geçmişe dayanan alt yapı yatırımları, enerji anlaşmaları, ticaret bağlantıları finansal araçlarla desteklenirken, Rusya tarihsel, kurumsal ve toplumsal ilişkiler üzerinden nüfuzunu devam ettirmektedir. Dolayısıyla ABD’nin bölgesel rekabette karşı karşıya kaldığı en önemli zorluk Çin ve Rusya’nın Orta Asya devletleriyle geliştirdiği karşılıklı bağımlılıktır. Söz konusu bağımlılığın kısa vadede sona ermesi mümkün olmasa da Washington bölge ülkeleri için alternatif olabilir. Nitekim Orta Asya devletlerinin son yıllarda benimsediği çok yönlü dış politika anlayışı, ABD açısından önemli bir hareket alanı oluşturmaktadır. Kazakistan ve Özbekistan başta olmak üzere bölge ülkeleri, Rusya ve Çin ile ilişkilerini sürdürürken Batılı aktörlerle de ekonomik ve diplomatik işbirliklerini genişletmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla ABD’nin Orta Asya açılımı, Washington’ın bölgesel hedefleri ile Orta Asya devletlerinin yabancı yatırımların çeşitlendirilme stratejisi, teknoloji transferlerinin sağlanması ve dış pazarlara erişim imkanı gibi arayışlarının kesiştiği bir zeminde gelişmektedir.
Bu zeminin kurumsal ayağını C5+1 mekanizması oluşturmaktadır.[iii] C5+1, Rusya ve Çin’in güçlü ekonomik ve siyasi bağı bulunan coğrafyada Washington’a bölgesel ölçekte ekonomik ve diplomatik işbirliği geliştirme imkânı sağlamaktadır. 2015 yılında kurulan platformun, 2023 yılından sonra devlet başkanları düzeyinde toplanmaya başlaması,[iv] 2024 yılında Kritik Mineraller Diyaloğu’nun oluşturulması[v] ve 2025 yılında Washington’da gerçekleşen zirvede ekonomik işbirliğinin ön plana çıkması,[vi] diplomatik ilişkilerin giderek daha kapsamlı ekonomik içerik kazandığını göstermektedir. Bu süreçte Washington, bölge devletleriyle siyasi temaslarını kurumsallaştırırken, Amerikan şirketlerinin madencilik, enerji sanayi ve ulaştırma alanlarında faaliyet gösterebileceği yatırım ortamını teşvik etmektedir. Böylece C5+1, sadece diplomatik istişarelerin yürütüldüğü bir platform olmaktan çıkarak ABD’nin bölgedeki ekonomik hedeflerini destekleyen bir mekanizmaya dönüşmektedir.
Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun 100’den fazla Amerikan şirketinin temsil edilmesinin öngörüldüğü iş heyetiyle Semerkant’taki C5+1 toplantısına katılmayı planlaması dikkat çekmektedir.[vii] Zira söz konusu girişim Washington’un bölgesel ortaklıklarını özel sektör yatırımlarıyla destekleme arayışının önemli bir göstergesidir. Nitekim Amerikan şirketlerinin bölgedeki faaliyetlerinin genişlemesiyle doğal kaynakların çıkarılması, bu kaynakların işlenmesi, üretim süreçlerine dahil edilmesi ve uluslararası pazarlara ulaştırılması gibi yeni ekonomik bağlantıların geliştirilmesini de gündeme getirmektedir.
Bu noktada Türkiye, bölge devletleriyle geliştirdiği siyasi ve ekonomik ilişkiler, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) bünyesinde kurumsallaşan işbirliği mekanizmaları ve Orta Koridor üzerinden güçlendirmeye çalıştığı ulaştırma bağlantıları ile ABD’nin Orta Asya stratejisindeki jeoekonomik derinleşmenin önemli bir aktörü olarak öne çıkmaktadır. ABD’nin sermaye, teknoloji ve küresel pazara erişim kapasitesi ile Türkiye’nin bölgesel bağlantıları ve sanayi altyapısı arasında geliştirilebilecek tamamlayıcılık, Washington’ın Orta Asya’daki ekonomik açılımına yeni bir boyut kazandırabilir. Özellikle kritik minerallerin işlenmesi, sanayi yatırımların geliştirilmesi ve bölge ülkelerinin uluslararası pazarlara erişiminin kolaylaştırılması, iki ülkenin ekonomik çıkarlarının örtüşebileceği alanlar arasında yer almaktadır.
