Analiz

Tayland’da Yeni Siyasi Denklem: Kontrollü Değişim ve Statükonun Sivil Yüzü

Bhumjaithai’nin zaferi, kraliyetçi-muhafazakâr blokun sandıkta sürdürülebilir bir “sivil taşıyıcı” bulduğunu ilan etmektedir.
Anayasa yapım süreci, toplumsal mutabakat arayışının samimiyet testine dönüşecektir.
Seçim sonuçları, Tayland’ı ABD-Çin çekişmesinde daha görünür bir cephe hattına yerleştirmemiştir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Tayland siyasetinin son yirmi yılına damgasını vuran “sokak-kışla-sandık” sarmalı, 8 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerle yeni ve hibrit bir görünüm kazanmıştır.[i] Sandıkların açılmasıyla ortaya çıkan tablo, müesses nizamın kendini yeniden üretme kapasitesini ve toplumsal talepleri soğurma stratejisini gözler önüne sermektedir. Anutin Charnvirakul liderliğindeki Bhumjaithai Partisi’nin 500 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nde yaklaşık 194 koltuk kazanarak birinci parti konumuna yükselmesi, Tayland siyasi tarihinde uzun bir aradan sonra elde edilen en net muhafazakâr zaferlerden biri olarak kayıtlara geçmiştir.[ii]

Seçim öncesi anketlerde favori gösterilen reformcu People’s Party’nin beklentilerin altında kalması, seçmen davranışındaki güvenlik arayışının bir tezahürüdür. Seçim sonuçları, toplumun köklü bir rejim değişikliğinden ziyade mevcut sistemin kurallarında kontrollü bir revizyon talep ettiğini göstermektedir. Aynı gün gerçekleştirilen ve 2017 darbe anayasasının yerine yeni bir anayasa yazım sürecini başlatma yetkisi veren referandumda “evet” oylarının baskın çıkması bu tezi kuvvetlendiren bir diğer veridir. Tayland halkının değişim isteğini sandığa yansıttığı, ancak bu değişimin devrimci bir nitelikten çok evrimsel bir sürece işaret ettiği görülmektedir.

Ortaya çıkan bu ikili sonuç, Bangkok yönetimini içeride muhafazakâr bir yeniden hizalanmaya, hukuki çerçevede ise kademeli bir normalleşme sürecine itmektedir. Tayland, bu seçimlerle birlikte çelişkili görünmekle beraber kendi içinde tutarlı ve anlamlı bir siyasi eşiğe yerleşmiştir. Seçim aritmetiği ilk bakışta eski düzenin parlak bir dönüşü izlenimi yaratabilir. Ancak sandığın derinliklerindeki dinamikler çok daha sofistike bir yapı arz etmektedir. Bhumjaithai Partisi’nin oylarını kırsal güvenlik ve gelenekçi söylemler üzerinden konsolide etmesi partinin başarısındaki temel faktörlerden biridir. Parti, pandemi sonrası ekonomik toparlanma sürecinde sergilediği “iş bitirici teknokrat” imajıyla seçmenin güvenini kazanmayı başarmıştır. Tay seçmeninin ideolojik kamplaşmalar yerine yönetilebilirlik ve istikrar arayışına yönelmesi siyasetin merkezinin sağa kaydığını göstermektedir.

People’s Party’nin Bangkok ve çevresinde sandıkları domine etmesine karşın bu dalgayı ülke geneline yayamaması, geçmişteki Move Forward deneyiminin hafızalarda tazeliğini koruduğunu kanıtlamaktadır. Sistemle cepheden çatışma mesajı, orta sınıfın bir bölümünde tedirginlik yaratmıştır. Buna mukabil anayasa referandumuna verilen güçlü destek, aynı seçmen grubunun cunta dönemi mirası kurumsal bariyerleri sürdürülebilir bulmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle yargı ve Senato gibi atanmış mekanizmaların vesayetine duyulan tepki sandıktaki “evet” oylarıyla kayda geçmiştir.

