Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın, Chicago ve Los Angeles başta olmak üzere bazı Amerikan şehirlerinden Ulusal Muhafız birliklerini geri çektiğini açıklaması, yalnızca taktiksel bir güvenlik kararı olarak değil; ABD’de yürütme yetkisinin sınırları, federalizm ilkesi ve demokratik denge-denetim mekanizmalarının işleyişi açısından son derece kritik bir gelişme olarak okunabilir.[i] Bu karar, ABD Yüksek Mahkemesi’nin yakın zamanda verdiği ve Trump’ın Chicago’da askerî güçleri iç güvenlik amacıyla kullanamayacağına hükmeden kararın hemen ardından gelmiştir. Dolayısıyla mesele, yalnızca askerlerin sahadan çekilmesi değil; başkanlık yetkisinin anayasal sınırlarının yeniden çizilmesidir.
ABD siyasi sisteminde Ulusal Muhafızlar, olağan koşullarda eyalet valilerinin yetkisi altında bulunan askerî yapılardır. Başkan, yalnızca çok sınırlı ve istisnai durumlarda (örneğin isyan, dış tehdit veya federal yasaların uygulanmasının fiilen imkânsız hâle gelmesi gibi) bu güçleri federal kontrol altına alabilir. Trump’ın Demokratlar tarafından yönetilen şehirlerde asker konuşlandırma girişimi ise, bu istisnai durumların hukuki sınırlarını zorlamış ve doğrudan federalizm tartışmasını tetiklemiştir.
Nitekim Chicago için verilen yüksek mahkeme kararı, başkanın “kamu düzeni” gerekçesiyle askerî güç kullanmasının otomatik ve sınırsız bir yetki olmadığını net biçimde ortaya koymuştur. Bu karar, yürütme organının güvenlik söylemi üzerinden yerel yönetimleri bypass etme girişimlerine karşı güçlü bir anayasal fren mekanizması işlevi görmüştür.
Trump, Ulusal Muhafızların konuşlandırılmasını savunurken iki temel argümanı sürekli olarak öne çıkarmıştır: artan suç oranları ve yasadışı göç. Ancak bu söylem, özellikle Demokratların yönettiği büyük şehirleri hedef alması nedeniyle birçok çevre tarafından siyasi olarak araçsallaştırılmış bir güvenlik diskuru olarak değerlendirilmiştir.
Bu bağlamda Trump’ın “suç yeniden tırmandığında daha güçlü biçimde geri döneriz” ifadesi, yalnızca bir uyarı değil; aynı zamanda merkezî yürütmenin, yerel yönetimlerin başarısızlığı anlatısı üzerinden meşruiyet üretme çabası olarak da okunabilir.[ii] Güvenlik tehdidinin sürekliliği vurgusu, başkanlık yetkisinin genişletilmesi için zemin hazırlayan klasik bir siyasi stratejiye işaret etmektedir.
ABD Yüksek Mahkemesi’nin kararı, bu süreçte yalnızca hukuki değil, kurumsal ve sembolik bir anlam da taşımaktadır. Trump’la Illinois arasında görülen dava, Amerikan sisteminde yargının hâlâ yürütme karşısında etkili bir denge unsuru olabildiğini göstermiştir. Bu yönüyle karar, Trump döneminde sıkça dile getirilen “kurumsal aşınma” eleştirilerine karşı demokratik dayanıklılığın bir örneği olarak da değerlendirilebilir.
Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson’ın kararı “demokrasiye yönelik gerçek bir tehdidin tanınması” olarak nitelendirmesi, yerel yönetimlerin bu hukuki süreci yalnızca teknik değil, rejimsel bir mesele olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.[iii]
Kaliforniya cephesinde ise söylem çok daha serttir. Eyalet Valisi Gavin Newsom’un Trump’ın geri adımını “yasa dışı bir yıldırma taktiğinin sonu” olarak tanımlaması, federal-eyalet ilişkilerindeki gerilimin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ideolojik bir zeminde ilerlediğini göstermektedir. Newsom’un “Sen beni kovamazsın, ben istifa ediyorum.” benzetmesi, Trump’ın kararını gönüllü bir geri çekilmeden ziyade zorunlu bir kabulleniş olarak çerçevelemektedir.[iv]
Bu dil, ABD siyasetinde giderek sertleşen kutuplaşmanın güvenlik ve hukuk gibi alanlara da doğrudan yansıdığını ortaya koymaktadır. Askerî güç kullanımı gibi son derece hassas bir meselenin dahi açık bir parti ayrışması içinde tartışılması, Amerikan demokrasisinin güncel kırılganlıklarını gözler önüne sermektedir.
Trump’ın açıklamasında dikkat çeken bir diğer unsur, Washington’un bu geri çekilmenin dışında tutulmasıdır. Başkentte askerî varlığın sürmesi, Trump’ın federal yetkisini tamamen terk etmediğini, aksine hukuken daha az tartışmalı alanlarda muhafaza etmeyi tercih ettiğini göstermektedir. Bu durum, ileride benzer güvenlik krizlerinde yürütmenin nasıl bir yol izleyeceğine dair önemli ipuçları sunmaktadır.
Son kertede Trump’ın Ulusal Muhafızları bazı şehirlerden geri çekme kararı, yüzeyde bir “geri adım” gibi görünse de derinlemesine incelendiğinde anayasal sınırların zorlandığı ve ardından yeniden tanımlandığı bir güç mücadelesinin geçici durağı olarak değerlendirilebilir. Bu süreç, ABD’de demokrasinin yalnızca seçimlerle değil; mahkemeler, eyalet yönetimleri ve kurumsal direnç mekanizmalarıyla ayakta kaldığını bir kez daha göstermiştir.
Ancak Trump’ın “daha güçlü bir biçimde geri dönebiliriz” mesajı, bu tartışmanın kapanmadığını, aksine gelecekte farklı kriz başlıkları altında yeniden gündeme gelebileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla mesele, askerlerin bugün sahada olup olmamasından ziyade, yarın kimin, hangi gerekçeyle ve hangi anayasal sınırlar içinde karar vereceği sorusudur. Bu açıdan bakıldığında, yaşananlar Amerikan demokrasisi için bir son değil; devam eden bir stres testi niteliği taşımaktadır.
Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus, Ulusal Muhafızların fiilen sahaya inmemiş olmasına rağmen yarattığı siyasal ve psikolojik etkidir. Chicago ve Portland’a gönderilen yüzlerce askerin henüz devriye görevi üstlenmemiş olması, meseleyi klasik bir güvenlik operasyonundan ziyade sembolik bir güç gösterisi hâline getirmiştir. Askerî varlığın kendisi, uygulanıp uygulanmadığından bağımsız olarak, yerel yönetimler ve kamuoyu üzerinde caydırıcı bir baskı unsuru olarak işlev görmüştür. Bu durum, çağdaş güvenlik siyasetinde fiilî müdahaleden çok müdahale ihtimalinin nasıl bir yönetim aracına dönüştüğünü göstermesi bakımından önemlidir.
Öte yandan bu süreç, Donald Trump’ın güvenlik ve hukuk arasındaki gerilimi bilinçli biçimde siyasal mobilizasyon aracı olarak kullandığını da ortaya koymaktadır. Yüksek Mahkeme kararına rağmen söylemsel sertliğin korunması ve “ileride daha güçlü dönme” vurgusu, hukuki yenilginin siyasal bir geri çekilme olarak kabul edilmediğini göstermektedir. Bu yaklaşım, yürütme organının anayasal sınırlarla karşılaştığında dahi meşruiyetini hukuktan ziyade seçmen desteği ve güvenlik kaygıları üzerinden yeniden üretme eğilimini yansıtmaktadır.
[i] Matza, Max. “Trump Says He Is Withdrawing National Guard Troops from Some US Cities”, BBC News, www.bbc.com/news/articles/c9dv1200j44o, (Erişim Tarihi: 04.01.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] Aynı yer.
[iv] Aynı yer.
