Analiz

Mali’de “Tanıdık” İstikrarsızlık Sarmalı

Sahel Konfederasyonu bilindik ama zorlu bir tehditle karşı karşıya kalmıştır.
ECOWAS, terörizmle mücadelede yalnız bırakıldığı gerekçesiyle Mali tarafından suçlanmıştır.
Sadece cunta lideri Goïta’nın geleceği değil, Mali’de ve bölgede Rus milislerin rolü, Sahel Konfederasyonu’nun geleceği mercek altındadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English

Mali’de son dönemde yaşananlar, Sahel’de değişen paradigmanın yerini “bilindik” paradigmaya mı bırakacağı sorusunu sordurtmaktadır. Mali’nin istikrarsızlığının başat nedenlerinden biri olan, diğer ifadeyle ülkenin “kalıcı” sorunları arasında en baş sırada yer alan Tuareg ayrılıkçı hareketi, yeniden merkezi yönetime karşı ayaklanmıştır. Eski paradigmaya uygun olarak köktendinci terör örgütleri de Tuareglerle işbirliği yaparak çeşitli kentleri yeniden ele geçirmektedir. Yine bölge dışından bir devletin krizle mücadelede öne çıktığı görülmektedir. 

Mali’nin ayrılıkçı unsurlarla ve terörist yapılanmalarla mücadelesinde geçmişte Fransa yer alırken 2026 istikrarsızlık sarmalında bu sefer Rusya ve Rus milis grubu Wagner’in yerini alan Rusya’nın Savunma Bakanlığı’na bağlı olduğu belirtilen Afrika Lejyonu üzerine gözler çevrilmektedir. Başta Tuareglerin çeşitli taleplerinin başkent Bamako’ya göre sorun teşkil etmeyi sürdürmesi ve terörist yapılanmaların özellikle Mali’nin kuzeyinde varlık göstermeye devam edebilmesi bölge dışından farklı ülkelerin desteğine rağmen söz konusu sorunların çözülemediği ve geçmişe kıyasla farklı adımların atılması gerektiğini göstermektedir. 

Başkent Bamako, Kati, Mopti ve Gao da dahil olmak üzere çeşitli kentlerde koordineli saldırılar 25 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşmiştir. El-Kaide’ye bağlı Cemal Nusret el-İslam vel-Muslimin (JNIM) ve Tuareg isyancıları, saldırıların sorumluluğunu üstlenmişlerdir. İki örgüt aralarında işbirliği ve koordinasyon olduğunu ilk defa dünya kamuoyuyla paylaşmıştır.

2020 yılında darbeyle yönetime gelen Goïta’nın devrilmesi amaçlanmaktadır. Self-determinasyon taleplerinin yanı sıra Afrika Lejyonu’nun ülkeden çekilmesini talep etmektedir. Gruplar, başkent Bamako’ya girmeyi başarmış ve Savunma Bakanı Sadio Camaro saldırılar sonucunda öldürülmüştür. Kidal’e yönelik saldırı ise kapsamlı olup Mali güçlerinin ve Rus birliklerinin kentten çekilmesine sebebiyet vermiştir. Kidal, mevcut dönemde ayrılıkçı Tuareglerin Azavad Kurtuluş Cephesi’nin kontrolü altındadır. Cephe, Mali’nin kuzeyindeki diğer kentlere yönelik ilerleyişini sürdürmektedir.

İsyancıların ve terörist yapılanmaların Savunma Bakanı Camaro’nun hayatını kaybettiği saldırılarına ve kimi kentleri kontrol altına almalarına rağmen yönetimin, büyük kentlerin çoğunda ve devlet kurumlarında kontrole sahip olduğu görülmektedir. Egemenliğin korunacağına, istikrarın sağlanacağına, Fransa’nın ve ECOWAS’ın değil de Mali’nin çıkarlarının korunacağına dair iddialarla darbeyle yönetimi ele geçiren askerî yönetim aynı zamanda Mali’nin kronikleşmiş sorunlarını çözme vaadiyle de toplumun desteğini almıştır. Dolayısıyla mevcut dönemde yönetim daha fazla sorgulanmaktadır. Öte yandan cunta, toplumun bir kesiminin desteğini almayı sürdürmektedir. 

Sadece cunta lideri Goïta’nın geleceği değil, Mali’de ve bölgede Rus milislerin rolü, Sahel Konfederasyonu’nun geleceği mercek altındadır. Kronikleşmiş sorunların çözümünde Mali’nin ve beraberinde konfederasyonu oluşturdukları Nijer ve Burkina Faso’nun da geleceği, mevcut krize dair nasıl adım atacaklarına bağlıdır. 