8 Şubat seçimi, Tayland’ın 2006 ve 2014 darbelerinden sonra içine hapsolduğu “sandık var, ancak rejim değişmiyor” paradoksunu tamamen kırmış sayılamaz. Fakat bu süreç, rejimin kendisini güncellemeye mecbur kaldığı bir geçiş momenti olarak okunabilir. Seçmen bloku, bu eksene 2017 Anayasası’nın katı toplum mühendisliğini devam ettirme yetkisi vermemiştir. Mevcut tablo, “kontrollü liberalizasyon” ile “güvenlikçi statükoculuk” arasında kurulan kırılgan bir dengeye işaret etmektedir. Sokakta devrim ihtimali ile sandıkta devrilme korkusu arasında sıkışan rejim, eski kuralların bütünüyle taşınamaz hale geldiğini kabul etmek zorundadır.

İç politikadaki bu yeni denge, önümüzdeki dönemde üç temel başlıkta sınanacaktır. İlk olarak anayasa yazım sürecinin kapsamı ve temposu belirleyici olacaktır. “Yukarıdan revizyon” ile “aşağıdan reform” arasındaki güç mücadelesinin gerçek sınırları bu süreçte netleşecektir. Senato’nun rolü, lèse-majesté yasasının dokunulmazlığı ve siyasi partilerin kapatılmasını olağanlaştıran yargısal mekanizmalar, söz konusu mücadelenin düğüm noktalarını oluşturmaktadır. Anayasa yapım süreci, toplumsal mutabakat arayışının samimiyet testine dönüşecektir.

İkinci kritik başlık, Bhumjaithai’nin kuracağı koalisyonun bileşimidir. Thaksin geleneğiyle açık veya örtük bir işbirliğine gidilip gidilmeyeceği siyasetin yeni rotasını çizecektir. Pheu Thai’nin zayıflamış olmasına rağmen tamamen tasfiye olmamış yapısı pazarlık alanını genişletmektedir. Üçüncü olarak People’s Party’nin parlamentodaki muhalefet üslubu önem arz etmektedir. Muhalefetin tavrı, rejim içi evrimi hızlandıran “kurumsal muhalefet” ile meydanı yeniden militarizme açabilecek “maksimalist meydan okuma” arasında şekillenecektir.

İç siyasetteki bu denge arayışı, Tayland’ın dış politikasını radikal biçimde savurmayacaktır. Ancak ince ayarlı bir yeniden kalibrasyona zemin hazırlayacaktır. Bhumjaithai’nin güvenlik, kamu düzeni ve “geleneksel değerler” vurgusu, Bangkok’un Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin arasındaki geleneksel denge siyasetini koruma iradesini güçlendirmektedir.

Tay elitleri açısından asıl risk, bir kampa fazlaca yaklaşarak diğerinden tepki görmekten öte bu rekabetin ülkeyi yeni bir iç kutuplaşmaya sürüklemesidir. Yeni hükümet, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) şemsiyesini bir “jeopolitik sigorta poliçesi” olarak kullanmaya devam edecektir. Tayland, ne Washington ne de Pekin açısından vazgeçilmez, fakat kolay feda edilir bir müttefik olmaktan çıkmanın yollarını arayacaktır.

ABD-Çin rekabeti bağlamında 8 Şubat sonucu, Bangkok’un “stratejik salınım alanı”nı korumaya dönük bilinçli bir toplum refleksi olarak okunabilir. Seçmen, reformcu blokun kampanya söyleminde sezdiği olası dış politika eksen kaymalarına temkinli yaklaşmıştır. Değerler temelli demokratikleşme retoriğinin Washington’la daha yakın uyum anlamına gelebileceği algısı sandıkta karşılık bulmamıştır.

Çin’le askeri ve ekonomik angajmanın derinleştirilmesine de açık çek verilmemiştir. Bu ikili mesafe, Tayland’ı ABD’nin güvenlik mimarisinde “dayanıklı fakat itaatkâr olmayan müttefik” statüsünde tutmaktadır. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ve tedarik zincirleri denkleminde ise “güvenilir fakat tam anlamıyla hizalanmamış ortak” konumu korunmaktadır.