Bu kapsamda Orta Koridor, Türkiye’nin bölgesel konumunu güçlendiren başlıca ekonomik bağlantılardan biridir. Hazar Denizi üzerinden Orta Asya’yı Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye aracılığıyla Avrupa’ya bağlayan güzergah, Rusya üzerinden geçen ulaştırma hatlarına alternatif ticaret bağlantısı sunmaktadır. ABD açısından bu alternatif, bölgeye yönelik yatırımlarda ulaştırma seçeneklerinin çeşitlendirilmesi, teslimat sürelerinin öngörülebilirliğinin arttırılması ve uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırması bakımından önemlidir. Ancak koridorun ekonomik potansiyelinin ortaya çıkmasında demiryolu ve liman bağlantılarının geliştirilmesi, lojistik kapasitenin arttırılması ve sınır geçişlerindeki sorunların azaltılması etkilidir. Bu bağlamda ABD ile Türkiye arasında mevcut güzergahın kullanılmasının yanı sıra ulaştırma kapasitesinin geliştirilmesine yönelik yatırım ortaklıkları da gündeme gelebilir.
Tabi burada Orta Koridor’un Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile ilişkisinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Zira Türkiye ile Çin arasında 2015 yılında imzalanan uyumlaştırma mutabakatı[viii] ile Orta Koridor, Çin’in Avrupa pazarına erişimini sağlayan ticaret ağının bir parçası olmuştur. Dolayısıyla ABD’nin Orta Asya’da azaltmayı hedeflediği Çin bağımlılığı sadece doğal kaynaklarıyla sınırlı olmayıp üretim, finansman ve ulaştırma süreçlerini de kapsadığı anlaşılmaktadır. Zira Washington’ın bölgedeki ekonomik etkinliğinin arttırması için Çin’in mevcut ticaret bağlantılarına alternatif yatırımlar da geliştirmesi gerekmektedir. Türkiye ile işbirliğinin önemi de tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır. Ankara’nın Orta Koridor üzerindeki konumu, ulaştırma alt yapısı ve bölge devletleriyle geliştirdiği güçlü ilişkiler ABD’nin güzergâh üzerindeki ekonomik varlığının artmasına ve Orta Asya’daki faaliyetlerinin uluslararası ticaret ağlarıyla bütünleşmesine katkı sağlayabilir.
Ankara açısından ise ABD’nin Orta Koridor’a yönelik ekonomik ilgisinin artması, ulaştırma altyapısının geliştirilmesi ve bölgesel yatırım ilişkilerinin genişletilmesi bakımından yeni fırsatlar sunmaktadır. Türkiye’nin bu süreçteki önceliği, ABD’nin Çin ile rekabetine dahil olmadan, aktörlerle geliştirdiği ilişkileri kendi ekonomik ve stratejik hedefleri doğrultusunda değerlendirmek olabilir. Nitekim Türkiye’nin Orta Asya politikası, Washington’ın kritik minerallerde tedarik güvenliğini arttırma hedefinden daha geniş bir çerçeveye sahiptir. Ankara açısından bölge ekonomik ilişkilerin yanı sıra siyasi, kurumsal ve toplumsal bağların geliştirilmesini içeren uzun vadeli stratejik öneme sahiptir. Türkiye ve ABD’nin bölgedeki önceliklerinde bu farklılık, çıkarların örtüştüğü alanlarda seçici ve karşılıklı faydaya dayanan işbirliği fırsatlarının geliştirilmesini mümkün kılmaktadır.