Mali, Nijer ve Burkina Faso’nun oluşturduğu Konfederasyon, Sahel politikaları özelinde ve Afrika politikaları genelinde düşünüldüğünde bölge nezdinde yeni bir paradigmanın işaretleri olarak yorumlanmıştı. Söz konusu yeni tablonun somut göstergeleri arasında sayılan üç ülkenin kurucusu oldukları ECOWAS’ı sert bir şekilde eleştirerek ayrılmaları, kendi aralarında güvenlik ve savunma odaklı ittifak daha sonra ise konfederasyon kurmaları, Mali’nin tarihe dayanan geçmişe sahip olduğu Fransa ile ilişkilerin sert bir şekilde kesmeleri ve Paris yerine açık bir şekilde Moskova ile çeşitli alanlarda işbirliğine gitmeyi tercih etmeleri bulunmaktadır. 

Rusya’nın yanı sıra Türkiye de Sahel’de öne çıkan ilişkileri ile gündeme gelmektedir. “Neden yeni paradigma?” sorunun önemli bir cevabı Mali, Nijer ve Burkina Faso’daki iktidarların darbe ile yönetime gelmesidir. Afrika’nın bilindik paradigması ile ifade edilecek olursa yönetimin anayasal olmayan yollardan değişmesinin örneğini teşkil etmiştir. Afrika Birliği’nin ve ECOWAS’ın öncülüğünü yaptığı bilindik paradigma çerçevesinde bahse konu üç ülkeye yaptırım uygulanarak üyelikleri askıya alınmıştır. ECOWAS’ın Afrika’nın değil de Fransa’nın çıkarlarını ve güvenliğini güttüğünü öne süren üç ülke, kurdukları ittifakla güvenliklerini kendi çabaları sayesinde sağlayacaklarını açıklamıştır. Bahse konu çaba ilk önce ittifak, sonrasında ise konfederasyon ile uygulamaya geçirilmiştir.

Mali, darbeler sürecinde ECOWAS’ın eleştirilerine ve yaptırımlarına maruz kalmış fakat bu tutuma karşı gelmiştir. Politikalarda anlaşmazlığın yaşanmasının yanında bahse konu tutum, ECOWAS’ın ayrılıkçılarla ve köktendinci unsurlarla mücadelesinde Mali’ye ne kadar destek olduğunun tartışmalı olmasından da kaynaklanmaktadır. ECOWAS, terörizmle mücadelede yalnız bırakıldığı gerekçesiyle Mali tarafından suçlanmıştır. ECOWAS’ın Mali’deki darbeye karşı yaptırımlar uygulaması zaten gergin olan ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. Bamako, terörizm başlığının yanı sıra ECOWAS’ı kurucu ilkelerini bırakmakla, yabancı ülkelerin etkisi ve kontrolü altında olmakla itham etmiştir.

Nijer, Burkina Faso ve Mali’nin ağır eleştirilerle ayrılıp alternatif olarak stratejik müttefiklik sonrasında da konfederasyon kurmasıyla meşruluğu yeniden tartışmaya açılan ECOWAS, bölgesel işbirliğine ve dolayısıyla Batı Afrika’nın birliğine göndermede bulunan bir açıklamayı Mali’de gerçekleşen saldırılardan sonra yapmıştır. Bölgenin tüm ülkelerinin, güvenlik güçlerinin, bölgesel mekanizmaların ve toplumlarının “Batı Afrika’nın güvenliğine ve istikrarına tehdit” olarak nitelendirdiği saldırılara karşı koordinasyon içinde mücadele etme çağrısında bulunmuştur.

ECOWAS’ın “yokluğunda” Mali, Rusya’nın yanında Sahel Konfederasyonu’ndan da destek almayı sürdürecektir. Tahmin edileceği üzere blok, Mali’yi terörist ve ayrılıkçı yapılanmayla mücadelesinde desteklemeyi sürdüreceklerini açıklamıştır.

Rusya’nın Mali’nin istediği güvenliği ve istikrarı sağlamakta başarısız olması, cuntanın farklı ülkelerle işbirliğine gitme ihtimalini gündeme getirmektedir. Bu bağlamda Türkiye öne çıkmaktadır. Halihazırda iki ülke arasında özellikle güvenlik alanında işbirliği öne çıkmaktadır. Cumhurbaşkanlığı kuvvetlerini eğitmek amacıyla güvenlik anlaşmasının imzalanması ve Türkiye’nin Mali’ye dron ihracatı, buna örnek olarak verilebilir. Dronların 2024 yılında yine Kidal kentinin isyancılardan geri alınmalarında önemli rol oynadığı belirtilmektedir. Mali’nin yanı sıra Sahel’deki terörizmle mücadele ayağına Türkiye’nin katılması önemlidir. Burkina Faso ve Nijer’in de Türkiye ile askerî alanda yakın ilişkileri mevcuttur. Her üç ülke de dron almakta ve Türkiye’deki savunma sanayi ile yakın ilişkilere sahip olmaktadır. 