Seçim sonuçları, Tayland’ı ABD-Çin çekişmesinde daha görünür bir cephe hattına yerleştirmemiştir. Aksine ülkeyi gri bir tampon bölgeye konumlandıran stratejik bir tercih ortaya konmuştur. Bölgesel düzlemde ise yeni hükümetin en kritik sınavlarından biri Myanmar dosyasında ve Mekong havzası rekabetinde verilecektir. Bangkok’un Myanmar cuntasına yönelik izlediği düşük profilli ve krizi donduran diplomasi, içeride anayasal meşruiyet tartışmalarının gevşemesiyle sorgulanabilir hale gelecektir. Genç ve şehirli seçmen, Tayland’ın ASEAN içinde “riskten kaçan arabulucu” rolünden sıyrılmasını talep edebilir. Tayland’ın “ilke ve çıkar dengesini kurabilen bölgesel aktör”e evrilmesi yönündeki baskılar artacaktır.

Mekong havzasında Çin barajlarının aşağı havza ülkeleri üzerindeki baskısı arttıkça Tayland’ın su güvenliği ve gıda fiyatları iç siyasetin ana gündem maddelerinden biri olacaktır. Kırsal istikrar dosyaları dış politikayla iç içe geçecektir. Bu durum Bangkok yönetimini, Pekin’le ilişkisini salt ticaret ve yatırım üzerinden okumaktan vazgeçirecektir. Çevresel ve sosyal maliyetler, ikili ilişkilerin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılacaktır.

Ekonomi cephesinde seçim sonuçları piyasalar için ilk aşamada bir “öngörülebilirlik” sinyali vermiştir. Muhafazakâr bir partinin sandıkta açık ara birinci çıkması, darbe ihtimalinin kısa vadede zayıfladığı algısını güçlendirmektedir. Ancak bu öngörülebilirliğin sürdürülebilirliği anayasa sürecinin kapsayıcılığına bağlıdır.

Yeni anayasa münhasıran elitler arası bir pazarlık metni olarak kalırsa riskler artacaktır. Genç kuşakların temsil ve ifade taleplerinin karşılanmaması, bugün bastırılmış görünen sokak enerjisini biriktirecektir. Birkaç yıl içinde bu enerjinin daha sert ve radikalleşmiş biçimde geri dönmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Böyle bir senaryoda Tayland “seçimle gelen muhafazakârlar”, “sokakta yükselen reformcular” ve “arada pusuya yatan ordu” üçgeninde yeni bir tıkanma döngüsüne sürüklenecektir.

Uzun vadeli stratejik resim açısından 8 Şubat, Tayland’ın bir “rejim kırılması”ndan ziyade kendi güvenlik devletini modernize etmeye çalışan bir ara eşikte durduğunu göstermektedir. Bhumjaithai’nin zaferi, kraliyetçi-muhafazakâr blokun sandıkta sürdürülebilir bir “sivil taşıyıcı” bulduğunu ilan etmektedir. Bu gelişme, ordu için siyasete doğrudan müdahalenin maliyetini yükseltmektedir. Bununla birlikte anayasa yazım süreci gerçekten derinleştirilemezse kazanılan zaman bir ertelemeden ibaret kalacaktır. Senato ve yargı eliyle yürütülen siyaset mühendisliği araçlarının anlamlı biçimde sınırlandırılması faydalı bir strateji olacaktır. Tam da bu nedenle 8 Şubat seçimi, Tayland’ı istikrarın güvenli limanına demirleyen bir nihai varış noktası değildir. Seçimler, iç reformun temposu ile dış baskıların sertliği arasında ince bir hatta ilerlemek zorunda olan bir “geçiş iskelesi” olarak görülebilir.

[i] “Thailand 2026 Election Results: A Conservative Win, Strong Support for Change”, Chiang Rai Times, 9 Şubat 2026, https://www.chiangraitimes.com/politics/thailand-2026-election-results/amp/, (Erişim Tarihi: 10.02.2026).

[ii] “Thailand’s Bhumjaithai set for coalition talks after surprise election win”, Al Jazeera, 9 Şubat 2026,  https://www.aljazeera.com/news/2026/2/9/thailands-bhumjaithai-set-for-coalition-talks-after-surprise-election-win, (Erişim Tarihi: 10.02.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler