Aylar süren karşılıklı sert açıklamaların ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ile Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği yaklaşık iki saatlik görüşme, iki ülke ilişkilerinde dikkat çekici bir ton değişimine işaret etmektedir. Daha önce Petro’yu narkotik madde ticaretine göz yummakla suçlayan ve askeri müdahaleyi ima eden Trump’ın görüşme sonrası Kolombiyalı lideri “harika” olarak nitelendirmesi, diplomatik atmosferde belirgin bir yumuşamaya işaret etmektedir.[1]
Petro da benzer biçimde toplantıyı iyimser ve yapıcı olarak tanımlamış, özellikle narkotik madde kaçakçılığıyla mücadele ve bölgesel enerji işbirliklerinin gündemde olduğunu belirtmiştir. Bu tablo, Washington ile Bogota arasında gerilimden kontrollü diyaloğa doğru bir geçiş yaşanabileceğini düşündürmektedir.
Trump ile Petro arasındaki ilişkiler uzun süre kişisel polemikler üzerinden şekillenmiştir. ABD Başkanı’nın Kolombiya liderini “çok hasta bir ülkenin yöneticisi” olarak tanımlaması ve narkotik madde ticaretiyle ilişkilendirmesi, Bogota yönetiminin diplomatik protestosuna yol açmıştır. Buna karşılık Petro da Washington’u egemen devletleri “imparatorluğun parçası” gibi görmekle suçlamıştır.[2]
Bu nedenle Beyaz Saray’daki buluşma yalnızca rutin bir liderler görüşmesi değil, aynı zamanda potansiyel bir yumuşama momenti olarak değerlendirilmiştir. İki öngörülemez liderin bir araya gelmesi ya ilişkilerin onarılabileceği ya da yeni bir krize yol açılabileceğini düşündürmektedir. Diplomaside bu tür temaslar genellikle üç amaca hizmet etmektedir: gerilimi kontrol altına almak, müzakere kanallarını açık tutmak ve stratejik çıkarların tamamen kopmasını önlemek. Trump ve Petro görüşmesi de bu çerçeveye oturmaktadır.
Toplantının en dikkat çekici başlıklarından biri, Venezuela gazının Kolombiya üzerinden ihraç edilmesi ihtimali olmuştur. Bu öneri, Latin Amerika enerji jeopolitiği açısından üç önemli sonucu beraberinde getirebilir. İlk olarak, Venezuela’nın enerji sektörünün yeniden bölgesel ekonomiye entegre edilmesi gündeme gelebilir. İkinci olarak Kolombiya, transit ülke konumuyla stratejik önem kazanabilir. Üçüncü olarak ise ABD, yaptırımlar ve rekabet politikaları nedeniyle dışlandığı enerji alanlarında dolaylı nüfuz elde edebilir.
Petro’nun “üç ülkenin de rekabet ve yaptırımlar nedeniyle kaybettiğini” vurgulaması, bu girişimin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda politik bir normalleşme arayışı olduğunu göstermektedir.[3] Dolayısıyla enerji konusu, Washington-Bogota hattını Karakas’a bağlayan üçlü bir jeopolitik eksenin oluşabileceğine işaret etmektedir.
Görüşmede öne çıkan bir diğer başlık ise narkotik madde kaçakçılığıyla mücadele olmuştur. Trump, iki ülkenin narkotikle mücadele daha yakın işbirliği vurgusu yaparken, Petro üst düzey kartellerin hedef alınması gerektiğini savunmuştur. Kolombiya lideri ayrıca uluslararası ölçekte faaliyet gösteren büyük narko baronlarının yakalanması için ABD’den destek istemiştir. Bu yaklaşım, geleneksel “kaynak ülkeyi bastırma” stratejisinden ziyade küresel suç ağlarını hedef alan daha geniş bir güvenlik paradigmasına işaret etmektedir.
Bununla birlikte tarafların yöntem konusunda tamamen uzlaştığını söylemek güçtür. Petro, narkotik sorununa farklı perspektiflerden bakıldığını kabul ederek bazı yaklaşımların daha “agresif”, bazılarının ise daha kolektif olduğunu ifade etmiştir.[4] Bu ifade, işbirliği kadar stratejik görüş ayrılıklarının da sürdüğünü göstermektedir.