Tüm bu arka plan doğrultusunda ABD’nin Orta Asya’ya geniş katılımlı iş heyetiyle yönelmesi, sadece Amerikan sermayesinin bölgeye girişini ifade eden bir gelişme olarak değerlendirilmemelidir. Zira Amerikan şirketlerinin madencilik, enerji, sanayi, ve ulaştırma alanlarında geliştireceği yatırımlar, bölgenin üretim ve ticaret ilişkilerinde yeni ekonomik bağlantıların oluşmasına zemin hazırlayabilir. Bu süreçte Washington’un Orta Asya devletleriyle doğrudan geliştireceği ortaklıklar, Türkiye’nin sınırlı ölçüde yer aldığı ekonomik ağların oluşmasına neden olabilir. Dolayısıyla Türkiye açısından belirleyici olan bölgesel ekonomik ilişkilerdeki dönüşümü takip etmenin ötesinde mevcut kurumsal ve ekonomik bağlantıları somut yatırım projeleriyle güçlendirmektir. Özellikle TDT bünyesinde geliştirilen işbirliğinin ulaştırma, enerji, sanayi ve teknoloji alanlarında ortak projelerle desteklenmesi, Türkiye’nin bölgesel ekonomik gelişmedeki rolünü güçlendirirken, yeni yatırım ilişkilerinin şekillenmesinde daha etkin konum elde etmesini sağlayabilir.
Sonuç olarak ABD’nin Orta Asya politikasında yaşanan jeoekonomik derinleşme, Washington’ın bölgeyi sadece büyük güçler arasında yaşanan stratejik rekabetin bir alanı olarak görmediğini aynı zamanda Amerikan ekonomisinin tedarik güvenliğini güçlendirebilecek ve küresel üretim ağlarını çeşitlendirebilecek bir bölge olarak değerlendirdiğini göstermektedir. Nitekim C5+1 mekanizmasının kurumsallaşması, kritik mineraller alanında geliştirilen girişimler ve Amerikan özel sektörünün bölgeye yönelik artan ilgisi diplomatik yakınlıktan ekonomik ortaklığa doğru genişleyen bir ilişki ağına işaret etmektedir. ABD’nin Türkiye ile ekonomik ilişkileri geliştirmesi, Washington’ın Orta Asya stratejisini güçlendirebilecek imkan sunabilir. Söz konusu işbirliği, Ankara’nın Orta Koridor ve Türk dünyasıyla ekonomik bütünleşme hedeflerini ilerletebileceği yeni bir alan oluşturabilir.
[i] “Adjustıng Imports Of Processed Crıtıcal Mınerals And Theır Derıvatıve Products Into The Unıted States”, TheWhite House, https://www.whitehouse.gov/presidential-actions/2026/01/adjusting-imports-of-processed-critical-minerals-and-their-derivative-products-into-the-united-states/, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[ii] “Mineral Commoidty summaries 2026”, USGS, https://pubs.usgs.gov/periodicals/mcs2026/mcs2026.pdf, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[iii] “C5+1”, U.S. Embassy & Consulate in Kazakhstan, https://kz.usembassy.gov/c51/, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[iv] “Ten Years of C5+1: U.S.–Central Asia Minerals Cooperation”, CSIS, https://www.csis.org/analysis/ten-years-c51-us-central-asia-minerals-cooperation, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[v] Wilder Alejandro Sánchez, “The Upcoming C5+1 Dialogue on Critical Minerals”, The Diplomat, https://thediplomat.com/2026/06/the-upcoming-c51-dialogue-on-critical-minerals/, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[vi] Paulo Aguiar, “Trump’s C5+1 Gamble: Can America Reclaim Central Asia?”, Geopolitical Monitor, https://www.geopoliticalmonitor.com/trumps-c51-gamble-can-america-reclaim-central-asia/, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[vii] “Rubio to Lead Major U.S. Business Delegation to Uzbekistan for C5+1 Talks”, The Times of Central Asia, https://timesca.com/rubio-to-lead-major-u-s-business-delegation-to-uzbekistan-for-c51-talks/, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
[viii] “A. Eda Ünlü Özen, Türkiye ile Çin 7 anlaşma imzaladı”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/turkiye-ile-cin-7-anlasma-imzaladi/473607, (Erişim Tarihi: 10.10.2026).