Türkiye’nin yanı sıra Mali ile ilişkilerde bir diğer öne çıkan ülke ABD’dir. Donald Trump yönetimi, alışılmış Afrika politikasının dışına çıkarak Mali’ye özel ve farklı ilgi göstermektedir. Öyle ki ABD-Mali ilişkilerinin yeniden gelişeceğine dair çeşitli göstergeler mevcuttur. Darbeler ve Mali’nin Rusya ile işbirliği sebebiyle ilişkiler olumsuz etkilenmiştir. Mevcut dönemde ise Malili bazı isimlere uygulanan yaptırımlar kalkmış ve Washington, güvenlik ve terörizmle mücadele odaklı bir siyaset takip etmektedir. Özellikle istihbarat paylaşımının yeniden başlayacağı yönündeki haberler artmıştır. Böylelikle geçmiş Amerikan yönetimleri ile kıyaslandığında Trump’ın demokrasi ve insan haklarını öne çıkarmadığı görülmektedir. Washington, salt Mali ile değil; Sahel Konfederasyonu’nun diğer üyeleri olan Nijer ve Burkina Faso ile de ilişkilerini geliştirmek istediğini belirtmiştir.

Mali’de yukarıda kısaca özetlenmeye çalışılan gelişmeler, akıllara 2010’lu yılların istikrarsızlık sarmalını getirmektedir. Benzer nedenlerle ülkede güvenlik büyük bir tehdit altına girmiş, merkezi hükümet kuzeyde kontrolünü kaybetmiştir. Tuaregler ve yapılanmaları Azavad Kurtuluş Cephesi yine özerklik taleplerinin hayata geçirilmemesini öne sürerek ayrılık hedeflerini gerçekleştirmek için Sahel’de hareket serbestisine sahip olan terörist gruplarla işbirliği içinde başkent Bamako’ya kadar ilerlemiştir. 

2020 yılında Mali Devlet Başkanı İbrahim Boubacar Keita’nın devrilmesiyle başlayan süreçte, ülkede Fransa karşıtlığı artmıştır. Keita’yı koruduğu, köktendincilere ya da kuzeydeki ayrılıkçılara yönelik müdahalede bulunmadığı, Fransa karşıtları tarafından öne sürülerek Paris eleştirilmiştir. 2022 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, darbeyle yönetime gelen cunta ile ilişkilerin kopması sebebiyle Mali’den Fransız askerî birliğinin ayrılacağını açıklamıştır. 

Mali’deki Fransız karşıtlığı ve Paris’in çekilme kararı önemli siyasi ve askerî gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Bahse konu gelişmelerden en önemlisi özellikle Afrika nezdinde tartışılan Barkhane Operasyonu’nun sona ermesi olmuştur. Söz konusu Operasyon, 2013 yılında başlayan ve terörist yapılanmaların, Tuareg gruplarının Mali’de kontrolü ele geçirmelerini önlemeyi amaçlayan Serval Operasyonu’nun devamı niteliğindedir. Dolayısıyla Avrupa kuvvetlerinin öne çıktığı Takuba Operasyonu’nu da bu açıdan olumsuz etkilemiştir. Avrupa Birliği üyeleri operasyonun sürdürülmesinde imkan görmemiştir.

Sonuç olarak, Mali’de istikrarsızlığın nereye evrileceğinin yanı sıra ilgili tehdit sarmalının nasıl çözüleceği bir diğer merak konusudur. Geçmiş örneklerde Tuaregler ve El-Kaide bağlantılı terörist yapılanmalar arasındaki işbirliği farklı hedefler sebebiyle rafa kaldırılmıştı. Dolayısıyla bugün de aynı gelişmenin yaşanıp yaşanmayacağı iki yapılanmanın hedeflerinde ne kadar uyuşacaklarına bağlı olacaktır. Rusya’nın faaliyetlerini eleştirilerle birlikte sürdüreceği tahmin edilirken; Türkiye de taraflar arasında arabuluculuk, diplomatik destek gibi çeşitli yöntemlerle Mali ile ilişkilerini geliştirme politikasını devam ettirecektir. Ankara’nın bu son gerçekleşen saldırılardan sonra Mali’ye desteğini yinelediği hatırlanmalıdır. Sahel Konfederasyonu bilindik ama zorlu bir tehditle karşı karşıya kalmıştır. Kurumsal ve askeri açıdan zayıf olan söz konusu yapılanma, ECOWAS’ın desteğine ihtiyaç duyabilir.  

Doç. Dr. Ceren GÜRSELER
Doç. Dr. Ceren GÜRSELER
Ceren Gürseler, 2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden lisans derecesini almıştır. Yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yapmış ve 2006'da "Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İslami Söylemi" ile yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Doktorasını 2015 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden almış olup doktora tezi "Afrika Örf ve Adet Hukukunda Self-Determinasyon Hakkı"dır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Arap ve Afrika ülkeleri uzmanı, Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları ve Uygulama Merkezi'nde Afrika ülkeleri uzmanı ve Çankaya Belediyesi Dış İlişkiler Müdürlüğü'nde dış ilişkiler uzmanı olarak çalışmıştır. Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi'nde Afrika ülkeleri ve uluslararası hukuk danışmanıdır. 2016 yılından beri Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doktor öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. ÜAK’tan 2024 yılında doçent ünvanını almıştır. Çalışma alanları arasında Afrika siyaseti, İsrail-Filistin sorunu, self-determinasyon politikaları, iklim değişikliği, çevre sorunları, Heavy Metal müzik yer almaktadır.

Benzer İçerikler