Tarafların Kolombiya’daki Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) gerilla grubuna karşı mücadelede de ortak hareket etme sözü vermesi, görüşmenin doğrudan güvenlik boyutunu ortaya koymaktadır. Kolombiya’da ELN ve diğer silahlı gruplar arasındaki çatışmaların kitlesel yerinden edilmelere yol açtığı düşünüldüğünde, Washington’un desteği Bogota için kritik olabilir. Ancak bu durum aynı zamanda ABD’nin Latin Amerika’daki güvenlik mimarisine yeniden daha aktif biçimde dahil olabileceği anlamına da gelmektedir.
Trump yönetiminin Petro’ya yönelik yaptırımlar üzerinde çalıştığını açıklaması, görüşmenin bir pazarlık zemini içerdiğini düşündürmektedir. Daha önce Petro ve ailesine yönelik yaptırımların uygulandığı ve bu yaptırımların ziyaret için geçici olarak kaldırıldığı bildirilmiştir. Yaptırımlar, ABD dış politikasının en önemli baskı araçlarından biridir. Ancak bu araç çoğu zaman müzakere sürecinin parçası olarak kullanılır. Dolayısıyla Washington’un yaptırım kartını tamamen kaldırmak yerine “koşullu esneklik” stratejisi izliyor olması muhtemeldir.
Petro’nun Trump’tan Kolombiya ile Ekvador arasındaki ticaret geriliminde arabuluculuk talep etmesi, ABD’nin Latin Amerika’daki geleneksel “dengeleyici güç” rolünün hâlen sürdüğünü göstermektedir. Bu tür talepler, Washington’un bölgesel düzen kurucu kapasitesinin tamamen aşınmadığını; aksine bazı krizlerde hâlâ merkezi aktör olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Petro’nun “o da düşüncelerini değiştirmedi, ben de değiştirmedim” sözleri, görüşmenin ideolojik bir uzlaşıdan ziyade pragmatik çıkarlar üzerine kurulduğunu göstermektedir. [5]
Petro’nun “Amerikalar’ı yeniden büyük yapacak bir yaşam paktı” çağrısı ise sembolik bir diplomatik dil olarak öne çıkmaktadır.[6] Bu söylem, rekabet yerine bölgesel ortaklık fikrini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Her ne kadar somut bir anlaşma açıklanmamış olsa da görüşmenin dostane atmosferi, ilişkilerin tamamen kopmasının önüne geçildiğini göstermektedir. Ancak Venezuela politikası ve narkotik madde akışının nasıl durdurulacağı gibi konularda derin görüş ayrılıklarının sürdüğü de belirtilmektedir. Dolayısıyla bu temas, kesin bir ittifak dönüşümünden ziyade kontrollü bir normalleşme olarak okunabilir.
Trump-Petro görüşmesi, Latin Amerika siyasetinde ideolojik kutuplaşmanın yerini giderek pragmatik işbirliklerine bırakabileceğini göstermektedir. Enerji projeleri, narkotikle mücadele ve bölgesel diplomasi gibi alanlarda ortaya çıkan ortak zemin, iki ülkenin tamamen zıt kamplarda konumlanmasının maliyetli olabileceğini hatırlatmaktadır. Ancak bu yumuşamanın kalıcı olup olmayacağı belirsizdir. Liderler arasındaki kişisel retorik, yaptırım politikaları ve Venezuela dosyası gibi başlıklar, ilişkilerin yeniden gerilemesine neden olabilecek potansiyel kırılganlık alanlarıdır.
Son tahlilde bu görüşme, ABD ile Latin Amerika arasındaki ilişkilerin artık yalnızca hegemonya tartışmaları üzerinden değil; karşılıklı bağımlılık, güvenlik ve enerji gibi çok katmanlı çıkarlar üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Eğer taraflar bu pragmatik çizgiyi sürdürebilirse, Washington-Bogota hattı bölgesel istikrarın önemli sütunlarından biri hâline gelebilir. Aksi durumda ise bu diplomatik yumuşama, yalnızca kısa süreli bir taktik manevra olarak tarihe geçebilir.
[1] Debusmann Jr., Bernd. “Trump Hails White House Talks with ‘Terrific’ Petro, After Months of Trading Barbs”, BBC News, https://www.bbc.com/news/articles/c4g01vlwqp5o, (Erişim Tarihi: 08.02.2026).
[2] Aynı yer.
[3] Aynı yer.
[4] Aynı yer.
[5] Aynı yer.
[6] Madhani, Aamer, Astrid Suarez, and Ben Finley. “Trump Calls Colombia’s Petro ‘Terrific’ After White House Meeting While Downplaying Past Insults”, AP News, https://apnews.com/article/trump-colombia-petro-venezuela-36bc47d628886ea20c471a63156ec550, (Erişim Tarihi: 08.02.2026).
